Bir Film Hakkında

O film hakkında yazdılar

Faust, Aleksandr Sokurov’un 'Gücün Doğası' adlı serisinin -serinin diğer filmleri: Moloch, Boğa (Telets) ve Güneş (Solntse)- son halkası. Sokurov, Venedik Film Festivali’nden Altın Aslan’la dönen filmde, adından anlaşılacağı üzere ünlü Alman yazar Goethe’nin Faust’unun modern bir yorumunu sunuyor. 19. yüzyılda geçen film, bilginin ve gücün peşindeki Dr. Faust’un, ruhunu şeytana satışı üzerinden, insan doğasının ‘dizginlenemeyen açlık’ını mercek altına almış.

Bire bir olmasa da, takındığı 'toplumcu-gerçekçi' duruşuyla, o dönemin büyük ustası Yılmaz Güney'in filmlerini hatırlatan Yusuf ile Kenan, bir zamanlar çocukların konuşmalarını dahi etkileyen o ağır, siyasi ve ideolojik havayı, sessiz çığlıklarla hissettiren bir yapım..

Hazır uzun zamandır beklenen filminin çıkmasını fırsat bilerek, sizleri çok sevdiğim paranormal dedektif Dylan Dog ile tanıştırmak istiyorum. Tanışma faslından sonra da filme bir...

On yedi yıllık süreçte çektiği dördüncü uzun metrajı Love’ın ilk on beş dakikasında seks, cinsel sıvılar, prezervatif kazası ve hamilelik testi gibi birbirinin peşine takılan öğeleri belli bir zaman diliminde öne arkaya sıçramalarla görselleştiren dahi yönetmen Gaspar Noé; hayatla ve önceki filmlerimle derdim bitmedi diyor adeta. Bu yazının amacı Love üzerine filmin kurgu anlayışını benimsemiş, sürpriz bozan bir zihin egzersizi yapmak.

Robert Redford’un hem yönetip hem de başrolünde yer aldığı Geçmişin Sırları (The Company You Keep) 1960’lardaki idealist gençlerin şimdiki durumlarına kısaca göz atarken oyuncularıyla da göz dolduruyor.

Konumuz, herhangi bir Zombi veya bilimkurgu filmi olabilecekken ötekileştirme üzerine sert sözleri olan iki politik film. Biri zombi korkusu diğeri uzaylı korkusu üzerinden ilerleyen,...

Diane Arbus fotoğraflarının, büyüklere yönelik -bir nevi- Alis Hârikalar Diyârı albümüne lâyık bir nitelik gösterdiğinden bahsedilir.. Onun hakkındaki bu film de -gayet doğru bir tercihle- bulduğu her fırsatta kahramanıyla birlikte -açılan tavşan deliğinden girerek- gerçek/sıkıcı dünyadan uzaklaşıyor ve seyircisiyle birlikte masalsı bir evrene yuvarlanıyor..

Cehenneme Bir Adım'ın devam filminin çekilmesi, beni hem heyecanlandırdı, hem de tedirgin etti. Heyecanlandırdı, çünkü devam filminde belki ilk filmdeki yaratıkların ne olduğuna dair bir hikaye geliştirilebilirdi. Böylesi bir senaryo da ilk filmin hikayesini derinleştirir ve en iyi devam filmleri arasına girebilirdi. Tedirginliğim de bu kez yönetmen koltuğunda Neil Marshall’ın olmaması yüzündendi. Yönetimi devralan John Harris, bu ilk sinema filminde muhtemelen riske girmeyecek, ilk filmin tarzını sürdürmeye çalışacaktı.

Hora (The Whore) Yönetmen: Reinert Kiil Senaryo: Reinert Kiil Yapım: Norveç, 2009, 89 dk. Oyuncular: Isabel Vibe, Jorgen Langhelle, Kenneth Falkenberg, Reinert Kiil, Gaute Naesheim

C Blok ile yönetmenlik hikâyesine başlayan Zeki Demirkubuz, Kıskanmak filmine kadarki süreçte sinema dilini oturtmuş, genelde ayaktakımı arasında gezinen kamerasıyla sokağın nabzını gayet iyi yoklamış, Türkiye sinema tarihinde çok da eşi benzeri görülmemiş türden edebi bir dil yaratmıştı.

Belki Haneke'nin son filminin ismi Fedakârlık ve bu filmin ismi Aşk olmalıydı. Hatta Istvan Szabo'nun (söz konusu iki filmin yanına yakışmasa da) Kapı'sına Sadakat ismi verilerek birbirine görünmez iplerle bağlı bir üçleme ortaya çıktığı bile düşünülebilir.
Ad