The Class-ik vs. the Cult-zilla

Klasik ve kült filmlere ayırdığımız bu kategori Metin Demirhan'a ithaf edilmiştir.

Ama gişeler bir dönemin sonu olduğunu söylüyordu. Peter Cushing ve Christopher Lee’nin başrolü oynadığı 1957 tarihli The Curse Of the Frankenstein’a (Frankenstein’ın Laneti) kadar bu duraklama dönemi devam edecekti.

Güven Yayınevi’nin 1944’te çıkarmaya başladığı Fantoma serisinin bu ilk kitabı aynı zamanda Latin harfleriyle yayımlanmış ilk Türkçe Fantoma romanı olma özelliği de taşıyor.

Bu filmin ardından 27 Godzilla filminin daha çekildiğini söyledikten sonra, 1954 yılında beyazperdeye yansıyan bu hikayenin Japonlar’ı ne kadar etkilediğini anlatmaya gerek yok herhalde.

Sessiz sinema döneminin hemen ertesinde, 1932’de çekilmiş kült bir film. MGM stüdyosunun o dönemde çok tutulan Drakula’lı, Frankenstein’lı korku filmlerinin yarattığı furyada para kazanmak...

İngiliz yönetmen Alfred Hitchcock (1899-1980) 60 yıllık kariyeri boyunca çektiği 50’den fazla filminde hep seyircilerine Küçük Alfred’in yaşadığına benzer bir korku yaşatmayı amaçladı. Korku motivasyonları farklılaşsa da, korkunun yaşı olmadığını keşfetmişti Hitchcock.

Bubba Ho-Tep Yönetmen: Don Coscarelli Oyuncular: Bruce Campbell, Ossie Davis

Le notti bianche, Fyodor Dostoyevski’nin 1848’de yazdığı, ilk yazarlık dönemi üretimlerinden Belye nochi hikâyesinin -aslında kısa romanının (novella)-, İtalyan Yeni Gerçekçiliği’nin lokomotif ismi Luchino Visconti tarafından, 1950’ler İtalya’sına göre modernize edilmiş uyarlaması. Daha önce birçok kez beyazperdeye, beyazcama aktarılan –ve daha sonra da aktarılacak olan- Beyaz Geceler’in en bilindik uyarlaması bu.

“Il Decameron”, Pasolini’nin kışkırtıcılıkta tepe noktasına çıktığı “Salo ya da Sodom'un 120 Günü”ne –ya da kısaca “Salo” ("Salò o le 120 giornate di Sodoma", 1975) giden filmografisindeki en keskin dönemeçtir kanımca.

Robert Bresson’un literatürde en çok öne çıkan filmlerinden biri olan “Bir İdam Mahkumu Kaçtı” (Un condamné à mort s'est échappé ou Le vent souffle où il veut, 1956); Nazi işgali altındaki Fransa’nın Lyon kentindeki bir hapishanede geçer. Adından da anlaşılacağı üzere, Fontaine (François Leterrier) adındaki bir idam mahkumunun kaçışına odaklanır film.
Ad