The Class-ik vs. the Cult-zilla

Klasik ve kült filmlere ayırdığımız bu kategori Metin Demirhan'a ithaf edilmiştir.

İçinde bulunduğumuz çağda süper kahramanlara her zamankinden daha çok ihtiyaç var. Lâkin süper kahraman çıkartmak öyle her ülke için o kadar kolay değil. Süper kahraman çıkartabilmek için savunma sanayinin bir gereği olarak önce biraz komşu ülkeler kolaçan edilir, göze kestirilen süper kahraman modeli tırtıklanarak, mümkünse yerel değerler katılarak mevcudiyete getirilir. İşte 1975 tarihli The Super Inframan adlı film, Çin’in ilk süper kahraman öyküsünü, tam da tanımladığım şekilde anlatıyor.

Forest, Barbarella’yı yaratırken o dönemin seks idolü Brigitte Bardot’dan ilham almıştı. De Laurentiis ise tercihini o zamanki karısından, Jane Fonda’dan yana kullandı. Yönetmen koltuğuna da Roger Vadim oturdu.

Sinema söz konusu olduğunuda dahi olarak nitelenmeyi sonuna kadar hak eden Akira Kurosawa ilkokul döneminde tıpkı Einstein’ın çocukluğundaki gibi zeka geriliğinden muzdarip bir çocuk...

Luchino Visconti’nin James M.Cain’in ünlü romanı Postacı Kapıyı İki Kere Çalar’ından serbestçe uyarladığı 1943 tarihli filmi Tutku (Ossesione) İtalyan Yeni Gerçekçilik akımının habercisi; Roberto Rossellini’nin 1945 tarihli filmi Açık Şehir Roma (Roma Citta Apperta) ise geleceğin sinemacılarının feyz alacağı bir okula dönüşecek olan bu akımın ilk resmi şahikasıdır.

Navoja bir anne ve Alman kökenli bir babanın çocuğu olan John Rambo, tam adıyla Johnathon James Rambo askere gönüllü yazıldı. Savaş çıktığında Vietnam’a gönderilen ilk birliklerdeydi. İki sene sonra A.B.D.ye döndü ve Özel Güçler’de eğitim görüp bir ölüm makinesi haline geldikten sonra Vietnam’a geri döndü.

Le notti bianche, Fyodor Dostoyevski’nin 1848’de yazdığı, ilk yazarlık dönemi üretimlerinden Belye nochi hikâyesinin -aslında kısa romanının (novella)-, İtalyan Yeni Gerçekçiliği’nin lokomotif ismi Luchino Visconti tarafından, 1950’ler İtalya’sına göre modernize edilmiş uyarlaması. Daha önce birçok kez beyazperdeye, beyazcama aktarılan –ve daha sonra da aktarılacak olan- Beyaz Geceler’in en bilindik uyarlaması bu.

Kariyerine BBC’de “The Goon Show” isimli kurmaca bir programda seslendirme yaparak başlayan Peter Sellers, “The Ladykillers” (1955) ve “Lolita” (1962) gibi önemli filmlerde yer almasına rağmen, hala alelade bir oyuncu olarak anılıyordu. Ta ki, 1963 yılına; “The Pink Panther” filmine dek.

Riki-Oh, aslında 1988-90 yılları arasında önce Bussiness Jump’ta, daha sonra 12 cilt kitap halinde yayınlanmış bir manga. Yani Japon menşeili.

Şu sıralar DVD raflarında boy gösteren box set’lerin en göz alıcıları 50’li ve 60’lı yılların İtalyan filmlerine ait. İtalyan sinemasının en verimli olduğu bu dönemlerde kameraların arkasında De Sica, Visconti, Antonioni gibi dev yönetmenler vardı.

İngiliz yönetmen Alfred Hitchcock (1899-1980) 60 yıllık kariyeri boyunca çektiği 50’den fazla filminde hep seyircilerine Küçük Alfred’in yaşadığına benzer bir korku yaşatmayı amaçladı. Korku motivasyonları farklılaşsa da, korkunun yaşı olmadığını keşfetmişti Hitchcock.

“Kült”lük mertebesine kurulmuş efsanevi bilim-kurgu filmi Blade Runner kimi sinemaseverler için adeta kutsaldır. Ama onların bile yanıtından emin olamadıkları çok önemli bir soru geriye kalmıştır bu filmden; “Deckard bir android miydi?”
Ad