The Class-ik vs. the Cult-zilla

Klasik ve kült filmlere ayırdığımız bu kategori Metin Demirhan'a ithaf edilmiştir.

Sessiz sinema döneminin hemen ertesinde, 1932’de çekilmiş kült bir film. MGM stüdyosunun o dönemde çok tutulan Drakula’lı, Frankenstein’lı korku filmlerinin yarattığı furyada para kazanmak...

De Palma teknik olarak Hitchcock'tan etkilendiğini hiç inkar etmez, hatta Hitchcock'un müzik direktörü Bernard Herrmann ile beraber çalışarak bu durumun altını bile çizer.

İngiliz yönetmen Alfred Hitchcock (1899-1980) 60 yıllık kariyeri boyunca çektiği 50’den fazla filminde hep seyircilerine Küçük Alfred’in yaşadığına benzer bir korku yaşatmayı amaçladı. Korku motivasyonları farklılaşsa da, korkunun yaşı olmadığını keşfetmişti Hitchcock.

Güven Yayınevi’nin 1944’te çıkarmaya başladığı Fantoma serisinin bu ilk kitabı aynı zamanda Latin harfleriyle yayımlanmış ilk Türkçe Fantoma romanı olma özelliği de taşıyor.

1980’lerle birlikte kelimenin tam manasıyla azan video piyasası, perde filmlerinin yanında video filmlerinin de üretimini teşvik eder hale gelmişti. Biçim olarak değil ama endüstriyel manada Amerikan Bağımsızı’nın doğuşu tam da bu yıllara rastlıyordu. Bu dönemde üretilen filmlerin birçoğunun ismi bugün anılmıyor olabilir. Fakat trash olarak tasnif edilen binlerce filmin arasından sıyrılabilenler zamanla kültleşip müstesna bir değer olarak adını yazdırdı sinema tarihine.

Sinema bir düştü ve özel efekt ustası Ray Harryhausen dinozorları, canavarları, uzaylıları ve türlü çeşit yaratıkları ile o düşü ikiyle çarptı. Üstelik ortaya çıkan fantastik sonucu da beyazperdede görünür kıldı. DVD’si çıkan Titanların Savaşı (Clash of the Titans), Harryhausen’ın yapımcılığını da üstlendiği 1981 tarihli filmin yeniden çevrimi.

Luchino Visconti’nin James M.Cain’in ünlü romanı Postacı Kapıyı İki Kere Çalar’ından serbestçe uyarladığı 1943 tarihli filmi Tutku (Ossesione) İtalyan Yeni Gerçekçilik akımının habercisi; Roberto Rossellini’nin 1945 tarihli filmi Açık Şehir Roma (Roma Citta Apperta) ise geleceğin sinemacılarının feyz alacağı bir okula dönüşecek olan bu akımın ilk resmi şahikasıdır.

Türün mihmandarları George Romero ve Lucio Fulci’den bu yana zombiler neredeyse her nevi şekle girdiler. 2000’lerde ise türde büyük bir dönüşüm yaşandı. O ağır aksak yeraltı yaratıkları yerini, 28 Gün Sonra (28 Days Later) örneğinde olduğu gibi, daha hızlı ve tehlikeli modern zombilere bıraktı. Tam bu esnada 80’lerdeki tür sentezi metodunu kullandığı Shaun of the Dead filmiyle sinema tarihinin görüp görebileceği en iyi zombi parodisine imza atan Edgar Wright, türü tamamen farklı bir düzleme taşıdı. Zombieland için bu köşe taşının takipçisi diyebiliriz rahatlıkla. Fakat Shaun of the Dead'den farklı olarak türü tamamen parodize etmekten kaçınan film, hafif korkuya öykünen bol gore soslu yapısını Amerikan tarzı bir komedi anlayışına yaslayan ayrıksı bir deneme aslen.

Macar Yönetmen Zoltan Fabri’nin Türkiye’de “Cehennemde İki Devre” olarak bilinen 1963 yapımı filminin Futbol-sinema ilişkisi ele alındığında bu alanın en klasik eseri olduğu rahatlıkla söylenebilir.

Riki-Oh, aslında 1988-90 yılları arasında önce Bussiness Jump’ta, daha sonra 12 cilt kitap halinde yayınlanmış bir manga. Yani Japon menşeili.

Robert Bresson’un literatürde en çok öne çıkan filmlerinden biri olan “Bir İdam Mahkumu Kaçtı” (Un condamné à mort s'est échappé ou Le vent souffle où il veut, 1956); Nazi işgali altındaki Fransa’nın Lyon kentindeki bir hapishanede geçer. Adından da anlaşılacağı üzere, Fontaine (François Leterrier) adındaki bir idam mahkumunun kaçışına odaklanır film.
Ad