
Sinemasız kalmayın çünkü sinema hayatı "eşsiz" kılar.
15 Haz
Guillermo Arriaga, dünya sinemasının en önemli isimlerinden biri kuşkusuz. Senaryosunu yazdığı ve çok büyük bir çıkış yaptığı Amores Perros (2000) filminde Alejandro González Iñárritu ile olan ortaklığını 21 Grams (2003) ve Babel (2006) ile başarıyla devam ettirdi. Amerikan sinemasının en büyük oyuncularından Tommy Lee Jones‘un yönettiği ilk sinema filmi The Three Burials of Melquiades Estrada (2005)’nın senaryosu da ona ait. Daha önce bir belgesel ve kısa film çekmiş olan Arriaga, hem yazıp hem de yönettiği Burning Plain ile !f Film Festivali’nden sonra sinemalarımızda gösterime girdi.
13 Haz
Çizgi roman kültürüm bildiğimiz Teksas ve Tommiks’le başladı. Ardından Amerikan süper kahramanları geldi tabii. 90′lara gelindiğinde ülkemizdeki çizgi roman okurları büyümüş, artık okumayı bırakmıştı ve yeni nesil ilgi göstermiyordu. Yerli ve yabancı çizgi roman yayımcılığı bu işe gönül vermiş insanların çabalarıyla düşük debide devam ediyor hâlâ, ama dünyadaki mevcut çeşitliliği yansıtmanın çok uzağındayız.
8 Haz
Acı anlatılmaz bir duygudur. Hangi kelimeleri, hangi yöntemi kullanırsanız kullanın yaşadığınız ızdırabı karşınızdakine birebir aktaramazsınız. O insan, sizinkine benzer, hatta aynı acı deneyimi yaşasa dahi, sizinle aynı duyguları hissetmez, çünkü hepimiz farklıyız; farklı kişiliklere, farklı deneyimlere, farklı dünyalara sahibiz. Aynı duyguları hissetmek için yaşamımızı, dolayısıyla benliklerimizi eşitlemeliyiz, bir olmalıyız. Bu mümkün olmadığına göre hepimiz yalnızız.
1 Haz
2000 tarihli X-Men filminin başarısı devam filmlerinin yanı sıra televizyonda Heroes dizisine ve şimdi de Push filmine yol açtı.
25 May
Politik drama türünün çok büyük bir takipçisi değilim. Çok abartılı olabilir, ama bu türdeki iyi filmler kısa ya da uzun süre yaralıyor insanı -insanın kendisiyle ilgili olarak.
18 May
Öldükten sonra yaşayamaya devam edenlerin tehlikesini biliyoruz: sanatçılar, dinsel figürler ve liderler. Günlük hayatımızda “öteki” hakkında konuşmanın kaçınılmazlığı ve imkânsızlığı bir arada ve ortadayken öldükten sonra bile yaşayanlar hakkında ne denebilir? Olsun, denemekten kaçmayalım…
11 May
Amerikalılar iki boyutlu animasyonu Japon meslekdaşlarına terk edip neredeyse bütün mesailerini üç boyutlu animasyona harcamaktalar. Pixar‘ın saltanat koltuğuna oturduğu bu alanda diğer stüdyolar da ürün vermekten geri kalmıyorlar tabii. Sinema salonlarımızdaki son örneği ise adı pek duyulmamış Fransız bir şirket olan Sparx Stüdyoları yapımı Igor.
4 May

![]()
Korku türü 80′lerden sonra sürekli olarak “öldü” ithamıyla karşı karşıya. Ancak bunun arkasında Amerika var (zaten bütün kötülüklerin anası Amerika değil mi?). Sinema “sektör”ünün lideri olarak Amerika’nın korku türünde seyirciyi genellikle hayal kırıklığına uğrattığını düşünürsek, sinemayı sadece Amerikan filmleriyle değerlendirenler için bu tür değerlendirmeler yapılması normal. Oysaki son dönemde Uzakdoğu, İspanya ve Fransa’dan gelen filmler bunun aksini gösteriyor.
2 May

Shakespeare “Hayat bir sahnedir, bizler de oyuncular,” derken kurgusallığa dolaylı bir gönderme yapmış oluyordu. Onun kastettiği yönetmen Tanrı’ydı elbet, oyuncular da önceden yazılmış senaryoyu (kaderi) takip ediyorlardı. Sartre‘ın kesinlikle karşı olduğu bu düşüncede postmodernist bir uyarlama yapmak istesek Charlie Kaufman kadar başarılı olabilir miydik acaba?
27 Nis
X-Men‘in sinemaya aktarılacağını duyduğumda ikircikli bir tavrım olmuştu. Bryan Singer, The Usual Suspects ile müthiş çıkış yapmış bir yönetmendi, ama X-Men gibi (Amerikan anaakım standartlarına göre) derinlikli, renkli ve çok karakterli bir çizgi romanın altından nasıl kalkacaktı?
Son Yorumlar