
Sinemasız kalmayın çünkü sinema hayatı "eşsiz" kılar.
11 May
Amerikalılar iki boyutlu animasyonu Japon meslekdaşlarına terk edip neredeyse bütün mesailerini üç boyutlu animasyona harcamaktalar. Pixar‘ın saltanat koltuğuna oturduğu bu alanda diğer stüdyolar da ürün vermekten geri kalmıyorlar tabii. Sinema salonlarımızdaki son örneği ise adı pek duyulmamış Fransız bir şirket olan Sparx Stüdyoları yapımı Igor.
4 May

![]()
Korku türü 80′lerden sonra sürekli olarak “öldü” ithamıyla karşı karşıya. Ancak bunun arkasında Amerika var (zaten bütün kötülüklerin anası Amerika değil mi?). Sinema “sektör”ünün lideri olarak Amerika’nın korku türünde seyirciyi genellikle hayal kırıklığına uğrattığını düşünürsek, sinemayı sadece Amerikan filmleriyle değerlendirenler için bu tür değerlendirmeler yapılması normal. Oysaki son dönemde Uzakdoğu, İspanya ve Fransa’dan gelen filmler bunun aksini gösteriyor.
2 May

Shakespeare “Hayat bir sahnedir, bizler de oyuncular,” derken kurgusallığa dolaylı bir gönderme yapmış oluyordu. Onun kastettiği yönetmen Tanrı’ydı elbet, oyuncular da önceden yazılmış senaryoyu (kaderi) takip ediyorlardı. Sartre‘ın kesinlikle karşı olduğu bu düşüncede postmodernist bir uyarlama yapmak istesek Charlie Kaufman kadar başarılı olabilir miydik acaba?
27 Nis
X-Men‘in sinemaya aktarılacağını duyduğumda ikircikli bir tavrım olmuştu. Bryan Singer, The Usual Suspects ile müthiş çıkış yapmış bir yönetmendi, ama X-Men gibi (Amerikan anaakım standartlarına göre) derinlikli, renkli ve çok karakterli bir çizgi romanın altından nasıl kalkacaktı?
25 Nis

![]()
İktidar her yerdedir, ondan kaçamayız. Toplumsal hayatımızın temelidir, yaşamımızı biçimlendirir. Doğduğumuz andan itibaren iktidarın baskısı altında kalırız, kendi iktidarımızı bir şekilde birilerine dayatırız. İktidar sadece bireylerin ya da toplulukların edimlerinden kaynaklanmaz; ideolojiler, inançlar ve dil en yaygın iktidar biçimleridir mesela. Kavramsal olarak soyut, ama gündelik hayat içinde alabildiğine somuttur. Hangi düzeni yıkarsak yıkalım, yerine bir “düzen” değil de bir “durum” yaratalım; bir iktidar biçimi yine hayatımızın içinde yer eder. Toplumsallığı tamamen yok etsek, tek başımıza bile kalsak çare değil: Kendi kendimizin esiriyizdir, benliğimizin kendi üstümüzdeki iktidarını yok etmek için kendimizi yok etmemiz gerekir.
20 Nis

![]()
İntihar, bazı kültürlerde insanın onuru için başvurduğu bir yöntem, çoğu kültürde de en büyük günahlardan biri olarak görülüyor; ama hiçbiri intiharları tamamen engellemiyor tabii. Üstelik bazı intiharlar romantizmin temellerini inşa etmiş; bizde Ferhat ile Şirin, Batı’da Romeo ve Juliet mesela. Yok, Camus gibi intihar üzerine felsefe inşa etmeyeceğim, amacım anlatacağım filmin sıradışılığını belirginleştirmek.
17 Nis
John Grisham sağolsun, Hollywood hukuk dünyasında geçen çok sayıda gerilim filmini seyirciye ulaştırdı. Gerçi ülkemizde avukatlar hakkında ABD’de olduğu kadar kötü nitelemeler yapılmıyor, ama bunun sebebi bizdeki avukatların kendilerini kutsal adalet davasına adamış birer nefer olarak görülmesi değil.
16 Nis
Birinci Dünya Savaşı’ndan bir sahneyle başlıyor film. Çatışmanın olanca şiddetiyle sarsılan bir mevzinin önünde bağdaş kurmuş, elindeki deftere yazmakta olan bir adam silah arkadaşlarını olduğu kadar bizi de şaşırtıyor. Arka plandan gelen ses hem durumu izah ediyor hem de günümüze, Oxford Üniversitesi’ndeki bir derse getiriyor bizi.
13 Nis
Ed Harris, kendine özgü karizmasını canlandırdığı her karaktere -filmin önüne geçmeden- taşıyan biri olarak en beğendiğim oyunculardandır. Özellikle Elia Kazan‘a onur Oscar’ı verildiği sırada neredeyse bütün salon ayakta alkışlarken koltuğunda kıpırdamadan oturup anlamlı bir şekilde sahneye bakışını da unutamam (Elia Kazan, Mc Carthy döneminde komisyona ifade verip pek çok sinema emekçisinin işsiz kalmasına, sürgün edilmesine katkıda bulunmuş biriydi ve bu yaptıklarının hep arkasında durdu).
(daha fazla…)
11 Nis
II. Dünya Savaşı sonrası – Almanya. Michael, kendisinden yaşça büyük Hanna’ya aşık olur. Hanna‘nın bir gün ansızın ortadan kaybolması ile ilişkileri sona erer. 8 yıl sonrasında, bir hukuk öğrencisi olarak hayatına devam eden Michael, savaş suçları mahkemesinde gözlemcilik yaparken Hanna‘yı sanık sandalyesinde otururken görünce gözlerine inanamaz. Michael ikisinin de hayatını derinden etkileyecek bir sırrı gün yüzüne çıkarır.
Son Yorumlar