The Invasion of DVD-snatchers

Bir DVD çıktı diyeler, üç gün geçmeden duyalar

Camden Town, Londra, 1970. West End’de oyunu sergilenen yazar Alan Bennett bir ev alıp taşınır ve çok geçmeden mahallenin meczubu, minibüsünde yaşayan ilginç bir kadın ile tanışır.

Bu hafta ev sinemasında son Oscar töreninde boy göstermiş filmler var.

Sinema tarihini değiştiren yönetmenlerden Quentin Tarantino’nun sekizinci filmi The Hateful Eight bir kez daha gösterdi ki, Tarantino sinemasını anlamakta ve sindirmekte hala zorlanıyoruz. Death Proof (2007) ile başlayan, Inglourious Basterds’la (2009) yükselişe geçen akımlar nedeniyle hep aynı kısır tartışmaların içine düşüyoruz. Bu yazıda “Acaba Django Unchained mi iyi, yoksa The Hateful Eight mi?”, “Tarantino da iyice bozdu, nerde o eski Rezervuar Köpekleri.”, “Karakterler sizce de çok konuşmuyorlar mı?” gibi onlarca tuhaf önermeyle yeni Tarantinesk deneyimleri sığ sulara çekip boğmaya çalışan güruhtan uzaklaşıp, kendi Tarantino’muza ve The Hateful Eight’e odaklanacağız.

İki kez Oscar’a aday gösterilmiş deneyimli İngiliz yönetmen Stephen Frears bir kez daha ilgi çekici bir biyografiyle karşımızda. Tüm zamanların en büyük doping sahtekarlığını yaparak yedi kez “Tour de France”ı birincilikle tamamlayan bisikletçi Lance Armstrong’un gerçek hikayesi bu.

İlk filmi Persepolis ile Oscar'a aday gösterilen İranlı Marjane Satrapi'nin Vincent Paronnaud'dan ayrıldıktan sonra yönettiği ikinci solo film Sesler; izleyene Lars and the Real Girl tadı veren, sıcak fakat garip ve ilginç bir iş.

ALİ BABA VE 7 CÜCELER Cem Yılmaz’ın yazıp yönetip Bulgaristan’da çektiği son filmi Ali Baba ve 7 Cüceler vizyon macerasının ardından DVD raflarındaki yerini aldı....

Harper Lee’nin Pulitzer ödüllü romanından uyarlanan Bülbülü Öldürmek filmini “klasik” yapan kazandığı 3 Oscar değil, zamanını aşan ve değil bugüne, yarınlara miras kalan mesajı.

İki yeni film raflarda yerini aldı.

Aşka Özgürlük, gözü pek bir polis memurunun âşık olduktan sonra yavaş yavaş dolaptan çıkıp, eşit haklar uğruna en öne geçerek verdiği mücadeleyi anlatan; izlerken gözyaşlarınızı tutmakta zorlanacağınız çarpıcı bir dram.

Sinemaya her zaman klasik formda film izlemeye gidecek değiliz ya; bazen de bir denemeye, projeye ya da başkasının oyununa şahit olmaya gideriz. American Ultra dramatik yapı nerede diye canınızı sıkmazsanız müthiş eğlenceli ve gözünüzü kırpmadan izleyeceğiniz bir aksiyon filmi.

Ev Sineması köşemizde bu hafta üç yeni film var. İyi seyirler.
Ad