Sonbahar geldi. Film festivalleri ve gösterimleri ani bir ivme kazandı. Yıllardır programlarda Japon filmi arayan gözlerim bu seneye de iyi kötü bir başlangıç yapmayı ...

Bu defaki filmimiz birkaç yıl evvel beta videosunu bulduğum, işten güçten elimi eteğimi çekip baba evinde yan gelip yatarken Yasuaki Kurata ‘aşkımın’ depreşmesine neden olan, sonra ortadan kaybolan video kaset için abimin çöpe attığını düşünüp, utanmadan bu uğurda bir de ağlayarak kavga ettiğim, en iyi kung fu filmleri listelerine kafadan girmeyi hak eden Legend of A Fighter.

‘Üç Büyük Bruce Lee Klonu’ndan biri olan Bruce Le’nin başı çektiği bir filmle, Bruce and Shaolin Kung Fu ile kung fu sinemasının en dandik dehlizlerine doğru yolculuğumuz devam ediyor.

1956 Nagasaki doğumlu manga sanatçısı ve illüstratör Suehiro Maruo’nun yayıncılık dünyasına girmesi kolay olmaz. 1973 yılında ilk manga çalışmasının yayınının reddedilmesinin ardından 1980’e kadar...

Hong Xi Guan (Executioners From Shaolin), dövüş sanatlarının göründüğü kadar kolay olmadığının, tam anlamıyla özverili çalışmalar neticesinde yüksek seviyelere ulaşmanın mümkün olduğunun bir göstergesi.

Tüm zamanların en çok “Yapma, etme, cıs, det, sakın! ünlemleriyle dolu şarkısını seslendiren Kureyon Shin-chan, okulların kapanmasıyla birlikte yaz tatilini fırsat bilerek Ters Ninja’ya konuk geldi.

Sinema tarihinde korku türünde çekilmiş ilk film olarak, Georges Méliès’nin 1896 tarihli Le Manoir du Diable (The Haunted Castle) adlı filmi kabul edilir. 1900’lere gelindiğinde özellikle Alman Sineması’ndan çıkan Das Cabinet des Dr. Caligari (1920), Der Golem (1920) ve Nosferatu (1922)gibi filmler, günümüzde ilk korku filmi denildiğinde akla gelen en baskın örneklerdir. Alman Sinemasından Çin Sinemasına kadar genişleyen bir yelpazede, korku türü çerçevesinde sessiz sinemanın nadide örneklerinden biriyle bu hafta yeniden birlikteyiz.

Yaz gelince, sıcak havalardan dolayı, bir kung fu filmi seyrederek bünyeyi galeyana getirmemekte faide var aslında ama huyum kurusun, söz konusu film, bir kadını merkezine almışsa eğer, ‘ayrımcı’ bünyem, nadir de olsa efor sarf etme riskini alarak, ne yapar ne eder seyreder o filmi. (Söz konusu efor, filmdeki kung fucuyla özdeşleşen seyircinin, film sonrası öğrendiği hareketleri kendi çapında icra etmesinden ibarettir, ki son derece tehlikeli olduğunu belirtmenin bir mânâsı yoktur değil mi sevgili okuyucular?)

Marvel’ın süper kahramanlarından Daredevil’in Brian Michael Bendis  - Alex Maleev işbirliğiyle  kaleme alınan macerasının  3. cildi “Ayaktakımı” Arkabahçe Yayıncılık’tan çıktı.  Murat Ocakcan Ülkemizde çizgi roman yayıncılığında...

Bara No Sôretsu (Funeral Parade of Roses), Japon Yeni Dalga Sineması’nın has örneklerinden bir film. 1969 yapımı film, o yıllarda dünyada etkisini göstermekte olan sanat akımlarının sinemasal bir örneği olmasının yanısıra, Matsumoto Toshio’nun ilk uzun metrajlı filmi. Matsumoto Toshio, bu film öncesinde daha çok kısa metraj filmleri ve özellikle belgeselleriyle tanınan bir sanatçı. Film, kısaca 1960’larda Tokyo yeraltı sahnesindeki eşcinsellere odaklanırken, Amerikan Pop-art’ından Fransız yeni dalgasına uzanan bir yelpazede kendi çizgisini yakalamış, hazmetmenin birçok seyirci için kolay olmayacağı bir yapım.

Dağlara taşlara uçan kuşlara diyerek seyretmeye başlamakta faide var bu filmi. Zira bu tür filmlerin DVD’leri içerisine yakın zamanda açıklayıcı bilgi kağıdı konulacaksa eğer, yan etkileri bölümüne muhakkak "zekâ geriliği yapma tehlikesi bulunmaktadır" ibaresi iliştirilmelidir. Hatta yeşil reçeteyle falan satılması daha makbul olur bu DVD'lerin. Tövbe Yarebbime, nasıl bir şeye bulaştım dostlar ben? Yok mu bir yardım eli falan bu tarafa uzanacak?
Ad