Çok adaletli bir insanımdır vesselam. Geçen yazıda nasıl Çin’e eğildiysek belgesellerle, bu yazıda da Japonya’ya doğru yola çıkacağız. Endişelenmeyin, bu defa yazıya bağlamak için zorlama giriş yapmayıp, doğrudan konuya geçeceğim.

Seyrettiğim filmlere bakarak ‘Aradan adam gibi bir film çıkar mı acaba?’ diye düşünen kötücül insanların aksine, ben belgesel de seyrederim beyabi! Misal bugün tamı tamamına 3 adet belgeselden dem vuracağım sizlere. Benim için umutlanan olduysa aranızda, hemen gelin güvey olmasın. Zira belgesellerin tamamı Shaolin Kung Fu’su ve onun sinemadaki serüveni üzerine.

Fantastik bir Shaw Biraderler filminde daha yeniden beraberiz dostlar. Hong Kong sineması tedrisatında daha yemem gereken bin fırın ekmek var dedirtircesine, daha önce hiç bulaşmadığım bir yönetmen ve oyuncu kadrosunun kotardığı 1970 tarihli The Iron Buddha adlı film, tipik bir western-jidaigeki güzellemesinin Hong Kong ayağını oluşturması açısından harika bir görsellik sunuyor.

Bu gözler şimdiye kadar ne canavarlar ne süper kahramanlar gördü. Ama ne bu kadar ‘gereksiz’ canavar ne de bu kadar ezik bir süper kahraman görmemişti. 2007 yılında yapılmış Japon filmi Dai-Nipponjin* nam-ı diğer Big Man Japan’den bahsediyorum dostlar.

Hitsuji No Uta/ Lament of the Lamb ya da Türkçe ismiyle Kuzunun Ağıdı, 2003 yılında video için yapılmış (OVA), ekrana yapıştıran cinsinden anime arayışımın ikinci sırasında yer alan bir anime. Ekrana yapışıp yapışmama meselesine elbette geleceğim ama önce ne seyrettik onu bir anlayalım.

Kendimi Shaw Brothers filmlerinin ıcığını cıcığını çıkarmaya adadığım günden beri internet ortamında çok olmasa da hatırı sayılır miktarda film heba ettim. Söz konusu filmler daha çok kung fu, wu xia ve korku türlerindeydi. Bugünkü mevzu filmimiz ise, bambaşka bir türe ait, yani toplumsal gerçekçiliğe(!). “Öyle bir tür var mıydı?” diye soracak olan arkadaşlara, “El ele verirsek neden olmasın?” adlı türkümü çığırmak isterdim, ama malum, henüz sesli yayın yapmıyoruz.

Pera Müzesi’nde, şu sıralar sergilenmekte olan Japon Medya Sanatları Festivali sergisine paralel olarak Eylül ayı içerisinde anime filmleri gösterilecek.

İçinde bulunduğumuz çağda süper kahramanlara her zamankinden daha çok ihtiyaç var. Lâkin süper kahraman çıkartmak öyle her ülke için o kadar kolay değil. Süper kahraman çıkartabilmek için savunma sanayinin bir gereği olarak önce biraz komşu ülkeler kolaçan edilir, göze kestirilen süper kahraman modeli tırtıklanarak, mümkünse yerel değerler katılarak mevcudiyete getirilir. İşte 1975 tarihli The Super Inframan adlı film, Çin’in ilk süper kahraman öyküsünü, tam da tanımladığım şekilde anlatıyor.

2008 yapımı Normal Bir İş Yapmak İstiyorum / Futsu No Shigoto ga Shitai adlı mevzu bahis belgesel, aslen kameraman olan Tokachi Tsuchiya tarafından kotarılmış ve çeşitli festivallerde gösterilme fırsatı bulmuş

Tek bir harf nelere kadir sayın okuyucular görünüz! Amerika’da gösterime giren adıyla Goliathon, hem Tarzan’a hem de Tarkan’a referanslar veren süper bir film değil de nedir?

Şiddet, işkence, başrol oyuncusunu çekinmeden öldürme, cıbıldak erkek vücutları gibi öğeleriyle “Ben bir Chang Cheh filmiyim” diye bağıran Shaolin Avengers, yönetmenin en iyi filmi olmasa da ilgiyle seyredilmeyi hak ediyor.
Ad