Hitsuji No Uta/ Lament of the Lamb ya da Türkçe ismiyle Kuzunun Ağıdı, 2003 yılında video için yapılmış (OVA), ekrana yapıştıran cinsinden anime arayışımın ikinci sırasında yer alan bir anime. Ekrana yapışıp yapışmama meselesine elbette geleceğim ama önce ne seyrettik onu bir anlayalım.

Kendimi Shaw Brothers filmlerinin ıcığını cıcığını çıkarmaya adadığım günden beri internet ortamında çok olmasa da hatırı sayılır miktarda film heba ettim. Söz konusu filmler daha çok kung fu, wu xia ve korku türlerindeydi. Bugünkü mevzu filmimiz ise, bambaşka bir türe ait, yani toplumsal gerçekçiliğe(!). “Öyle bir tür var mıydı?” diye soracak olan arkadaşlara, “El ele verirsek neden olmasın?” adlı türkümü çığırmak isterdim, ama malum, henüz sesli yayın yapmıyoruz.

Pera Müzesi’nde, şu sıralar sergilenmekte olan Japon Medya Sanatları Festivali sergisine paralel olarak Eylül ayı içerisinde anime filmleri gösterilecek.

İçinde bulunduğumuz çağda süper kahramanlara her zamankinden daha çok ihtiyaç var. Lâkin süper kahraman çıkartmak öyle her ülke için o kadar kolay değil. Süper kahraman çıkartabilmek için savunma sanayinin bir gereği olarak önce biraz komşu ülkeler kolaçan edilir, göze kestirilen süper kahraman modeli tırtıklanarak, mümkünse yerel değerler katılarak mevcudiyete getirilir. İşte 1975 tarihli The Super Inframan adlı film, Çin’in ilk süper kahraman öyküsünü, tam da tanımladığım şekilde anlatıyor.

2008 yapımı Normal Bir İş Yapmak İstiyorum / Futsu No Shigoto ga Shitai adlı mevzu bahis belgesel, aslen kameraman olan Tokachi Tsuchiya tarafından kotarılmış ve çeşitli festivallerde gösterilme fırsatı bulmuş

Tek bir harf nelere kadir sayın okuyucular görünüz! Amerika’da gösterime giren adıyla Goliathon, hem Tarzan’a hem de Tarkan’a referanslar veren süper bir film değil de nedir?

Şiddet, işkence, başrol oyuncusunu çekinmeden öldürme, cıbıldak erkek vücutları gibi öğeleriyle “Ben bir Chang Cheh filmiyim” diye bağıran Shaolin Avengers, yönetmenin en iyi filmi olmasa da ilgiyle seyredilmeyi hak ediyor.

Yazarımız Tuğba Keleş 29. İstanbul Film Festivali programından kendi için 7 film seçti ama sizlere de gönül rahatlığıyla önerdi...

80’li yıllarda kameralar önünde arz-ı endam eyleyen çeşit çeşit kas öbeği vardı, ama piyasaya Alexander Lo Rei’ninkiler kadar terlisi gelmemiştir
Ad