
Sinemasız kalmayın çünkü sinema hayatı "eşsiz" kılar.
27 Eyl
İnsanların, daha çok da küçük çocukların ‘içine kaçan’ şeytanların, iblislerin ve bilcümle ifritlerin katkısıyla katmerlenen nice maceraları konu edinen, bazıları başarılı, çoğu da ipe sapa gelmez onlarca film seyretmişimdir şu -handiyse- bir asra yaklaşan ömrüm boyunca. Bu filmlerin hemen hemen hepsinin ecnebi kökenli olduğunu göz önüne aldığımızda, onların, senaryolarını yazarken kendi toplumlarının dini verilerinden istifade etmesi de gayet doğal elbette..
25 Eyl
Geçen hafta Landlord’un da bahsettiği üzere, seyrettiğimiz ama uzun uzun değerlendirmeler yazamadığımız vizyon dışı filmleri tanıtmaya devam ediyoruz. Bu hafta tanıtacağım filmlerin ortak bir bağlamı var, bu nedenle bir makale yazısını hak ediyorlar. Ama böylesi bir yazının üstesinden uzun süre gelemeyeceğimi düşünürsek, bununla da yetinebilirim.
21 Eyl
Şimdiye kadar hep ecnebi filmlerin orijinal isimlerini saçma sapan Türkçe’ye çeviren bizim film ithalatçılarını eleştirip durdum.. Oysa şimdi öncelikle ve özellikle kendilerine şükranlarımı bildirmek üzre geçtim klavye başına. Gerçi, ‘Kadınlardan Nefret Eden Erkekler’ anlamına gelen İsveççe orijinal adı, bu film daha romanken The Girl with the Dragon Tattoo (Ejderha Dövmeli Kız) şeklinde çevrilerek bize hazır gelmişti ama olsun; benim bildiğim kadarıyla yine de onlar tam bağımsızlıklarını vurgulayacak bir karar alıp, filmi hiç de beklenmeyen bir isimle piyasaya sürebilirlerdi ki çok şükür kendilerini tutmuşlar..
13 Eyl
Pek değerli sinemacılarımızdan bugünlerde fazlasıyla yükselen; Türk Sineması’nda denenmemiş bir türü ‘hem de nasıl’ denedikleri; ya da yere göğe sığdırmakta zorlandıkları o müstesna filmleri gösterime girdiğinde biz fani seyircilerin bu kusursuzluk karşısında nasıl da kendimizden geçeceğimiz mealindeki uyarılarından korkup da pısmamak ne mümkün!
6 Eyl
Sinemada, ele aldığı konunun tek örneği değil elbette ama, en son, Tommy Lee Jones‘un hem oynayıp hem de yönettiği bir film olan The Three Burials of Melquiades Estrada (3 Defin)‘nın seyri sonrası tesbitimi yaparak; nice insani trajedilere mekan olması vaka-ı adiyeden sayılması gereken, üç bin kilometreyi aşan uzunluktaki şu Meksika-Amerika sınırının potansiyelinin büyüklüğünü resmi görüşüm olarak ilgililere bildirmiştim.. Bilmem hatırladınız mı?
30 Ağu
Necip Amerikan gençliğinin bahar ayları gelip de hep birlikte azmaya kalkıştığı ve olayın kısa bir sürede adeta orgy’ye dönüştüğü, katılımcı olmaya ve de görmelere seza bir Spring Break Bayramı’nın daha arefesindeyiz sayın seyirciler!
16 Ağu
Fatih Akın‘ın yönetmen ve senarist olarak damgasını vurduğu filmlerindeki, bizzat onun bakış açısıyla sokaklarına ve mekanlarına girmek suretiyle tanıyıp da sevdiğim Hamburg, Türk ve Almanlar başta olmak üzre farklı kültürlerin yoğrulduğu bir Alman kenti olarak, bu filmde de -aynen- arzı endam ediyor. Özellikle Akın’ın ‘Kısa ve Acısız’ filmiyle müşerref olduğumuz, gurbetçi vatandaşlarımızın çocuklarında görülen, ‘az paralı, bol sorunlu yaşantılarından -suça meylederek- kısa yoldan yırtıp çıkmak’ anlayışının başka bir tezahürünü, Chiko lakaplı İsa Çakıroğlu’nda ve en yakın arkadaşı Tibet’te de müşahede ediyoruz..
14 Ağu
Coen Kardeşler’in Orada Olmayan Adam’dan (The Man Who Wasn’t There, 2001) sonraki filmlerine bakınca, her filmi tek başına değerlendirmek gerektiğini, ama yönetmen(ler)in filmografisini de göz ardı etmemek gerektiğini bir kez daha hatırlıyoruz. Çünkü son filmleri Ciddi Bir Adam’ın ışığında bakınca İhtiyarlara Yer Yok (No Country for Old Man, 2007) ve Aramızda Casus Var (Burn After Reading, 2008) filmleri daha bir anlam kazanıyor. Çünkü bana göre, Ciddi Bir Adam sadece hikâyesi ve sinematografisiyle değil, söylemi ile de Coen Kardeşler’in temel eseri haline geldi.
9 Ağu
Film hiç de beklemediğim bir ‘sürpriz’ sekansla başladı. Tabii Coen Biraderler’den sürpriz beklememe gafletinin şerefi de aynen bana aitti. ‘Modern zamanlar’ın altmışlı yıllarında geçmesini beklediğimiz filmin -olağanüstü güzellikte kotarılmış- bu girizgâhı, çok daha eski yıllardaki bir köy evine ve içinde yaşayan Yahudi bir karı-kocaya götürüyor bizi.
4 Ağu
Özellikle The Dark Knight ile birlikte Christopher Nolan tartışmalı bir figür haline geldi. Çünkü söz konusu filmin IMDB‘nin gelmiş geçmiş en iyi filmler listesinde zirveye oturması (bu yazıyı yazdığım sırada 12.’liğe geriledi) büyük tepki toplamıştı. Sinemaya ilgi duymak ve internette puanlama yapmak zahmetine katlanmak dışında bir nitelik aranmayan kullanıcıların kişisel zevklerine göre oluşturdukları bir listeye tepki göstermek saçma elbette. Ayrıca Nolan‘a yönelik tepkiler içinde derinlikli ve anlamlı eleştiriler de var. Ama sonuçta Nolan‘ın pek çok kişi tarafından yaşayan en büyük yönetmen olarak tanımlanması da pek akilane değil.
Son Yorumlar