
Sinemasız kalmayın çünkü sinema hayatı "eşsiz" kılar.
25 Eki

Öncelikle açıklayayım ki ezeli ve ebedi bir asosyal olarak, şu Facebook denen ‘sosyalleşme’ sitesi bana hiç de işe yarar ya da ilginç gelmemiştir.. Hatta, şol dünyadaki zahiri varlığını, ‘mümkün olduğu kadar ortalıkta görünmemek ve bir şekilde göründüğü ortamdan da bir an evvel uzamak’ anlayışıyla, sürekli soluklaştırma çabası içinde bulunan bencileyin biri için bu ‘aşırı belirgin’ durum, resmen korkutucudur da yani..
18 Eki
Eğer istersem -ki şimdilik istemiyorum- herkes gibi ben de yaşantımın herhangi bir döneminden sürüyle örnek verebilirim ki bugünlerde bazılarının güncel bir sorunmuş gibi bahsettiği, mahalle baskısı ya da ötekileştirme kaynaklı ‘azınlık-çoğunluk savaşı’nın mazisi, benim geçmişi görkemli özel tarihimi bile aşarak, insanlığın tarihiyle falan özdeşleşir..
11 Eki
Doğrusu benimki bizzat ve aynen öyle ama yine de genelleyecek olursam: İnsanın en büyük kâbuslarından biridir her halde, ölmediği halde öldü sanılarak mezara gömülmek ve sonra da orada kendine geldiğinde dışarıya sesini dahi duyuramadan acılar içinde ölüp gitmek ya da bir işkence şekli olarak diri diri toprağa gömülmek. İspanyol yönetmen Rodrigo Cortés‘in filmi olan Toprak Altında (Buried ), işte bu korkunç olayın ikinci şıkkının bir benzerini tüm gerçekçi hâli ve klostrofobik dehşetiyle beyazperdeye taşıyor..
4 Eki
Hemen belirteyim ki aman bi yanlış anlaşılma olmasın: Yazımızın başlığı, adı geçen filmin yönetmeni Dagur Kári’nin filmine de yansıyan: “Bana göre hayatın esası iyiliktir ve elbette her insan iyidir” biçimindeki -bence- ‘sakat’ hayat görüşüne dayanmaktadır. Bencileyin, her bulduğu fırsatta ortalığa: “İnsan, son tahlilde anlaşılır ki kötüdür! İyilik denen olgu da kötülük yapmayı bir süreliğine ertelemekten doğar sadece.. Göreceli ve geçicidir!” mealinde, karanlık ve zehirli düşünceler salan bir adamı hiç bi şekilde bağlamaz.. Muhterem efkâr-ı umumiyeye duyurulur!
27 Eyl
İnsanların, daha çok da küçük çocukların ‘içine kaçan’ şeytanların, iblislerin ve bilcümle ifritlerin katkısıyla katmerlenen nice maceraları konu edinen, bazıları başarılı, çoğu da ipe sapa gelmez onlarca film seyretmişimdir şu -handiyse- bir asra yaklaşan ömrüm boyunca. Bu filmlerin hemen hemen hepsinin ecnebi kökenli olduğunu göz önüne aldığımızda, onların, senaryolarını yazarken kendi toplumlarının dini verilerinden istifade etmesi de gayet doğal elbette..
25 Eyl
Geçen hafta Landlord’un da bahsettiği üzere, seyrettiğimiz ama uzun uzun değerlendirmeler yazamadığımız vizyon dışı filmleri tanıtmaya devam ediyoruz. Bu hafta tanıtacağım filmlerin ortak bir bağlamı var, bu nedenle bir makale yazısını hak ediyorlar. Ama böylesi bir yazının üstesinden uzun süre gelemeyeceğimi düşünürsek, bununla da yetinebilirim.
21 Eyl
Şimdiye kadar hep ecnebi filmlerin orijinal isimlerini saçma sapan Türkçe’ye çeviren bizim film ithalatçılarını eleştirip durdum.. Oysa şimdi öncelikle ve özellikle kendilerine şükranlarımı bildirmek üzre geçtim klavye başına. Gerçi, ‘Kadınlardan Nefret Eden Erkekler’ anlamına gelen İsveççe orijinal adı, bu film daha romanken The Girl with the Dragon Tattoo (Ejderha Dövmeli Kız) şeklinde çevrilerek bize hazır gelmişti ama olsun; benim bildiğim kadarıyla yine de onlar tam bağımsızlıklarını vurgulayacak bir karar alıp, filmi hiç de beklenmeyen bir isimle piyasaya sürebilirlerdi ki çok şükür kendilerini tutmuşlar..
13 Eyl
Pek değerli sinemacılarımızdan bugünlerde fazlasıyla yükselen; Türk Sineması’nda denenmemiş bir türü ‘hem de nasıl’ denedikleri; ya da yere göğe sığdırmakta zorlandıkları o müstesna filmleri gösterime girdiğinde biz fani seyircilerin bu kusursuzluk karşısında nasıl da kendimizden geçeceğimiz mealindeki uyarılarından korkup da pısmamak ne mümkün!
6 Eyl
Sinemada, ele aldığı konunun tek örneği değil elbette ama, en son, Tommy Lee Jones‘un hem oynayıp hem de yönettiği bir film olan The Three Burials of Melquiades Estrada (3 Defin)‘nın seyri sonrası tesbitimi yaparak; nice insani trajedilere mekan olması vaka-ı adiyeden sayılması gereken, üç bin kilometreyi aşan uzunluktaki şu Meksika-Amerika sınırının potansiyelinin büyüklüğünü resmi görüşüm olarak ilgililere bildirmiştim.. Bilmem hatırladınız mı?
30 Ağu
Necip Amerikan gençliğinin bahar ayları gelip de hep birlikte azmaya kalkıştığı ve olayın kısa bir sürede adeta orgy’ye dönüştüğü, katılımcı olmaya ve de görmelere seza bir Spring Break Bayramı’nın daha arefesindeyiz sayın seyirciler!
Son Yorumlar