
Sinemasız kalmayın çünkü sinema hayatı "eşsiz" kılar.
29 Mar
Ömrümüz savaşlarla geçiyor, klişe tabiriyle “Hayat bir mücadele.” Bu nedenle savaş kavramını başlı başına kötülememiz mümkün değil, ancak savaşın bir uzmanlık, bir meslek, hatta bir sınıf haline gelmesi ile işin rengi değişiyor. Çünkü düşmanları sindirmek, defetmek, yok etmek gibi amaçlarla kurulan ordular, meşruiyetlerini korumak için düşmanın varlığına mecburdurlar. Düşmanın somut varlığına da gerek yoktur; hem içte hem dışta daima potansiyel tehlike mevcuttur, bu potansiyel eninde sonunda kinetik bir hal alacaktır. Zaten “barış” dediğimiz şey iki savaş arasında geçen süre değil midir?
25 Mar
Ferzan Özpetek‘in son filmini görmek üzere İstanbul’un Asya Kıtası bölgesinden yollara düşüp de Avrupa kıta sahanlığını küçük bir vapurla aşmaya çalışırken, henüz vakit sabahın körüydü. Oldukça zorlu bir yolculuk sonunda Avrupa topraklarına ayak bastıktan sonra dahi, önümde, tabanvayla aşılması gereken bir kaç kilometrelik yol daha uzanıyordu..
22 Mar
Yeni öğrendim ki meğer patronum Landlord benden, Zülfü Livaneli‘nin Veda‘sı üzerine bir yazı yazmamı beklermiş hep.. Bunun sebebi, çevresinde bolca bulunan -kendi gibi- yeni yetmelere nazaran, beni, Atatürk‘ün yaşadığı ve cumhuriyeti kurduğu o kutlu zamanlara en yakın yıllarda yaşamış biri olarak görmesi olmalı.. Yoksa, Landlord’un iddia ettiği ve herkesi de inandırmaya çalıştığı gibi, benim hâzâ bir Kemalist olduğum, koca bir yalandır..
15 Mar
Mükemmel bir Semih Kaplanoğlu eseri olan Meleğin Düşüşü‘nü, bir kez daha, en son bi kaç gün önce, sigara sahneleri binbir çiçekle sansürlenmiş olarak, televizyonda izlemeye mecbur kaldım.. (Bu neyin mecburiyeti ayol? Derseniz eğer.. Ben de: Yönetmenin diğer filmlerinde de olduğu gibi, seyirci olarak kendinizi onun eserlerinin içine bi şekilde atabilirseniz, bitene kadar kopabilmeniz imkansız gibi bi şeydir.. derim)
8 Mar
Malumunuz, tıpkı tüm batı kökenli ‘çağdaş’ sanatlarda olduğu gibi, Türkiye sinema sanatı tarihi de bir öykünmeler silsilesinden ibarettir. Bu durumda, özgün olmaya çalışan sanatçılarımızın yapmak zorunda oldukları yegane şey, (Maalesef tabii!) bireysel ya da toplumsal genlerinde pek de var olmayan bir dürtüyü benliklerinde var ettikten sonra içselleştirip, akabinde de bir yapıt vücuda getirmektir.
4 Mar
“Yazmak bir cehennemdir,” demişti İlhan Berk (tabii bunu hemen her sanat dalı için söyleyebiliriz). Burada ilk olarak yazma ediminin yaşamaya kurduğu tahakküm, yaşamı yazının nesnesi haline getirmenin sıkıntısı söz konusu. Sanatçı hem üretebilmek adına hem de elinden başka bir şey gelmediği için (“Yazmasaydım çıldıracaktım!” – Sait Faik) o tahakkümden kurtulamaz (“İnsan ya yazmayı ya da yaşamayı seçmeli” – J.P.Sartre).
3 Mar
Bu kez ‘kısa olması’ hususunda gayet iddialı olduğum iş bu yazının hemen başında söylemeliyim ki: 2008 yılı yapımı olan Changeling ve Gran Torino gibi iki iyi filmden sonra, 2009′u da Invictus gibi oldukça büyük bir prodüksiyonla ve de başarıyla kapattığını gördüğüm Clint Eastwood‘a ‘yaşlı’ demenin caiz olmadığına dair eski fetvamı, güncelliyorum..
2 Mar
Her ne kadar Peter Jackson ismi genel seyirci için Yüzüklerin Efendisi (The Lord of The Rings) serisi ve King Kong gibi dev bütçeli, gişe canavarı filmlerin yönetmenini ifade etse de, ayrıca kariyer hikâyesi ile hem dikkat çeken hem de yönetmen adayları için ilham veren biri olduğunu hatırlatmakta fayda var. Bad Taste gibi sıfır bütçeli bir filmden başlayan sürecin sonunda yapımcısı olduğu Yasak Bölge 9‘un (District 9)afişlerinde ismi yönetmeninkinden daha büyük yazılacak derecede önemli bir tercih sebebine dönüştü. Yüz milyonlarca dolarlık bütçeli filmlerden sonra yönetmenlerin daha mütevazı çalışmalara imza atması bilindik bir durum. Tabii Cennetimden Bakarken‘in (The Lovely Bones) bütçesi tek başına kaç Türk filmine bedel, o ayrı konu…
1 Mar
Hiç unutmam.. Yıl 1945, mevsimlerden de sonbahardı..
Yedeksubay olarak yaptığım askerliğimin bitmesinin üzerinden henüz bir-iki hafta geçmişti..
17 Şub
Sinema-edebiyat ilişkisi bir yana, yaygın genelleme uzun metraj sinema filminin romana, kısa filminse öyküye benzediğidir. İçi çok da boş bir benzetme değil bu; elbette uzun metraj ile kısa film kendine has formlara sahip, kardeş ama farklı sanat türleri. Ancak sinemanın belli bir teknik ekip ve kadro tarafından meydana getirilmesi nedeniyle kısa film bir basamak olarak kullanılır daha çok. (daha fazla…)
Son Yorumlar