Sinema tarihi, en iyi karar vericinin "zaman" olduğunu gösteren örneklerle doludur. Günümüzde birer sinemasal zirve kabul edilen Vertigo (1958), 2001: A Space Odyssey (1968),...

Klişe tabirler bazen durumu açık ve net bir şekilde açıklayabilmek için olmazsa olmazdır ve bu yazı özelinde klişelere sarılmaktan daha ideal bir çözüm bulamadık: Ruhunu şeytana satan yönetmenler.

Her biri dudak uçuklatan, insanoğlunun hayal gücünün sınır boylarında dolaşan, engin alt metinler ve karşı okumalarla bezeli filmleriyle Avrupa Seks ve Korku Sineması’nın zirve noktasını temsil eden Jesus Franco, burun kıvrılan ve ısrarla görmezden gelinen bir alt türe tek başına büyük bir anlam ve önem kazandırmıştır.

14. Filmekimi kapsamında seyirciyle buluşan ve ancak bu hafta vizyona girebilen A Perfect Day, Yugoslavya İç Savaşı’nın ardından bölgeye konuşlanan Birleşmiş Milletler’in bünyesinde çalışan...

The Hateful Eight ile tekrar radarımıza giren ödül avcılığı, sinemanın sevdiği ve kucak açtığı bir kavram. Toplumların temel metası olan paranın peşinde sürüklediği insanlar içerisinde en bıçak sırtı işi yapan ödül avcıları, başta western olmak üzere birçok tür ve filmde karşımıza çıkıp her seferinde aynı sorunsal üzerine düşünmemizi sağlamışlardır. Herhangi bir kesime aidiyet hissetmeyen, kendi çıkarlarını ve parayı ön planda tutan bu grubun en iyi on karakterini seçerken başarılarını, karizmalarını ve yer aldıkları filmlerin kalitelerini göz önünde bulundurduk; sırasız olarak verdiğimiz listemizde gönlünüzde yer etmiş bir karaktere mutlaka rastlayacaksınız.

Biz de bütün bu gelişmeler ışığında Ulysses'i Türkçeye kazandıran Armağan Ekici'ye Finnegans Wake'in çevrilemezliğini sorma ihtiyacı hissettik. Sağolsun o da bizi kırmadı Ters Ninja için aşağıdaki metni kaleme aldı. Kendisine Tüm Joyce'severler adına teşekkür ediyoruz.

Yedinci filmin gösterime girişi vesilesiyle 38 yıllık Star Wars efsanesinin kendileri için ne anlama geldiğini sinema yazarlarına sorduk. İşte samimi ve kişisel cevaplar.

Yazımızın öznesi İzlandalı yönetmen Baltasar Kormâkur da, ülkesinde belli bir başarıyı yakaladıktan sonra Hollywood’a transfer olan ve -maalesef- sadece Hollywood’u tatmin eden yönetmenler kervanının en trajik üyelerinden.

007 James Bond filmlerinin 24’üncüsünde, adını ilk kez 1962 tarihli Dr. No filminde duyduğumuz ölümcül bir düşman sahne alıyor: Spectre (Special Executive for Counter-intelligence, Terrorism, Revenge and Extortion).

Yenilmezler dev bir kriz masasıdır ama bir masanın etrafında toplanıp gevezelik yapmak yerine, genellikle o gevezeliği oradan oraya koştururken yapmayı yeğlerler. Kısacası, bir Yenilmezler hikayesini fazla gürültülü, hiperaktif ve gösterişli olduğu için yeremezsiniz. Yeriyorsanız da yanlış maceradasınız demektir.

“Fiziğinle para kazanacaksan gelirinin yarısını bana, kalan yarısını da annene vermen gerekir” diyen bir baba. Müstakbel kız arkadaşlarının annelerine bakarak yaşlanınca nasıl görüneceklerini kestirmeye çalışan kronik bir bekar. Kári’nin görsel sürprizlerle süslü filmi komik olmasına hayli komik karakterle dolu. Beri yandan kasvetli sayılabilecek kimi kaçınılmaz sorunlara da usulca değiniyor. Seyircisinden adeta müzikal bir empati kurmasını bekleyerek…