Beyaz gecelerin soğuk coğrafyası Rusya, Çarlık döneminden Sovyet dönemine; Perestroyka döneminden günümüze kadar birçok farklı politik dönemde sinema sanatıyla oldukça sıcak ilişkiler kurmaya çalıştı. Çarlık döneminde ilk gösterimlerin yapıldığı ülkede, Ekim devriminden sonra sistemli bir sinema anlayışı kendini göstermeye başlamıştı. Özellikle 1920’li yıllar, Sovyet sinemasının kendisini dünya sahnesinde kabul ettirdiği yıllardı.

Washington D.C. punk sahnesinin nevi şahsına münhasır isimlerinden Ian Svenonius, Chain & The Gang adlı projesinin son ürünü Minimum Rock’n’Roll albümünü yayınladı birkaç ay önce. 90’lı yıllardan beri toplumsal meselelere dair politik mesajlarını takipçilerine çeşitli adlar altında tebliğ eden anti-kahramanımız, adını son zamanlarda sıkça duyduğumuz seçkinleştirme (gentrification) kavramına da değiniyor bu albümde

Sansür tartışmaları nedeniyle coşkusuna gölge düşen 34. İstanbul Film Festivali, çekilen filmler ve iptal edilen yarışmalarla gündemde. Sinemaseverlerin bütün yıl beklediği nisan ayı filmden filme aç susuz koşma dönemi olacakken, siyasetle kirlendi. Yine de festivalin salonları unutulmaz filmlerle aydınlanıyor. İşte onlardan üçü.

Her biri dudak uçuklatan, insanoğlunun hayal gücünün sınır boylarında dolaşan, engin alt metinler ve karşı okumalarla bezeli filmleriyle Avrupa Seks ve Korku Sineması’nın zirve noktasını temsil eden Jesus Franco, burun kıvrılan ve ısrarla görmezden gelinen bir alt türe tek başına büyük bir anlam ve önem kazandırmıştır.

Bu yazı Stanley Kubrick imzalı Paths of Glory’i ve filmin gösterime girdiği 1957 yılını temel alarak, sinemanın ve bir anlamda da insanlığın savaşla (ya da barışla) imtihanını masaya yatırmayı hedeflemektedir.

Yıllar önce Türk ve İtalyanların genetik olarak benzediğini iddia eden bir makale okumuştum. Genetik benzerliklerinden bahseden bu makaleyi bilimsel bilgilerden uzak ancak kendi dar...

Kurucusu Andreas Baader ve önemli üyelerinden Ulrike Meinhof’un isimleriyle de anılan Baader- Meinhof , önceleri Andreas Baader ve sevgilisi Gudrun Ensslin, küçük soygunlar ve bombalamalarıyla ortaya çıkmıştı. İlerleyen yıllar içinde hem siyaseten hem de eylemsel olarak giderek radikalleşip Anti-kapitalist Marksist bir örgüt yapısı oluşturdular.

Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi tarafından düzenlenen 17. Uluslararası Eskişehir Film Festivali 2-10 Mayıs 2015 tarihleri arasında sinemaseverlerle buluşacak. Festival, 2 Mayıs 17.30’da gerçekleşecek açılış töreni ve ardından yönetmen Giulio Ricciarelli’nin Yalan Labirenti filminin Türkiye galası ile Sinema Anadolu’da başlıyor.

Geçtiğimiz günlerde 2 bölüm halinde yayınlanan Giallo makalesinde türün kenarını köşesini didiklemiş ancak örnekler üzerinde fazla durmamıştık. Bu kez Giallo türü içerisinde anılan ve kimi unsurlarıyla kendinden sonra gelenleri de bir şekilde etkileyen on filmden söz etmek istiyoruz.

Christian Petzold’un yönettiği son Doğu Almanya güzellemesi Barbara’nın vesilesiyle Almanya’da yapılan Doğu Almanya’yı anlatan filmlerden bahsetmekte fayda var. Berlin Duvarı’nın ortaya çıkmasından günümüze değin iki devletli yapıyı anlatan çok sayıda film yapıldı. Özellikle duvar yıkıldıktan sonra bu konuyu merkeze alan filmlerin sayısında belirgin bir artış yaşandı.

Yazımızın öznesi İzlandalı yönetmen Baltasar Kormâkur da, ülkesinde belli bir başarıyı yakaladıktan sonra Hollywood’a transfer olan ve -maalesef- sadece Hollywood’u tatmin eden yönetmenler kervanının en trajik üyelerinden.
Ad