“Türk sinemasında kadın” konusunda düşünüp konuşmaya başladığınızda, 1920’li yıllarda çekilen ilk konulu filmlerde gayrimüslim kadınları oynatmak zorunda olan bir ülke sinemasından söz ettiğinizi aklımızın bir kenarında muhafaza etmekte yarar var.

Sansür tartışmaları nedeniyle coşkusuna gölge düşen 34. İstanbul Film Festivali, çekilen filmler ve iptal edilen yarışmalarla gündemde. Sinemaseverlerin bütün yıl beklediği nisan ayı filmden filme aç susuz koşma dönemi olacakken, siyasetle kirlendi. Yine de festivalin salonları unutulmaz filmlerle aydınlanıyor. İşte onlardan üçü.

14. Filmekimi kapsamında seyirciyle buluşan ve ancak bu hafta vizyona girebilen A Perfect Day, Yugoslavya İç Savaşı’nın ardından bölgeye konuşlanan Birleşmiş Milletler’in bünyesinde çalışan...

Yeni Sinema dergisinin 1967 yılında gerçekleştirdiği, olay yaratan soruşturmayı incelemeye kaldığımız yerden devam ediyoruz. Soruşturmanın Yönetmenler bölümü gerçek, yaşanan tartışmaların en somut dışavurumu anlamında sinema tarihimize geçen bir başka belge niteliğinde. Dergi, tıpkı eleştirmenlere olduğu gibi, yönetmenlere de bir dizi soru hazırlıyor ve yönetmen-eleştirmen ilişkisini açığa çıkarmayı düşünüyor. Ancak bir grup yönetmenin tutumu oldukça ilginç.

!f Bağımsız Filmler Festivali’nin İstanbul ayağı sona erdi. İkinci kez düzenlenen Aşk ve Başka Bi’ Dünya Uluslararası Yarışması jüri üyeleri Arsinée Khanjian, Marie Olesen ve Pınar Selek idi ve ödülü Suriye-Fransa ortak yapımı Gümüş Suyu: Suriye Otoportresi’ne verdiler. Aslı Daldal, Esin Küçüktepepınar ve Metin Gönen’den oluşan Siyad jürisi ise Mardan’ı tercih etti. Türkiye’den Kısalar bölümü “Uzak Ama Yakın”, “Yakın Ama Uzak” ve “Hayatta Kalmak: Arzular, İhtiyaçlar ve Normlar Arasında” başlıklı üç bölümde 18 kısa filme ev sahipliği yaptı. Türkiye’den Kısalar İzleyici Ödülü Orhan İnce’nin oldu.

İsveçli yönetmen Nils Arden Oplev’in 2009’da çektiği filmden sonra ikinci bir versiyon olarak karşımıza çıkmıştı. Hollywood’un yeniden çevrimler kervanını giderek genişlettiği son yıllarda neler olup bittiği bu vesilelerle hatırlatmak istedik.

Çizgi roman dünyasının en ünlü taytı Temmuz ayı içinde Türk okuyucusuyla tekrar buluşuyor. Bu sefer geçen seferki ayrılıklarımıza kıyasla çok daha kısa bir süre onsuz kaldık. Marmara Çizgi; yayımladığı Conan, Bone, Yürüyen Ölüler, Thor, X-Men, Red Sonja gibi kahramanların yanına Örümcek Adam'ı da kattı. Marmara’dan çıkacak maceralara değinmeden önce sevgili Ağ Kafa’nın Türkiye’deki acı, sıkıntı, keder ve üzüntü dolu macerasına kısa bir göz atmak yerinde olacaktır.

!f²: İstanbul’dan Canlı adlı bölüm bu yıl altıncı kez gerçekleştirilecek ve festivalin İstanbul ayağının son üç gününde (20-21-22 Şubat) beş film 34 ilde 40 noktada gösterilecek. Filmlerin ardından yönetmenlerle yapılacak sohbetler de internetten canlı izlenebilecek ve izleyiciler soru sorabilecek. Söz konusu beş yapımsa şöyle: 1001 Gram, Gümüş Suyu: Suriye Otoportresi, Yes Men İsyanda, Yuva Öğretmeni ve Hayat Var! Yırca, Validebağ.

Cannes Film Festivali’nin gediklilerinden Belçikalı Dardenne Kardeşler’in beş filmi yakın zamanda koleksiyon yapanlar için bir araya getirildi. İki Gün, Bir Gece filmleri de 26 Aralık tarihinde gösterime girecek sinemacıların bu vesileyle, dört filmini değerlendirdik.

Bu yazının temel amacı, Benjamin’in “sinema”nın erken dönem için vardığı sonuçları bir adım daha ileriye götürmek çabasından ibarettir. Fakat teorik bir sorunsal kurabilmek için önce belli kavramlaştırmalara ihtiyacımız var. Çünkü çevirisi Batı’dan Türkçe’ye ithal edilmediği için bizim “sinema” sözcüğü ile karşıladığımız, “hareketli görüntüler”den (motion pictures) oluşan bu nesne, tüm dünyadaki gibi ülkemizde de kendini, bir yandan başlangıçta içine doğduğu kapitalist ekonomi politiğin, öte yandan da, (tarih sahnesine hızlı girişinin bir sonucu olarak) diğer sanatlardan ödünç aldığı karma bir yazının/sorunsalın söylemiyle tartışır. Bu söylemin en temel sorunu, kendine üretim araçları ve üretim ilişkilerini kapsayan teorik ve soyut bir “üretim tarzı” düzeyi tanımlayamamış ve bu düzeyde kendisine yazın üretememiş olmasıdır. Dolayısıyla ve teknolojinin hızla değişmesinin sonucu olarak, çoğunlukla “üretim tarzı” kavramı, üretim araçları düzeyine indirgenmekte, ama her teknolojinin aynı zamanda bir ideoloji içerdiği “üretim ilişkileri” boyutu sürekli göz ardı edilmektedir.

Neye niyet, kime kısmet? Sinemaseverliğin ve fikir karalamanın en güzel yanı, niyetinden gayrı keşiflere maruz kalmak olsa gerek. Woody Allen’ın Zelig’ini pek severim, pek...
Ad