“Türk sinemasında kadın” konusunda düşünüp konuşmaya başladığınızda, 1920’li yıllarda çekilen ilk konulu filmlerde gayrimüslim kadınları oynatmak zorunda olan bir ülke sinemasından söz ettiğinizi aklımızın bir kenarında muhafaza etmekte yarar var.

Yeni Sinema dergisinin 1967 yılında gerçekleştirdiği, olay yaratan soruşturmayı incelemeye kaldığımız yerden devam ediyoruz. Soruşturmanın Yönetmenler bölümü gerçek, yaşanan tartışmaların en somut dışavurumu anlamında sinema tarihimize geçen bir başka belge niteliğinde. Dergi, tıpkı eleştirmenlere olduğu gibi, yönetmenlere de bir dizi soru hazırlıyor ve yönetmen-eleştirmen ilişkisini açığa çıkarmayı düşünüyor. Ancak bir grup yönetmenin tutumu oldukça ilginç.

Massive Attack, 1988 yılında kurulmuş, Bristol kökenli bir trip hop grubu. Vokalistleri ve müziğe bakışları her albümde değişen ama son 20 yılımıza damga vurmuş bir grup. Ortaya çıktıkları 1988 yılından beri yaptıkları her albümde farklı bir yerlere gittiklerini ve kendilerini tanımladığımız ‘trip hop’ etiketinindeki ‘trip’ kelimesinin yolculuk olan anlamını farklı birçok yönden uyguladıklarını söyleyebiliriz.

Biz de bütün bu gelişmeler ışığında Ulysses'i Türkçeye kazandıran Armağan Ekici'ye Finnegans Wake'in çevrilemezliğini sorma ihtiyacı hissettik. Sağolsun o da bizi kırmadı Ters Ninja için aşağıdaki metni kaleme aldı. Kendisine Tüm Joyce'severler adına teşekkür ediyoruz.

Christian Petzold’un yönettiği son Doğu Almanya güzellemesi Barbara’nın vesilesiyle Almanya’da yapılan Doğu Almanya’yı anlatan filmlerden bahsetmekte fayda var. Berlin Duvarı’nın ortaya çıkmasından günümüze değin iki devletli yapıyı anlatan çok sayıda film yapıldı. Özellikle duvar yıkıldıktan sonra bu konuyu merkeze alan filmlerin sayısında belirgin bir artış yaşandı.

Cinsellik geçmişte olduğu gibi bugün de kayda değer bir PR malzemesi. Yerli sinema filmleri içindeki açık seçik sahnelerin magazincilere servis edilmesiyle, TV dizileri içerdikleri tecavüz sahneleriyle pazarlanıyor. Cinsellik hala satıyor.

Yedinci Sanat cephesinde 2011 yılının en büyük olumluluklarının başında, sayıları giderek artan ve sinema kültürünü geliştirmeyi hedefleyen kitaplar geliyor. Aşağıdaki 7 kitaplık seçki, yıl içinde yayınlanan eserleri hatırlamak; yazarından yayınevine ve çevirmenine, emeği geçenleri hatırlamak amacıyla hazırlandı.

Ülkemizde ilk sinema eleştirisi 1918 yılının genç tiyatrocusu Muhsin Ertuğrul tarafından, kendisinden daha genç bir yönetmenin, Sedat Simavi’nin ilk filmi Pençe (1917) için yapılır. Ertuğrul, Berlin’de edindiği sinema bilgilerinin ışığında “Temaşa” adlı tiyatro dergisinde zehir zemberek bir yazı yazar.

Bir şiir dergisinin yayın yönetmeni, sohbetimiz esnasında Türkiye’de şiir dergilerinin bin tane dahi satmadığını, ama yayımlamaları için gönderilen şiir sayısının on binleri bulduğunu ifade etmişti. Şiir okumayan, fakat şiir yazabilen insanımız; sinema üzerine de okumuyor, fakat pekâlâ sinema yazabiliyor demek ki. Bu dosyamızda, 10 akademisyene/sinema yazarına/yönetmene sinema yazmak için okunması gereken sinema kitaplarını sorduk...

Geçtiğimiz günlerde 2 bölüm halinde yayınlanan Giallo makalesinde türün kenarını köşesini didiklemiş ancak örnekler üzerinde fazla durmamıştık. Bu kez Giallo türü içerisinde anılan ve kimi unsurlarıyla kendinden sonra gelenleri de bir şekilde etkileyen on filmden söz etmek istiyoruz.

Bu yazı Stanley Kubrick imzalı Paths of Glory’i ve filmin gösterime girdiği 1957 yılını temel alarak, sinemanın ve bir anlamda da insanlığın savaşla (ya da barışla) imtihanını masaya yatırmayı hedeflemektedir.
Ad