“Ha! Şarlo! Çılgınca seviyorum onu; yaşamımın gönüldeşi o, üzgün saatlerimin arkadaşı. 1911’den beri, Amerika’ya ayak bastığım günden beri filmlerden para kazanılmayacağına aklım yatıncaya değin...

Bu yazının temel amacı, Benjamin’in “sinema”nın erken dönem için vardığı sonuçları bir adım daha ileriye götürmek çabasından ibarettir. Fakat teorik bir sorunsal kurabilmek için önce belli kavramlaştırmalara ihtiyacımız var. Çünkü çevirisi Batı’dan Türkçe’ye ithal edilmediği için bizim “sinema” sözcüğü ile karşıladığımız, “hareketli görüntüler”den (motion pictures) oluşan bu nesne, tüm dünyadaki gibi ülkemizde de kendini, bir yandan başlangıçta içine doğduğu kapitalist ekonomi politiğin, öte yandan da, (tarih sahnesine hızlı girişinin bir sonucu olarak) diğer sanatlardan ödünç aldığı karma bir yazının/sorunsalın söylemiyle tartışır. Bu söylemin en temel sorunu, kendine üretim araçları ve üretim ilişkilerini kapsayan teorik ve soyut bir “üretim tarzı” düzeyi tanımlayamamış ve bu düzeyde kendisine yazın üretememiş olmasıdır. Dolayısıyla ve teknolojinin hızla değişmesinin sonucu olarak, çoğunlukla “üretim tarzı” kavramı, üretim araçları düzeyine indirgenmekte, ama her teknolojinin aynı zamanda bir ideoloji içerdiği “üretim ilişkileri” boyutu sürekli göz ardı edilmektedir.

Yarattığı zamansız eserlerle her devri yakalayan ve sürekli yeniden keşfedilen Patricia Highsmith, eserlerinin yayımlandığı ilk dönemden bugüne dek sinemanın radarında olmuştur. 1950 yılında yazdığı...

!f²: İstanbul’dan Canlı adlı bölüm bu yıl altıncı kez gerçekleştirilecek ve festivalin İstanbul ayağının son üç gününde (20-21-22 Şubat) beş film 34 ilde 40 noktada gösterilecek. Filmlerin ardından yönetmenlerle yapılacak sohbetler de internetten canlı izlenebilecek ve izleyiciler soru sorabilecek. Söz konusu beş yapımsa şöyle: 1001 Gram, Gümüş Suyu: Suriye Otoportresi, Yes Men İsyanda, Yuva Öğretmeni ve Hayat Var! Yırca, Validebağ.

Bu yılın öne çıkan filmlerine bakıldığında; başarı öyküleri aracılığıyla kitlelere güven aşılayan filmlerin varlığını sürdürmesi bir yana, yarışın The Artist ve Hugo arasında geçeceği tahmin ediliyordu. İki filmin ortak özelliği, seyirciyi yedinci sanatın tarihine doğru bir yolculuğa çıkarmalarıydı.

Alien fikri o zamanlar yeşermeye başladı O’Bannon’ın aklında. Ama araya başka işler girdi. Okul bittikten sonra Dune filminde çalışması için Avrupa’dan teklif aldı. H.R. Giger, Moebius ve Chris Foss gibi çizerlerin de projeye dahil olduğunu öğrenince tası tarağı toplayıp Avrupa’ya gitti.

Nuri Bilge Ceylan, "yalnız ve güzel ülkesine" Altın Palmiye kazandırdı yıl içinde... Yönetmenin, Avrupa'da Ingmar Bergman'la anılan sinemasını "Kış Uykusu" ile doruğa taşırken, ödülünü son bir yıl içinde ölen gençlere adaması anlamlıydı.

14. Filmekimi kapsamında seyirciyle buluşan ve ancak bu hafta vizyona girebilen A Perfect Day, Yugoslavya İç Savaşı’nın ardından bölgeye konuşlanan Birleşmiş Milletler’in bünyesinde çalışan...

Cannes Film Festivali’nin gediklilerinden Belçikalı Dardenne Kardeşler’in beş filmi yakın zamanda koleksiyon yapanlar için bir araya getirildi. İki Gün, Bir Gece filmleri de 26 Aralık tarihinde gösterime girecek sinemacıların bu vesileyle, dört filmini değerlendirdik.

The Hateful Eight ile tekrar radarımıza giren ödül avcılığı, sinemanın sevdiği ve kucak açtığı bir kavram. Toplumların temel metası olan paranın peşinde sürüklediği insanlar içerisinde en bıçak sırtı işi yapan ödül avcıları, başta western olmak üzere birçok tür ve filmde karşımıza çıkıp her seferinde aynı sorunsal üzerine düşünmemizi sağlamışlardır. Herhangi bir kesime aidiyet hissetmeyen, kendi çıkarlarını ve parayı ön planda tutan bu grubun en iyi on karakterini seçerken başarılarını, karizmalarını ve yer aldıkları filmlerin kalitelerini göz önünde bulundurduk; sırasız olarak verdiğimiz listemizde gönlünüzde yer etmiş bir karaktere mutlaka rastlayacaksınız.

Kürt sinema çevrelerinde bazı Türkçe filmlerin Kürt sinemasının mihenk taşı olarak kabul edildiğini görebiliyoruz. Bu taşların en önemlileri ise Yılmaz Güney filmleridir.
Ad