1906-1976 yılları arasında yaşayan usta yönetmen Visconti, soylu bir İtalyan ailesinin çocuğu olarak Milano’da dünyaya geldi. İlk gençlik yıllarında Paris’te Jean Renoir’la tanışması, hayatının dönüm noktalarından biri olacak ve Fransız yönetmeni her daim ustası olarak kabul edecekti.

Yıllar önce Türk ve İtalyanların genetik olarak benzediğini iddia eden bir makale okumuştum. Genetik benzerliklerinden bahseden bu makaleyi bilimsel bilgilerden uzak ancak kendi dar...

Sinema tarihinde James Bond’un Aston Martin’inden tutun da, Batman’in Batmobil’ine kadar birçok araba, ait olduğu o filmle özdeşleşmiştir. Ama bazı filmlerde, öyle arabalar vardır ki, karakterlerini bile sollayıp, görsel hafızada öne çıkmıştır. Diğer bir deyişle, karakterleşmiştir. İşte bu listede, usta oyunculardan rol çalarak, filmin en önemli karakterine dönüşen arabaların yer aldığı başlıca beş filmi sıralayacağız…

Geçtiğimiz günlerde 2 bölüm halinde yayınlanan Giallo makalesinde türün kenarını köşesini didiklemiş ancak örnekler üzerinde fazla durmamıştık. Bu kez Giallo türü içerisinde anılan ve kimi unsurlarıyla kendinden sonra gelenleri de bir şekilde etkileyen on filmden söz etmek istiyoruz.

Massive Attack, 1988 yılında kurulmuş, Bristol kökenli bir trip hop grubu. Vokalistleri ve müziğe bakışları her albümde değişen ama son 20 yılımıza damga vurmuş bir grup. Ortaya çıktıkları 1988 yılından beri yaptıkları her albümde farklı bir yerlere gittiklerini ve kendilerini tanımladığımız ‘trip hop’ etiketinindeki ‘trip’ kelimesinin yolculuk olan anlamını farklı birçok yönden uyguladıklarını söyleyebiliriz.

Pompei introsu ile Pompei'nin antik tiyarosuna bir giriş yapıyoruz. Ardından hala hava kararmadan Vezüv'ün yabani görüntüleri eşiliğinde Meddle'daki versiyonundan daha hoşuma giden bir şekilde 11 dakikayı aşkın Echoes (Part1) devreye giriyor ile Live at Pompei başlıyor. Daha sonra Careful with That Axe, Eugene ile iyice ısınmaya başlıyoruz. B yüzü olarak ve Ummagumma'da kaydedilen bir şarkı olarak bir kaç bootleg kaydı dışında en sevdiğim yorumu Live at Pompei'dedir.

Bundan tam 30 sene önce, şimdi death metalin babası olarak andığımız Chuck Schuldiner, Orlando'da Mantas adında bir grup kurdu. 1984 senesine geldiğimizde grup provalarını albümler halinde yayınlamaya başladı ve Death by Metal adlı albüm metal müzik çevrelerinde büyük yankı yarattı. Bunun üzerine Chuk hemen Death adında yeni bir grup kurdu. Grubuna Death adını vermesinin bir sebebi de 1976'da ölen kardeşi Frank'in ölümüyle yaşadıklarından olumlu bir şeyler çıkartmak istemesiydi.

Pazar gecesi ekran karşısına kurulup dünyanın en popüler sinemasal etkinliğine ‘kilitlenmeden’ önce, Akademi Ödülleri’nin pek de dile getirilmeyen bir dönemine, 1928 yılında yapılan ilk Oscar törenine doğru bir yolculuğa çıkalım dedik.

1990 sonrasında ilk ürünlerini veren yönetmenler genelde kendi senaryolarını kendileri yazmaya başladı: Zeki Demirkubuz, Derviş Zaim, Reha Erdem, Yeşim Ustaoğlu, Nuri Bilge Ceylan gibi isimleri örnek olarak sayabiliriz.

Kurucusu Andreas Baader ve önemli üyelerinden Ulrike Meinhof’un isimleriyle de anılan Baader- Meinhof , önceleri Andreas Baader ve sevgilisi Gudrun Ensslin, küçük soygunlar ve bombalamalarıyla ortaya çıkmıştı. İlerleyen yıllar içinde hem siyaseten hem de eylemsel olarak giderek radikalleşip Anti-kapitalist Marksist bir örgüt yapısı oluşturdular.

Nijat Özon’un Türk Sineması Kronolojisi 1895 – 1986 adlı kitabında “Güldürü” sınıfına aldığı bu iki film tiyatro geleneğinin hala bir hayalet gibi sinemamızın üstünde dolaştığının kanıtıdır. Aslen bir sahne şovmeni olan fırsatçı Körner’in sinemadan bihaber olduğuna Faruk Kenç de katılır:
Ad