İsveçli yönetmen Nils Arden Oplev’in 2009’da çektiği filmden sonra ikinci bir versiyon olarak karşımıza çıkmıştı. Hollywood’un yeniden çevrimler kervanını giderek genişlettiği son yıllarda neler olup bittiği bu vesilelerle hatırlatmak istedik.

İşte geçtiğimiz günlerin en çok konuşulan konusunun, Oscar’ın pek de dile getirilmeyen 83 yıllık tarihi.

Ülke gündeminin yegâne konusu haline gelen komşu ülke Suriye’nin nasıl bir sinema anlayışı var? 1931 yılında Ismaïl Anzur’un çektiği Under the Skies of Damascus bilinen ilk Suriye filmlerinden biri. 1960’lara kadar dişe dokunur bir Suriye sinemasından söz edemiyoruz. 1960 sonrasında film sayılarında önemli bir artış yaşansa da Suriye’de sinemanın varlığından söz etmek için 1960’lar bile oldukça erken bir tarihtir.

Her sene Cannes ve Berlin’den önemli ödüllerle dönen İran sineması, bu başarıyı geçmişinden kopmadan modern bir sinema yaratarak sağladı. Bu yıl Berlin’de Altın Ayı Ödülü ve En İyi Yabancı Film Oscar’ı Asghar Ferhadi’nin Bir Ayrılık (Jodaeiye Nader az Simin / A Separation) filmine verilmişti. Anlaşılan o ki, kendi kültüründen beslenen İran sineması için başarının tesadüfi olmadığı görülüyor.

Christian Petzold’un yönettiği son Doğu Almanya güzellemesi Barbara’nın vesilesiyle Almanya’da yapılan Doğu Almanya’yı anlatan filmlerden bahsetmekte fayda var. Berlin Duvarı’nın ortaya çıkmasından günümüze değin iki devletli yapıyı anlatan çok sayıda film yapıldı. Özellikle duvar yıkıldıktan sonra bu konuyu merkeze alan filmlerin sayısında belirgin bir artış yaşandı.

İtalya’da çektiği son filmi Roma’ya Sevgilerle ile şu sıralarda yeniden gündeme gelen Woody Allen, yarım yüzyıla doğru ilerleyen sinema kariyerini bu cümlelerle özetliyor. John Lahr’ın, “Chaplin ve Keaton, insanların özlem ve kaygılarının altında yatan lügatin fiziksel olduğu bir dönemi yansıtıyorlardı. Şarlo bir dinamizm efsanesi yaratmıştı, Allen ise yenilgi efsanesi ortaya çıkardı” sözleriyle kavramaya çalıştığı sanatçıyı, ilk dönem filmlerinden günümüze masaya yatırmak istedik.

Önce westernlerle geldiler. George Barnes’ın Büyük Tren Soygunu'nda üzerimize doğru ateşlediği silahı, Vahşi Batı’dan Ortadoğu’ya, dünyanın hiçbir bölgesinde işlerin eskisi gibi olamayacağının işaret fişeğiydi adeta.

Ben-Hur (1959, William Wyler), Cleopatra (1963, Joseph L. Mankiewicz), Casanova (1976, Federico Fellini) gibi klasik filmlerden; Gangs of New York (2002, Martin Scorsese), Life Aquatic with Steve Zissou (2004, Wes Anderson) gibi yeni dönem filmlere kadar yaklaşık 3000’den fazla yapıma ev sahipliği yapan İtalyan Cinecittà Stüdyoları'nı geçtiğimiz aylarda turalayıp görme fırsatı yakaladık, yarı hacı olduk. Stüdyonun tarihini elden geçirip gezi üzerine birkaç not yazmak farz oldu haliyle.

Asıl adı Shinichi Chiba olan aktör Sonny Chiba 1939 yılında Fukuoka Japonya’da doğdu. Sonny ismini, sinema dünyasına atıldıktan sonra oynadığı bir Toyota reklamında aldı ve o tarihten sonra ülkesi dışında Sonny olarak anıldı.

29 Eylül 1951 yılına ait haftalık sinema dergisi Yıldız’ın, yerli haberler sütununda yer alır bu satırlar. Birkaç sayfa öncesinde de bu kontratı belgeleyen fotoğraf vardır. Sonraki yıllarda Yeşilçam’a kral olarak damgasını vuran Ayhan Işık’tır sözü edilen Ayhan Işıyan. O yıl, Yıldız dergisinin açtığı yarışmada Belgin Doruk’la birlikte birinci seçilmiştir.

“Türk sinemasında kadın” konusunda düşünüp konuşmaya başladığınızda, 1920’li yıllarda çekilen ilk konulu filmlerde gayrimüslim kadınları oynatmak zorunda olan bir ülke sinemasından söz ettiğinizi aklımızın bir kenarında muhafaza etmekte yarar var.
Ad