Kitap Hırsızları

Bir kitap çıktı diyeler, üç gün sonra duymayalar

1956 Nagasaki doğumlu manga sanatçısı ve illüstratör Suehiro Maruo’nun yayıncılık dünyasına girmesi kolay olmaz. 1973 yılında ilk manga çalışmasının yayınının reddedilmesinin ardından 1980’e kadar...

Valerie Solanas daha çok “Andy Warhol’u vuran kadın” olarak bilinir, ama asıl bilinmesi gereken ve ilgiyi hak eden yazmış olduğu Erkek Doğrama Cemiyeti Manifestosu (SCUM Manifesto) isimli kitabıdır.

Modern Evliya Çelebi, erken Cumhuriyet’in ve devamının en meşhur muhabir ve muharriri Hikmet Feridun Es’in (d.1909-ö.1992), 1954 yılında “popüler olacak işin kokusunu 1 km öteden alan” Ertem Eğilmez’in kurduğu Çağlayan Yayınevi’nden çıkan kitabı, Aşk Tamtamları bu satırlarla başlıyor.

Kızılderililer’in ve adaletin ateşli bir savunucusu olan baltalı İlah Zagor, 1961 yılında Guido Nolitta ve Gallieno Ferri tarafından İtalya’da yaratılmasının hemen ertesi senesi Türkçe konuşmaya başladı. Ülkemizde ilk olarak Ceylan Yayınları’ndan çıkan Zagor o günden bugüne hala aramızda ve ister hala okuyalım, ister okumayalım hala bizden biri.

Şemsiye Akademisi’nin teknolojisi yeni nesil Dr. Who dizilerinde, Hellboy’da rastlayacağınız türden. Biraz steampunk, biraz spiritüel. Hikayeci olarak Mike Mignola ve Alan Moore’dan etkilendiği açık Way’in.

İki yıl önce kaybettiğimiz Füsun Akatlı, Edebiyat Defteri kitabında Adalet Ağaoğlu’nun Üç Beş Kişi romanının son cümlesine vurgu yaparak yazısına şöyle başlar: “Okuduğum bütün romanlar sahici bir başlangıçla bitsin istedim.” Hiç şüphesiz ‘sahici’ ve ‘hakikat’ gibi kelimeler bir yazarın en önemli mihenk taşladır. Roman büyülü bir aynadır çünkü. Yazar için yazdığı roman ne kadar büyük bir iddia ise okur içinde bir o kadar derin girdaptır.

İcatların, keşiflerin, tıptan teknolojiye insanlık adına kaydedilen her gelişmenin kaynağı bilgidir. Ama bilgiye giden yolda insanın en önemli yakıtı hayalgücüdür. Bilimkurgu yazarları bilgiye giden...

Sjöwall ve Wahlöö’nün başlattığı gelenek Henning Mankell imzalı Wallender polisiyelerinde kolaylıkla gözlenebilir. İşlenen suçların nedenlerini ve faillerini araştırırken devamlı sorular sormak zorunda kalan Wallander aslında şu soruları sormaktadır: “Bu topluma ne oldu? Bu toplum nereye gidiyor? Bu toplumsal çöküşün sebebi ne?”

Tarihi okumak hem keyiflidir hem de öğretici. Ama yazılı tarih kimi zaman yazanından ya da yazdıranından ötürü yanıltıcı da olabilir. O yüzden en doğrusu değişik kaynaklardan okumaktır tarihi. Ve ardından kendi akıl fikrimizi süzgeç gibi kullanmak. Levon Panos Dabağyan’ın kitapları değişik kaynakların başında geliyor.

Diego Cajelli’nin Pis İşleri, Calzolari’nin ilk olur verdiği ve yayınladığı projelerden biri. Çizer olarak da okulun yeni mezunlarından (ya da mezun adayı) Luca Rossi’nin kullanılması gayet doğal bir sonucu bu kararın.

Baba Yaga, 1973 yılında çekilmiş, eurotrash olarak etiketlenmişse de gözümde art house sinemasına daha yakın konumlanmış olan bir İtalyan filmi. Corrado Farina tarafından çekilmiş film, aslında Guido Crepax’ın Valentina adlı çizgi romanından (fumetti) uyarlama.
Ad