
Sinemasız kalmayın çünkü sinema hayatı "eşsiz" kılar.
13 May
Bu hafta vizyona giren altı adet film bilim kurgu, animasyon, korku ve drama gibi farklı türlerden sinema severlerin ilgisini bekliyor. Ancak içlerinde mutlaka seyretmemizi gerektirecek bir film göremiyoruz. Buna rağmen Annemi Öldürdüm (J’ai tué ma mère, 2009) ile uluslararası çapta ilgi çeken Xavier Dolan‘ın son filmi Hayali Aşklar, genç bir yönetmenin sinema yolculuğunu takip ederken hayal kırıklığı yaratmadığı için haftanın filmi olarak görülebilir. Herkese iyi seyirler…
5 May
Vizyona yeni giren film sayısı ortalaması düşmüyor. Bu hafta özellikle dört adetle yerli film ağırlığı dikkati çekiyor. Haftanın filmini de yerliler içinden seçtik. Antalya’dan Altın Portakal’la dönen Gişe Memuru, kısa filmlerdeki tecrübesini uzun metraja taşırken tökezlemeden yansıtmayı başarabilen bir yönetmenin ilk filmi olduğu için ayrı bir takdiri hakediyor. Herkese iyi seyirler…
25 Nis
Bir film yazarının etkisi nasıl ölçülür? Ölçü birimi olarak ne kullanılır? Açıkçası bilemiyorum. Dolayısıyla bu liste tamamen benim kişisel idrak cetvelimle oluşturuldu. Yani tek ölçütün benim fikirlerim ve deneyimlerim olduğu söylenebilir.
22 Nis
2004 tarihli Ölülerin Şafağı iyi bir yönetmenin gelişini değil, gökten pat diye kucağımıza düşüşünü ilan ediyordu. Siyasi altmetini çok faşizan bulunup eleştirilse de, 2001 tarihli ikinci filmi 300 sinema ve çizgi roman evliliğinden doğması gereken mükemmel estetiği ve görsel şenliği barındırıyordu. 2009 tarihli Watchmen, Alan Moore’un dehasını yansıtabilmeye en çok yaklaşan uyarlamaydı. Son filmi Baykuş Krallığı Efsanesi bana daha çok ticari bir teşebbüsmüş izlenimi verdi. Başkası çekeceğine ben çekeyim hesabı.
20 Nis
1980 tarihli film Üç Adam Ölecek (3 hommes à abattre / Three Men to Destroy) 1981’de gösterilmiş ülkemizde. Demek ki izlediğimde 9 yaşındaymışım. Film hakkında hatırladığım şeyler şunlar: kesinlikle birden fazla kez -sanırım kışlık ve yazlık sinemalarda ayrı ayrı olmak üzere- belki iki belki üç defa izledim filmi. Ama aklımda kalan tek sahne finali olmuş. Artık nasıl bir hayranlık besliyorsam Alain Delon’a, hiçbir bölümünü hatırlayamadığım bir filmde onun öldürüldüğü sahne kare kare kazınmış hafızama. (Kusura bakmayın 30 yıllık film hakkında yazarken “sürpriz bozan” falan açık etmeyeyim diye uğraşamayacağım.)
1 Nis
Bu hafta giriş yazısı yazmakta çok zorlandık, basbayağı tıkandık. Hazır günlerden de 1 Nisan, o zaman bu haliyle bırakalım dedik. Haftanın filmi ise hiçbirimizin izlemediği Meş (Yürüyüş). Herkese iyi seyirler…
27 Mar
11 yaşındaki çocuk büyülenmişçesine kitabın kapağına bakıyordu. Resmedilen sahne müthişti kapakta: Jules Verne’in kitaplarından fırlamış dev bir ahtapot gemiye saldırıyor. Ama işin ilginci bu saldırı bir okyanusta değil uzayın derinliklerinde gerçekleşiyor. Evet, tam üstüne bastınız, gemi dediğimiz de aslında bir uçandaire…
22 Mar
İspanyol yönetmenlerin korku filmlerini kaçırmamaya büyük özen gösteririm. Çünkü kişisel tecrübelerim gotik korku filmi çekme konusunda İspanyollar’ın eline kimselerin su dökemeyeceği yönünde şeyler söylüyor bana.
20 Mar
Uzun zaman önce Fipresci.org için yazdığım bir yazı. FIPRESCI jürisi olarak katıldığım Bratislava Film Festivali sonrası yerine getirmem gereken bir yükümlülüktü bu makaleyi yazmak. Oldukça atıl olan Fibresci.org çok sonraları yayınlamış olmalı yazıyı, ben de yeni fark ettim. İngilizce olsa da (uluslararası hedeflerimiz var ya :) Ters Ninja’ya taşımak istedim. Türkçesini kısmen de olsa zamanında paylaşmışımdır zaten. Ayrıca hala bu yazıda adı geçen filmlerin hepsini ısrarla bir şekilde izlemenizi önermekteyim hala. Bu arada Bratislava’daki festival Sofya’dakinden küçük olarak geçse de, Bulgarlar bu konuda kesinlikle Slovaklar’ın eline su dökemezler, onu da “aççık seççik” ifade edeyim…
6 Mar
Landlord için yolculuk zamanı geldi çattı, sevgili ninjalar! Aldı beni bir güvercin tedirginliği yine. Evini, sevdiklerini geride bırakmak, yabancı bir coğrafyaya yelken açmak, bir kez daha uçağa binmek, kısmetse dönüşte bir daha binecek olmak. Bu yıl Sofya Film Festivali‘nin 15′incisi düzenleniyor. FIBRESCI Ödülü’ne layık bulunacak filmi seçecek üç kişilik FIBRESCI Jürisi’nde ben de varım. Her türlü teşviğe layık görülen futbolcularımızla denk koşmayacağım kendimi ama, benim de ülkeyi temsil ettiğim ve bu anlamda milli sinema yazarı olduğumun altını çizmeden geçemeyeceğim. Eğer devletim beni görmezden gelmeye devam
ederse bu yıl dikkat çekmek için Emre Belözoğluluk yapıp sinemacı, jüri kim varsa kafa göz dalmayı planlıyorum. Belki beni de kaptan yaparlar o zaman. Küçüklüğümden beri hep kaptan olmak istemişimdir. Kaptan Amerika, Kaptan Swing, Kaptan Onedin, Kaptan Kusto, Kaptan Kirk, On Beş Yaşında bir Kaptan hatta Kaptan-ı Derya hep gıptayla baktığım şahsiyetler oldular. Küçükken bana Kaptan marka bisiklet almaları için ne yalvarmıştım bizimkilere…
Son Yorumlar