İşte bu bizim Hikaye-miz

Saf ve temiz öyküleriniz alınır, yayınlanır

Çok uzak bir galakside, bizim hayalini bile kuramayacağımız teknolojiler geliştirmiş bir uygarlık vardı. Bu uygarlığın en popüler ilgi alanı dünyamızdı. O inanılmaz teknolojileriyle bir televizyon kanalı izler gibi bizim maceralarımızı izliyorlardı.

"1997'den beri düzenlenen Robocup Futbol Turnuvası'na katılan firmaların ana hedefi 2050 yılına kadar insanlarla çim sahalarda maç yapabilecek hatta onları yenebilecek bir robot futbol takımı yaratmak."

Maç saat 16.00’da başlar. 20. dakikaya gelindiğinde Kayserispor Oktay ile 1-0 öne geçer. İşte buradan sonrası eldeki bilgiler o kadar değişken ki akla Akira Kurosawa’nın Rashomon filmindeki, cinayeti kendi gördükleri şekliyle farklı farklı anlatan karakterler geliyor.

Mesut sokağın ancak caddeye açıldığı yere varınca garipliği farketti. Gündüz olduğu halde dışarısı yeterince kalabalık değildi. Kaldırımlarda yürüyen birkaç kişi ve tek tük geçen arabalar dışında cadde bomboştu. Köşede durup etrafına bakındı. Börekçi, tekel bayi, banka ve Nazlı adlı kafeterya kapalıydı. Evden çıkarken saate bakmamıştı, ama gölgesinin kısalığından öğle saatlerinde olduğu belliydi. Yaz, kış, bayram, pazar bu kafeteryayı hiç bu saatte kapalı görmemişti.

dgar Allan Poe’nun üzerinde uğraştığı son öyküsüne aittir. Ölümünden tam 92 yıl sonra Thomas Ollive Mabbott tarafından bulunarak 1942’de Notes&Querries’de yayımlanmıştır. Ben bu yarım kalmış Deniz Feneri adlı öyküyü ilk kez İthaki Yayınları tarafından yayımlanan 2001 baskısı Poe’nun ‘Bütün Hikayeleri’ adlı beş ciltlik eserin 5. cildinde okudum.

Tüm bunları başarmasında damarlarında İtalyan kanı taşıyor olmasının da elbette büyük rolü vardı babama sorarsınız. Babamın hayali de hep büyük bir film yıldızı olabilmekti bence, aynı hayran olduğu Burt Lancaster gibi.

Sıkıcı sıcağın son paydos zili nihayet çaldı. Zil bile gevşedi. Çoktandır dışarlı bakışları bu zili bekliyordu. Kitaplarını topladı ve şimdi kaç kat olduğunu tam...

ben evlenip gurbete gitmiştim. Rahmetli babamın, hiç bizim evimize gelemeden vefat etmişti. Onun sevdiği yemekleri yapıp ağırlayamamak, ıhlamurunu kaynatıp köşeye oturtamamak ve ona hizmet edememek içimde bir ukde olmuştu.

İlk sayfadan vermişlerdi haberi. İşadamı Hayri C.’nin eşi cinayete kurban gitti, polis hırsızlıktan şüpheleniyordu vs vs. Daha az yandaş olan diğer gazetede de farklı şeyler yazmıyordu. Aynı fotoğraf kullanılmıştı.

Peyk gurubuna ait İçimdeki İz'in verdiği ilhamla yazılmış bu mini hikâyenin elbette şarkının orijinal klibiyle yakından uzaktan ilişkisi yok. Ancak okurken bir yandan da bu şarkıyı dinlemeniz, yazarın bu metni okuyan herkesin tatmasını dilediği o bütünlük duygusunu oluşmasına vesile olacaktır.

“Yok mu bir haber alan, yok mu gören Bu mudur âdetin, bu mudur tören Yaz ya da söyle bulamadım böyle Neresi açık adresin, neresi yören”