
Sinemasız kalmayın çünkü sinema hayatı "eşsiz" kılar.
2 Eki
Metirapon Kötü Anıları Siliyor mu?
Montreal Üniversitesi’nden araştırmacılar Metirapon adlı ilacın beynin acı veren anılarla alakalı olumsuz duygular oluşturma kabiliyetini düşürdüğünü söyledi. Diğer bir deyişle bu ilaç kötü anıların hatırlanmasını etkili bir biçimde engelliyor.
(27 Mayıs 2011)
18 Eyl
“Ne yapıyoruz?”
“Arayacağım seni geriye Pierre. On dakika falan sonra.”
Telefonumu pantolon cebime koyup tişörtümün bel kısmıyla burnumu kapattım. Koku dayanılır gibi değildi. Otuz metre ötede baş yardımcım Karim’i görmüştüm. Ağır havaya aldırışsız sakin adımlarla bana doğru yürüyordu.Yaklaştığında ellerinin ve ceplerinin boş olduğunu farkettim. Finale ulaşmıştık sonunda.
11 Eyl
Ölümün hemen sonrası zihin bedenden sıyrılırken oluşan düşünceleri dört boyutlu olarak kaydeden sistem 2014’den beri bilinmekteydi. Bazı bilim insanları biri çözülen, diğeri normal seyrinde olan iki zihni interaktif olarak birbirine bağlayan şeyin 5. boyut, bilinç boyutu olduğunu iddia etmekteydi. Ölüm Esnasındaki Zihinsel İlişki teknolojisi henüz emekleme çağındaydı, ama küresel ölçekte büyük bir heyecan yaratmıştı. İki yıl sonra şu anda bütün dünyada bilinen 848 başarılı kayıt vardı. Başarı oranı sofistike aparatlara rağmen on binde ikiydi. Bu içinde bulunduğum seyirin kaydı 849. olacaktı inşallah. Başarılı seansların kayıtları belli işlemlerden geçtikten sonra sıradan bir Dvd oynatıcısında bile izlenebilmekteydi. Youtube’de de dolanmaktaydı bazıları.
Arafor – Sadık Yemni (2010)
4 Eyl
Selim Taneci’nin moral motoru beş yüz beygirlik bir güçle kükremekteydi. Kendisine büyük bir ün kazandıracak romanını az önce noktalamıştı. Sevinçten kabına sığamıyordu. Metnin biri dizüstünün hard diskinde olmak üzere dört adet kopyası mevcuttu. Lazer basıcıdan çıkardığı 238 sayfa masanın üstünde krem rengi bir zafer kabartısı gibi durmaktaydı. Kitaplarının final metinlerini krem renkli kağıtlara basardı. Bunu yıllar önce bir Fransız filminde görmüş ve uygulamaya başlamıştı. Kendine has bir orjinalite ambalajıyla satmayı severdi.
28 Ağu
Sabri ile tanışmam bile garipti. Sıcak geçeceği belli bir İstanbul günüydü. Sarıyer’den sahil yolunu takip ederek Beşiktaş’a giden bir otobüste, en önde oturmuş, denize girenleri seyrediyordum. Birden kabaca dürtüldüğümü hissettim. Tüm koltuklar boş olmasına rağmen gelip yanıma oturan o zat Sabri’ydi. Oflayıp puflamama aldırmadan bacaklarını, o uzun ve kalın bacaklarını açtıkça açtı. Bir ara kavga etmeyi düşündümse de buna cesaret edemedim. Sabri o kadar iriydi ki daha ilk andan itibaren kendimi onun yanında çocuk gibi hissediyordum. En iyisi henüz koltuklar boşken inat etmeyip yerimi değiştirmekti.
21 Ağu
Selma isteksiz adımlarla sokağı geçip Arzu marketine doğru yürüdü. Gözleri yaşlıydı. Kendine hakim olmasa hüngür hüngür ağlayacaktı. Marketin önündeki manav bölümünde duran başıbozuk soğanları kümeleyen delikanlı yan gözle ona baktı. Bakışları hızla endamını ölçtü biçti. Yüzünde belli belirsiz bir gülümseme oluşmuştu. Bozulmak üzere olan bir ampulun son kez sönük bir ışıkla parlaması gibiydi. Sonra işine koyuldu. Tanımamıştı. Geçen fıstık kategorisinden olmasa da ölçüleri bayağı ehven genç bir bayandı. O kadar.
14 Ağu
This kiss upon the brow!
And, in parting from you now,
Thus much let me avow—
You are not wrong, who deem
That my days have been a dream;
Yet if hope has flown away
In a night, or in a day,
In a vision, or in none,
Is it therefore the less gone?
All that we see or seem
Is but a dream within a dream.
E. A. Poe – A dream within a dream – 1849
Ayağımdaki kurşundan çizmeler yüzünden paçayı canavara kaptırmadan kapının koluna erişmem mümkün değildi. Kalbim yerinden çıkacakmış gibi atmaktaydı. Ağzım kurumuştu. Midem bel bölgesinden dışarı çıkabilmek için uygun bir delik aramaktaydı adeta. Sağ elim beyhudelikle ileriye doğru uzanmıştı. Gözümle görmediğim bir dehşetten kaçmakta olduğumun bilincindeydim ama. İrademi topladım.
(daha fazla…)
7 Ağu
“Bu saçma,” dedi kız. “Devreleri halletsen bile makinenin kalbi hasta. Ya her şey çoktan mahvolduysa?”
Bu doğruydu, makinenin kalbi hastaydı. Her an ölebilir ve bizi Plüton’un yörüngesinde soğuk bir ölüme mahkum edebilirdi. Şimdilik sadece ömür boyu hapisteydik, yerimizden kımıldayamıyor, manevra dahi yapamıyorduk.
Geminin kalbi hastaydı.
***
10 Tem
“1997′den beri düzenlenen Robocup Futbol Turnuvası’na katılan firmaların ana hedefi 2050 yılına kadar insanlarla çim sahalarda maç yapabilecek hatta onları yenebilecek bir robot futbol takımı yaratmak.”
TRT
3 Tem
“Çay mı Nek birası mı?”
Nerton başını kaldırdı, iki adım uzağında duran ihtiyara sıkılgan bir tavırla baktı. Adam, üzerindeki sade gömlek ve hırkayla sıradan bir çiftçi gibi görünüyordu. Ayaklarına beyaz sandaletler giymişti. Şişko tabir edilecek kadar göbekli, tombul yanakları, beyaz sakalıyla oldukça sevimliydi. Kendisine babacan bir ifadeyle gülümsüyordu. Yine de tüm bunlar, onun bir zamanlar güçlü bir büyücü olduğunu unutmasına yetmiyordu. “Çay, Efendi Sersanol,” diye mırıldandı daha mütevazı bir istek olacağını düşünerek. “Bir bardak çay iyi gelirdi.”
Son Yorumlar