Sadık Yemni'nin Tuhaf Hikayesi

Sadık Yemni şaşırtıcı hikayeleriyle hayalgücü labirentlerinde yolculuk ediyoruz

Neşe Apartmanı'nın kapısının önünde duran iki karaltı bir kahve telvesindeki bedbelirti gibiydi. Bir röntgen filmindeki beyin uru izleri dense bile yeriydi. “Bayağı dakiksiniz Gülay...

Bu telefonu alıp ‘Alo’ diyen birini bulamazsan 3 saat 59 dakika sonra ölüp gideceksin. Eğer bu sırrı birine anlatırsan, içeriden yaşlanacak ve yine dört saat sonra öleceksin. Kaçış yok bilesin. Tiktaklar çalışıyor. Haydi, kendine hemen telefonu alırken, ‘Alo’ diyecek birini ara.

Mesut sokağın ancak caddeye açıldığı yere varınca garipliği farketti. Gündüz olduğu halde dışarısı yeterince kalabalık değildi. Kaldırımlarda yürüyen birkaç kişi ve tek tük geçen arabalar dışında cadde bomboştu. Köşede durup etrafına bakındı. Börekçi, tekel bayi, banka ve Nazlı adlı kafeterya kapalıydı. Evden çıkarken saate bakmamıştı, ama gölgesinin kısalığından öğle saatlerinde olduğu belliydi. Yaz, kış, bayram, pazar bu kafeteryayı hiç bu saatte kapalı görmemişti.
Ad