
Sinemasız kalmayın çünkü sinema hayatı "eşsiz" kılar.
14 Ağu
This kiss upon the brow!
And, in parting from you now,
Thus much let me avow—
You are not wrong, who deem
That my days have been a dream;
Yet if hope has flown away
In a night, or in a day,
In a vision, or in none,
Is it therefore the less gone?
All that we see or seem
Is but a dream within a dream.
E. A. Poe – A dream within a dream – 1849
Ayağımdaki kurşundan çizmeler yüzünden paçayı canavara kaptırmadan kapının koluna erişmem mümkün değildi. Kalbim yerinden çıkacakmış gibi atmaktaydı. Ağzım kurumuştu. Midem bel bölgesinden dışarı çıkabilmek için uygun bir delik aramaktaydı adeta. Sağ elim beyhudelikle ileriye doğru uzanmıştı. Gözümle görmediğim bir dehşetten kaçmakta olduğumun bilincindeydim ama. İrademi topladım.
(daha fazla…)
24 Nis
Senik Ateş’in huzursuzluğu su yüzeyinin bir metre altında duran iri bir şamandıra gibi ısrarcıydı. Her an görünür alana çıkabilirdi. Bedbelirtiler gırlaydı. O şey olmak üzereydi. Bu kalp yerindeki dingin anları tükenmek üzereydi. Sonrasını düşünmek dahi istemiyordu. Belirsizlik tütüyordu çevresinde.
17 Nis
Videotekin kapısı kilitliydi. Kapısının camına içerden uçuk mavi harflerle PEK YAKINDA AÇILIYORUZ yazan beyaz bir pankart asmışlardı. Camekâna çoğunun adını ilk kez duyduğum yerli ve yabancı filmlere ait küçük afişler yapıştırılmıştı. İçerisi görünüyordu. Tamamen boştu. Daha raflar, satış tezgahı filan gelmemişti.
10 Nis
Cevat Yorulmaz, 66 gün önce 60 yaşına bastığı günün ertesinde, oturma odasındaki divanda uyandığında, önündeki saatlerin hayatını sonsuza dek değiştireceğini bilemezdi. Dün akşam tek kişi için organize ettiği partide çok içmiş ve yatak yerine divanda sızmıştı. Sabah tuvaletin zemini kusuklarla bezeliydi. Gece midesinde ne varsa çıkarmıştı. Defalarca. Ona rağmen başı hâlâ zonklamakta, midesi de yanmaktaydı.
20 Şub
“Dokun bana.”
İki elimle genç kadının belini tutup hafifçe kendime doğru çektim. Çıplak bedeni istekle benimkine yaslandı. Tenimin tenine temasında daha önce tanıdığım kadınlarınkilerden farklı hiçbirşey yoktu. Memeleri göğsüme sıcak ve hoş bir baskı yapmaktaydı. Ten kokusuyla füzyonlanmış parfümü ciğerlerimi doldurmaktaydı. Loş ışıkta siyah gözleri arzuyla fosforlanmıştı adeta.
“Öp beni.”
6 Şub
Yatağın altında duran bavulun hışırtısı Recep’in yarı sağır kulaklarını yormaktaydı. Bin adet cırcır böceği ambalajlamıştı sanki mübarek. Neyse ki, hiçbir zaman uzun sürmezdi. En fazla yarım saat. Yan binadan gelen seslere yönelttti dikkatini. Alman komşusu Hans Fredrich Hertz karısına bağırıyor. Arabanın anahtarını nereye koydun? Kadın bir şeyler söyleyince ikinci kükreme. Sana kaç defa dedim. Kadının sesi de yükselince uzunca bir es. Güç topluyor ya da tırsma belirtisi. Bugün cumaysa akşam arkadaşlarıyla içmeye gidecekti. Kadından harçlık alması lazımdı. Ayın ikinci yarısında hep böyle oluyordu son yıllarda. Şu allahın belası ekonomik kriz nedeniyle. İkisi de emekliydi. Emekli maaşları vardı. Günde iki paket sigara içen Hans’ın bu harçlıklara ihtiyacı vardı. Kadın, adı neydi ya, birazdan hatırlardı, nazlanır, ama biraz yalvarttıktan sonra adamın parasını verirdi. O da bu akşam eve arkadaşlarını çağıracaktı belki. Çay, kahve ve erik likörü içerek konken benzeri bir kağıt oyunu oynayacaklar. Bu oyunun adı da çıkmış aklından. P ile başlayan bir şey.
19 Ara
“Lisede numaram 499’du.”
Salih Keskin beyaz pamuklu elbise, beyaz çorap ve beyaz ayakkabılar giymiş kumral kıza bezgince baktı. On üç, ondört yaşında falan olmalıydı. Onlardan biriydi yine. Neyse ki, bugün 7 Temmuzdu. Yarın bütün bunlar mazide kalacaktı inşallah.
5 Ara
Neşe Apartmanı’nın kapısının önünde duran iki karaltı bir kahve telvesindeki bedbelirti gibiydi. Bir röntgen filmindeki beyin uru izleri dense bile yeriydi.
21 Kas
“Buyrun efendim kartınız, gidiş ve dönüşte 14’er dakika geçerlidir.”
Çikolata tenli, genç kadına gülümseyerek uzattığı zil etiketi büyüklüğündeki kartı aldım. Gri mika benzeri kompozit malzemeden yapılmıştı. Üzerinde Autonix firmasının adından başka bir şey görünmüyordu.
14 Kas
Koridorun damarlarıma zerkettiği sıvı gerilimin kıvamını tasvir etmem imkânsız. Kurumuş kan rengi badanalı, dar ve alçak tavanlı yerde ayak seslerim tuhaf bir yankı yapmakta. Sanki hemen önümde ve arkamda aynı anda atılan iki çift adım daha var. Arkama bakmamak için kendimi güç tutuyorum. Bana verilen teknik tavsilerden en birincisine uymaktayım. Arkaya bakmak pişmanlıktır. Pişmanlara burada geçit yoktu. Korkuyorum, heyecan midemde vakum, ama asla pişman değilim. Adımlarımı seve seve atıyorum. Yapmağa kalkıştığım şeyi candan benimsemiş durumdayım.
Son Yorumlar