Vizyon-tele

Hafta hafta vizyona çıkan filmler...

Meksikalı yönetmen Guillermo del Toro son filmi Pasifik Savaşı (Pacific Rim) ile ilgili verdiği demeçlerde kendisinin de Kaijuların hayranı olduğunu belirtiyor.

Geçmişin Sırları temelini “suçsuzluğunu ispat etmek için kaçmak zorunda kalan adam” kalıbının üzerine kurmuş.

Baba'yı (The Godfather) klasik yapan en önemli neden, ‘suç türü’nü olaydan çok derin karakterler, psikolojik tahliller ve ilişkilerin içiçe geçtiği, grift bir drama yapısıyla tanıştırmasıdır. Hatta öyle ki, Quentin Tarantino 1992’de Rezervuar Köpekleri'yle (Reservoir Dogs) bu işi bir adım ileriye götürmüş adeta ‘olaydan yoksun bir suç filmi’ çekerek tür tarihine bir başyapıt hediye etmişti. Fransız oyuncu Guillaume Canet’in, ülkemizde bugün vizyona giren dördüncü uzun metrajı Kan Bağları (Blood Ties) da, çatışmadan, kovalamacadan, patlayan silahlardan, yani ‘olay’dan çok karakterlere, ilişkilere ve suçun bir aileyi nasıl değiştirdiğine odaklanıyor.

Cem Yılmaz kısa bir aranın ardından "Ali Baba Ve 7 Cüceler" ile beyazperdeye dönüyor! Komedi türünde olan film, Hollywood'u aratmayacak aksiyonlarıyla izleyiciyi "hep birlikte gülmek" üzere salona davet ediyor. Bu davete ne denebilir ki: "Hayde Gidelum"

herkesi bir şekilde kendine hayran bırakabilecek tür filmleri de yok değil. İşte yazımızın başlangıcında sözünü ettiğimiz bilimkurgu türüne yakınlığı ile kendini bekleten, fragmanlarından bile teknik açıdan ne denli başarılı olabileceğini çoğumuza söyleten bir film çıktı karşımıza: Gravity (Yerçekimi)

Sinema dünyasının dört gözle beklediği Oscar’lar yaklaşıyor sevgili okurlar; bu hafta vizyona giren en önemli film, yarışta şimdilik başı çekiyor gibi görünen Kazanma Sanatı (Moneyball). Kazanma Sanatı’nın yanında Jane Eyre diğer dikkat çeken yapım; haftanın son yabancı film seçeneğiyse İsveç yapımı hafif bir romans olarak tanımlanabilecek Aşkın Formülü Yok (Simple Simon). Yerli Sinema’mızsa tam gaz yoluna devam ediyor. Bu hafta tam tamına üç yerli film vizyon görüyor; İz (Reç), Ay Büyürken Uyuyamam ve Yangın Var. Herkese iyi seyirler.

François Ozon’un etkileyici çalışması Yuva… Geçen haftalarda Yaşamaya Değer’le bizi büyüleyen Josiane Balasko’nun yeni filmi Müşteri… Güney Kore sinemasından bir korku filmi Ölüm Zili… Ve artık klasikleşen animasyonlardan Oyuncak Hikayesi’nin üçüncü bölümü…

John Le Carré’in daha önce Küçük Kibritçi Kız (The Little Drummer Girl), Bahçıvan (The Constant Gardener), Panama Terzisi (The Tailor of Panama)… gibi romanları sinemaya aktarılmıştı. Bu sefer kamera arkasına, yazarın ünlü klasiği Köstebek’i (Tinker Tailor Soldier Spy) çekmek üzere Gir Kanıma (Let The Right One In) filmiyle tanıdığımız Tomas Alfredson geçmiş.

Robert Redford’un hem yönetip hem de başrolünde yer aldığı Geçmişin Sırları (The Company You Keep) 1960’lardaki idealist gençlerin şimdiki durumlarına kısaca göz atarken oyuncularıyla da göz dolduruyor.

Dünya prömiyerini yaptığı Roma Film Festivali’nde En İyi Senaryo Ödülü’nü ülkemize getiren, bu seneki İstanbul Film Festivali’nde de Ulusal Yarışma’da En İyi Film Ödülü’nü “Saç”tan sonra (2010) ikinci kez kazanan Tayfun Pirselimoğlu’nun son filmi “Ben O Değilim”, son zamanlarda sık sık karşılaştığımız doppelgänger (ikiz) hikayelerinden biri. Holywood’un “Düşman” (“Enemy”) ve “Öteki” (“The Double”) ile bu sene hayli ilgi gösterdiği bu izlek, Pirselimoğlu’nca ‘kişilik çatışması’ndan çok bir ‘yer değiştirme’ olarak ele alınmış.

Cannes Film Festivali’nin gediklilerinden Belçikalı Dardenne Kardeşler’in beş filmi yakın zamanda koleksiyon yapanlar için bir araya getirildi. İki Gün, Bir Gece filmleri de 26 Aralık tarihinde gösterime girecek sinemacıların bu vesileyle, dört filmini değerlendirdik.
Ad