Vizyon-tele

Hafta hafta vizyona çıkan filmler...

Sinema dünyasının dört gözle beklediği Oscar’lar yaklaşıyor sevgili okurlar; bu hafta vizyona giren en önemli film, yarışta şimdilik başı çekiyor gibi görünen Kazanma Sanatı (Moneyball). Kazanma Sanatı’nın yanında Jane Eyre diğer dikkat çeken yapım; haftanın son yabancı film seçeneğiyse İsveç yapımı hafif bir romans olarak tanımlanabilecek Aşkın Formülü Yok (Simple Simon). Yerli Sinema’mızsa tam gaz yoluna devam ediyor. Bu hafta tam tamına üç yerli film vizyon görüyor; İz (Reç), Ay Büyürken Uyuyamam ve Yangın Var. Herkese iyi seyirler.

Cem Yılmaz kısa bir aranın ardından "Ali Baba Ve 7 Cüceler" ile beyazperdeye dönüyor! Komedi türünde olan film, Hollywood'u aratmayacak aksiyonlarıyla izleyiciyi "hep birlikte gülmek" üzere salona davet ediyor. Bu davete ne denebilir ki: "Hayde Gidelum"

2012 tarihli ilk filmi Geriye Kalan ile ‘En İyi Yönetmen’ dalında Altın Portakal’a uzanan yönetmen Çiğdem Vitrinel, yeni filmi Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku'yu, 1995’te yayımlanmış İlhami Algör’ün aynı adlı romanından esinlenerek perdeye aktarmış. Sinemamızda son zamanlarda (özellikle İncir Reçeli hemen hemen aynı şablona sahip) sıkça görmeye başladığımız bunalımlı, tıkanma yaşayan yazar bir karakterin aşkla yolunun kesişmesinin anlatıldığı film, kağıt üzerinde anaakım gibi görünse de aslında ‘bağımsız sinema’ya daha yakın bir romans denemesi.

herkesi bir şekilde kendine hayran bırakabilecek tür filmleri de yok değil. İşte yazımızın başlangıcında sözünü ettiğimiz bilimkurgu türüne yakınlığı ile kendini bekleten, fragmanlarından bile teknik açıdan ne denli başarılı olabileceğini çoğumuza söyleten bir film çıktı karşımıza: Gravity (Yerçekimi)

Afro-Amerikan yönetmen Lee Daniels’i, 82. Akademi Ödülleri’nde 6 dalda Oscara aday olup ‘En İyi Uyarlama Senaryo’ ve ‘En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu’ dallarında zafere ulaşan Acı Bir Hayat Öyküsü (Precious: Based on the Novel Push by Sapphire) filmiyle tanımıştık. Acı Bir Hayat Öyküsü, Amerika’daki Siyahların gündelik ve toplumsal sorunlarını yansıtmaya, bunlar üzerine kafa yormaya çalışan bir filmdi. Daniels, dördüncü uzun metrajı Başkanların Hizmetkarı (The Butler) ile yine Amerika’daki Siyahların hikayesine bir çentik atıyor; ama bu sefer 1926’dan başlayıp günümüze, Obama iktidarına kadar uzanan ve açıkça Amerika’daki ‘Siyah Açılımı’nı güzelleyen bir eser karşımızdaki. Bir anlamda, Amerika’daki siyahi mücadele tarihinin panoramasını da sunuyor diyebiliriz film için.

François Ozon’un etkileyici çalışması Yuva… Geçen haftalarda Yaşamaya Değer’le bizi büyüleyen Josiane Balasko’nun yeni filmi Müşteri… Güney Kore sinemasından bir korku filmi Ölüm Zili… Ve artık klasikleşen animasyonlardan Oyuncak Hikayesi’nin üçüncü bölümü…

John Le Carré’in daha önce Küçük Kibritçi Kız (The Little Drummer Girl), Bahçıvan (The Constant Gardener), Panama Terzisi (The Tailor of Panama)… gibi romanları sinemaya aktarılmıştı. Bu sefer kamera arkasına, yazarın ünlü klasiği Köstebek’i (Tinker Tailor Soldier Spy) çekmek üzere Gir Kanıma (Let The Right One In) filmiyle tanıdığımız Tomas Alfredson geçmiş.

Emin Alper’in ikinci filmi Abluka (Frenzy) ilk sahnelerinden itibaren iyi bir prodüksiyona sahip olduğunu, üzerine düşünüldüğünü, para kazanmak ya da film yapmak için yapılmadığını hissettiriyor. Karşımızda büyük emek ürünü, güncel yerli film piyasası içinde konumlandırılması güç bir iş var.

Dünya prömiyerini yaptığı Roma Film Festivali’nde En İyi Senaryo Ödülü’nü ülkemize getiren, bu seneki İstanbul Film Festivali’nde de Ulusal Yarışma’da En İyi Film Ödülü’nü “Saç”tan sonra (2010) ikinci kez kazanan Tayfun Pirselimoğlu’nun son filmi “Ben O Değilim”, son zamanlarda sık sık karşılaştığımız doppelgänger (ikiz) hikayelerinden biri. Holywood’un “Düşman” (“Enemy”) ve “Öteki” (“The Double”) ile bu sene hayli ilgi gösterdiği bu izlek, Pirselimoğlu’nca ‘kişilik çatışması’ndan çok bir ‘yer değiştirme’ olarak ele alınmış.

Cannes Film Festivali’nin gediklilerinden Belçikalı Dardenne Kardeşler’in beş filmi yakın zamanda koleksiyon yapanlar için bir araya getirildi. İki Gün, Bir Gece filmleri de 26 Aralık tarihinde gösterime girecek sinemacıların bu vesileyle, dört filmini değerlendirdik.

007'nin son mecaresı"Spectre", Bond'u geçmişiyle karşı karşıya getiriyor. Bir tarafta çocukluk, bir diğer tarafta ise ajanlık dönemi. Kendisini kendinden iyi tanıyan düşmanı karşısında yapabilecekleri ise oldukça sınırlı.
Ad