Vizyon-tele

Hafta hafta vizyona çıkan filmler...

Şubatın 24’ünde dağıtılacak olan Oscar Ödülleri’nde En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Uyarlama Senaryo ve En İyi Kadın Oyuncu dallarında aday olan Düşler Diyarı (Beasts of the Southern Wild), 2006’da Küçük Gün Işığım (Little Miss Sunshine) ile Akademi’ye de kendini iyiden iyiye kabul ettiren bağımsız sinema örneklerinin sonuncusu. Benh Zeitlin, aynı zamanda bu ilk uzun metraj denemesiyle Cannes’da ilk filmlere verilen Altın Kamera Ödülü’nü de kazanmıştı.

Lisandro Alonso, Hermann Hesse-vari bir dille "yolculuğu" anlatıyor. Hayaller ülkesi, efsanevi Jauja'ya yapılan bu yolculukta Komutan Dinesen hem kendi hayatını hem de kızıyla olan ilişkisini sorgulamaya başlıyor.

Bir gazetecinin işi, gerçekleri bulmakla bitmez. Bir de onları kamuoyuna sunmak vardır ki asıl mücadele burada başlar. Manipülasyon ve çarpıtmalara rağmen haberi, gerçekleri gündemde tutmaktır en zor olan. 2004 yılında CBS'ten Dan Rather ve Mary Mapes'in tam olarak aynısını yaşadı. Fakat onlar malesef bu savaşı kazanamadı.

Vizyona yeni giren film sayısı ortalaması düşmüyor. Bu hafta özellikle dört adetle yerli film ağırlığı dikkati çekiyor. Haftanın filmini de yerliler içinden seçtik. Antalya'dan...

"Tuhaf Bir Sihir" filmi yine Irene Mecchi imzalı müzikal bir animasyon. Yönetmen Gary Rydstrom'un ses departmanındaki tecrübesinden filmin konusu ise aşkı, anlamını "sorgulamadan" anlatan bir peri masalı. Ana karakterin güçlü bir kadın olduğu, keyifli bir yapım.

Bir senarist düşünün. Elinde pek de parlak sayılamayacak bir çıkış noktası var. Yazmaya başlıyor ve her sahneden önce kendine şu soruyu soruyor: Başkası olsa şimdi ne yazardı, bundan önceki benzer filmlerde neler yapıldı. Ve hiçbirini yapmıyor. Harika değil mi? İşte Ölüm Ormanı bence böyle hazırlanmış bir film.

Komedi, ister Yeşilçam Dönemi olsun, isterse de Eşkıya ile başladığı kabul edilen yeni dönem, her zaman sinemamızın en önemli damarı komedi oldu. Nasıl ki, bir kuşak toplumsal içerikli komedi ile yetiştiyse, şimdiki kuşak da maalesef skeçvari komedi anlayışıyla büyüdü. Başta Cem Yılmaz, Ata Demirer ve Şahan Gökbakar gibi isimler, sahnelerden/TV’lerden sinemaya transfer ettikleri bu skeç dili ile, yeni sinemanın gişe canavarlarını yaratmayı başardılar. Cem Yılmaz, ilk filmi G.O.R.A.'dan başlayarak A.R.O.G.' ve Yahşi Batı gibi filmlerde bu dili kullansa da, Hokkabaz gibi bir filme imza atarak ‘sinema’ da yapabileceğini göstermişti. Yılmaz’ın ilk kez yönetmenlik koltuğuna oturduğu Pek Yakında filmi de, Hokkabaz gibi skeç dilinden uzak duran ve gerçekten de incelikli senaryosu/üstün rejisiyle ‘ünlü star’ın en iyi yapıtı hiç kuşkusuz!

Bağımsız sinemanın en önde gelen isimlerinden Jim Jarmusch’un günün birinde vampir filmi yapacağı –hele ki, ortalığı Twilight, True Blood vb. birçok ergen vampir serisi sarmışken- kimin aklına gelirdi ki? Jarmusch, Türkiye prömiyeri bu yılki Filmekimi’nde yapılan, benim 20. Uluslararası Altın Koza Film Festivali’nde gördüğüm Sadece Aşıklar Hayatta Kalır (Only Lovers Left Alive) ile 2000’lerde endüstriyel sinema tarafından iyice ucuzlaştırılan vampir türüne yeni bir yorum getirmeyi denemiş. Hatta bu art-house denemenin vampir literatürüne ‘art-vampir filmi’ olarak tanımlanabilecek yeni bir alt-tür kazandırdığını söyleyebiliriz sanıyorum.

Bu hafta ilginç bir dağılım söz konusu vizyonda: sinemalarımıza konuk olan yedi filmin dördü A.B.D. yapımı iken, geri kalan üç film yerli. Biz 49. Antalya Altın Portakal Uluslararası Film Festivali’nden üç ödülle dönen Elveda Katya’yı manşete taşıdık, ama öne çıkan film sayısı ise bir hayli fazla: Brad Pitt’li Kibarca Öldürmek, Tom Cruise’lu Jack Reacher’a karşı karşıya geliyor. Bu kapışmadan kim galip çıkacak hep birlikte göreceğiz. Kolektif bir çalışmanın ürünü olan F Tipi Film’i maalesef göremedik. Ama siz mutlaka görün! Kod Adı: Venüs, Bekarlığa Veda ve Cherry’nin Hikayesi ise haftanın diğer filmleri... Herkese iyi seyirler…

71. Venedik Film Festivali’nde büyük ses getirerek kazandığı Jüri Özel Ödülü’nün yanında başrol oyuncusu 11 yaşındaki Doğan İzci’ye de Premio Bastio D’Oro 2014 En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü bu küçücük yaşında armağan eden Sivas, belgeselcilikten gelme Kaan Müjdeci’nin ilk uzun metraj denemesi. Müjdeci, daha önce belgeselini çektiği Yozgat yöresinde tertip edilen köpek dövüşlerini bu sefer Aslan adlı bir çocuğun çevresinde kurgulamayı yeğlemiş.

İç Güvenlik” (“Die innere Sicherheit”), “Yella” ve “Hayaletler”den (“Gespenster”) mürekkep ‘hayalet üçlemesi’yle tandığımız TV kökenli Christian Petzold’un geniş kitlelerce tanınmasını sağlayan film, geçtiğimiz yıl gösterilen ve hayli beğeni toplayan Gümüş Ayı’lı “Barbara” olmuştu. Türkiye ilkgösterimini 34. İstanbul Film Festivali’nde yapan Petzold’un, Hubert Monteilhet’in romanından uyarladığı yeni filmi “Yüzündeki Sır” (“Phoenix”) bu hafta salonlarımıza konuk oluyor.
Ad