
Sinemasız kalmayın çünkü sinema hayatı "eşsiz" kılar.
13 May
Bu hafta vizyona giren altı adet film bilim kurgu, animasyon, korku ve drama gibi farklı türlerden sinema severlerin ilgisini bekliyor. Ancak içlerinde mutlaka seyretmemizi gerektirecek bir film göremiyoruz. Buna rağmen Annemi Öldürdüm (J’ai tué ma mère, 2009) ile uluslararası çapta ilgi çeken Xavier Dolan‘ın son filmi Hayali Aşklar, genç bir yönetmenin sinema yolculuğunu takip ederken hayal kırıklığı yaratmadığı için haftanın filmi olarak görülebilir. Herkese iyi seyirler…
5 May
Vizyona yeni giren film sayısı ortalaması düşmüyor. Bu hafta özellikle dört adetle yerli film ağırlığı dikkati çekiyor. Haftanın filmini de yerliler içinden seçtik. Antalya’dan Altın Portakal’la dönen Gişe Memuru, kısa filmlerdeki tecrübesini uzun metraja taşırken tökezlemeden yansıtmayı başarabilen bir yönetmenin ilk filmi olduğu için ayrı bir takdiri hakediyor. Herkese iyi seyirler…
29 Nis
Vizyona giren film sayısında bir artış var. Özellikle bu hafta, birbirinden farklı seyirci kitlelerine hitap eden başarılı filmlerin bolluğu ile dikkat çekiyor. Bireysel açıdan haftanın filmini seçmek kolay olabilir, ama bir ortalama tespit edip nokta atışı yapmak mümkün değil. İçimdeki Yangın‘ı büyük sözleri sinemaya ihanet etmeden söyleme becerisi gösterdiği için seçtik. Ama başarılı çizgi roman uyarlaması Thor‘u, leziz bir sinematografiye sahip olan Beni Asla Bırakma‘yı göz ardı etmiyoruz. Herkese iyi seyirler…
22 Nis
Gişe canavarı filmlerin kendini göstermeye başlayacağı Mayıs, Haziran, Temmuz döneminden önce bu hafta vizyona giren film sayısının dokuz olması şaşırtıcı elbet. Ancak bu rakamı arttıran Çok mu Komik?, Kayıp Özgürlük ve İçimdeki Sessiz Nehir gibi yerli filmlerin oldukça kısıtlı sayıda salonda, en fazla bir hafta gösterimde kalacağını düşünürsek ortada yadırganacak bir durum kalmıyor. Haftanın filmi olarak seçtiğimiz Daha İyi Bir Dünyada ise aldığı ödüller ile öne çıkıyor…
15 Nis
İstanbul Film Festivali‘nin sonun yaklaşırken vizyona yeni filmler girmeye devam ediyor. Bu haftaki film yelpazesinin zengin ve farklı izleyici kitlelerine seçenek sunabildiğini söyleyebiliriz. Haftanın filmi olarak Seyfi Teoman‘ın Bizim Büyük Çaresizliğimiz filmini seçmemizin sebebi hem yerliyi kayırma güdüsü hem de bu haftanın ticari kaygıdan en uzak filmi olmasından. Herkese iyi seyirler…
8 Nis
Bu hafta sinema severlerin aklına en son gelecek şeylerden biri de vizyona yeni giren filmler olsa gerek. İstanbul Film Festivali tüm hızıyla sürerken, filmlere yetişme telaşı almış başını gidiyor ve sinefiller kaçırdıkları filmlere hayıflanıyorken bu hafta hangi filmler gelmiş diyecek fazla kişi yoktur herhalde. Biz yine de geleneğimizi bozmayalım ve yerli film içermeyen (hayret!) programa ufaktan bir göz atalım. Eğer nokta atışı isterseniz ilk filmi Moon ile hepimizin takdirini kazanan Duncan Jones‘un büyük bütçeli politik bilim kurgusu Yaşamın Şifresi‘ni işaret ediyoruz.
1 Nis
Bu hafta giriş yazısı yazmakta çok zorlandık, basbayağı tıkandık. Hazır günlerden de 1 Nisan, o zaman bu haliyle bırakalım dedik. Haftanın filmi ise hiçbirimizin izlemediği Meş (Yürüyüş). Herkese iyi seyirler…
25 Mar
Bahar aylarına girerken vizyon hız kazandı. Dört civarındaki ortalama giderek yükseliyor ve bu hafta yedi yeni film izleyici ile buluşuyor. Ticari filmleri bir kenara ayırırsak öne çıkan filmlerin Dört Aslan ve Kaybedenler Kulübü olduğunu söyleyebiliriz. Christopher Morris‘in ilk uzun metraj filmi Dört Aslan, 11 Eylül saldırılarının doruğa çıkardığı yabancı düşmanlığına bir tepki, ‘öteki’ye yakınlaşma çabalarından biri olarak görülebilir. Kaybedenler Kulübü ile de kültleşmiş bir radyo programı (Hikmet Temel Akarsu‘nun ilk Rock’n Roman’ından sonra) ikinci kez bir sanat formuna uyarlanıyor. Herkese iyi seyirler…
18 Mar
Bir ülkenin kendi tarihiyle yüzleşmesi, sinema alanında da sıklıkla dile getirilen bir konu. Tarih felsefesi bile objektiflik idealini çöpe atmışken sinemadan olaylara tanrısal bir konumdan (herşeyi bilen, gören) bakmasını beklemek mümkün değil elbette. Daha doğrusu beklersiniz, ama avucunuzu yalarsınız. Hiçbir kesimin hakkını yememeye çalışmak takdir edilecek bir tavır elbette, ama Mahsun Kırmızıgül gibi kaypak bir ideolojik duruş sergilemek ne sinema sanatına ne de “toplumsal barış”a bir katkı sağlıyor. Sinemacıdan beklememiz gereken şey, hangi perspektiften bakarsa baksın, bütünlüklü ve derinlikli bir bakışı yansıtması olmalı. Bu bütünlük, tarihsel bir bütünlük olamaz. Bir filmin bunu yansıtacak enerjisi olup olmadığını bir kenara bırakın, sanatsal niteliklerini terk etmesi, insani duyarlılığından sıyrılması gerekir. O zaman sinemaya neden ihtiyacımız olsun ki?
Bu uzun laf kalabalığının sebebi seyirciyle buluşan Press filmine yönelik kimi kör eleştirilere ufak bir cevap vermekti. Benim Hikayem ile birlikte haftanın filmi olarak seçtiğimiz Press, “düşük yoğunluklu savaş” gibi soğuk bir ifadeyle tanımlanan bir coğrafyada yaşanan gazetecilik deneyimini aktarırken, bu koşulların ortaya çıkmasını sağlayan nedenleri de düşündürüyor, “gündem”e getiriyor. Herkese iyi seyirler…
11 Mar
Dört yerli filmin vizyona girdiği bir haftadayız. Gölgeler ve Suretler nitelik bekleyen seyirciye, Kolpaçino: Bomba ise arabasını yenilemek isteyen yapımcıya hitap ediyor. Ecnebi filmler içinde İki Kadın, Bir Erkek, Oscar’da oyunculuk dalında aldığı adaylıklarla dikkat çeken bir film, ama lezbiyen ebeveynlerden muhafazakar bir aile filmi çıkarması daha öne çıkıyor. Haftanın filmi ise Bir Avuç Deniz… Şaka şaka!
Son Yorumlar