Vizyon-tele

Hafta hafta vizyona çıkan filmler...

Geçtiğimiz günlerde dağıtılan 87. Akademi Ödülleri’nde beş dalda Oscar’a aday olup (En İyi Film, En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu, En İyi Uyarlama Senaryo ve En İyi Müzik) En İyi Erkek Oyuncu kategorisinde Eddie Redmayne’a ödül kazandıran Her Şeyin Teorisi (The Theory of Everything), bizim “Teldaki Adam”la (“Man on Wire”) tanıdığımız belgeselcilikten gelme yönetmen James Marsh’ın dördüncü uzun metraj kurmaca filmi. Dünyanın en tanınmış bilim adamlarından olan kozmolog Stephen Hawking’in hayatına panoramik bir bakış gezdiren film, bu özel adama deyiş yerindeyse ömrünün en güzel yıllarını veren ilk eşi Jane Hawking’in aynı adlı eserinden perdeye aktarılmış.

Bağımsız sinemanın en önde gelen isimlerinden Jim Jarmusch’un günün birinde vampir filmi yapacağı –hele ki, ortalığı Twilight, True Blood vb. birçok ergen vampir serisi sarmışken- kimin aklına gelirdi ki? Jarmusch, Türkiye prömiyeri bu yılki Filmekimi’nde yapılan, benim 20. Uluslararası Altın Koza Film Festivali’nde gördüğüm Sadece Aşıklar Hayatta Kalır (Only Lovers Left Alive) ile 2000’lerde endüstriyel sinema tarafından iyice ucuzlaştırılan vampir türüne yeni bir yorum getirmeyi denemiş. Hatta bu art-house denemenin vampir literatürüne ‘art-vampir filmi’ olarak tanımlanabilecek yeni bir alt-tür kazandırdığını söyleyebiliriz sanıyorum.

Alan Parker’ın, Victor Hugo’nun Sefiller’inin (Les Misérables) müzikal versiyonunu sinemaya aktarmaya karar vermesinin üzerinden yaklaşık 25 yılı aşkın bir süre geçti. Bu süreçte proje kimi zaman rafa kalktı, kimi zaman raflardan indirildi ve sonunda Tom Hooper’ın ellerine bırakıldı. Bu süreçte en büyük pay filmin yapımcısı da olan Cameron Mackintosh ve Eric Fellner’ındı. Zorlu bir sürecin arkasından yapımcılar ve yönetmen akıllarındakine uygun bir oyuncu listesi çıkardılar ve Sefiller’in müzikal uyarlaması için çekimler başladı.

Bu hafta ilginç bir dağılım söz konusu vizyonda: sinemalarımıza konuk olan yedi filmin dördü A.B.D. yapımı iken, geri kalan üç film yerli. Biz 49. Antalya Altın Portakal Uluslararası Film Festivali’nden üç ödülle dönen Elveda Katya’yı manşete taşıdık, ama öne çıkan film sayısı ise bir hayli fazla: Brad Pitt’li Kibarca Öldürmek, Tom Cruise’lu Jack Reacher’a karşı karşıya geliyor. Bu kapışmadan kim galip çıkacak hep birlikte göreceğiz. Kolektif bir çalışmanın ürünü olan F Tipi Film’i maalesef göremedik. Ama siz mutlaka görün! Kod Adı: Venüs, Bekarlığa Veda ve Cherry’nin Hikayesi ise haftanın diğer filmleri... Herkese iyi seyirler…

Bu hafta yedi film vizyona giriyor. Yönetmenliğini Todd Phillips'in yaptığı Felekten Bir Gece 3 (The Hangover 3) filmi Ali Abaday’ın kaleminden sizlerle. Serkan Çellik, Louis Leterrier yönetmenliğindeki Sihirbazlar Çetesi (Now You See Me) filmini değerlendirirken; Ercan Dalkılıç'sa Derviş Zaim'in son denemesi Devir'i sizler için mercek altına alıyor. Herkese iyi seyirler.

Robert Redford’un hem yönetip hem de başrolünde yer aldığı Geçmişin Sırları (The Company You Keep) 1960’lardaki idealist gençlerin şimdiki durumlarına kısaca göz atarken oyuncularıyla da göz dolduruyor.

İç Güvenlik” (“Die innere Sicherheit”), “Yella” ve “Hayaletler”den (“Gespenster”) mürekkep ‘hayalet üçlemesi’yle tandığımız TV kökenli Christian Petzold’un geniş kitlelerce tanınmasını sağlayan film, geçtiğimiz yıl gösterilen ve hayli beğeni toplayan Gümüş Ayı’lı “Barbara” olmuştu. Türkiye ilkgösterimini 34. İstanbul Film Festivali’nde yapan Petzold’un, Hubert Monteilhet’in romanından uyarladığı yeni filmi “Yüzündeki Sır” (“Phoenix”) bu hafta salonlarımıza konuk oluyor.

Pixar'ın en bilimsel ve en komik animasyonu olarak anılmaya aday Ters Yüz vizyonda. Sevimli Canavarlar (Monsters, Inc.) ile tanıştığımız, Yukarı Bak (Up) ile yetişkin animasyonu kavramını genişleten ve Oscar kazanan Pete Docter projenin başındaki isim. 

Fısıltı gazetesiyle kulaktan kulağa büyüyerek, romans türünün ülkemizdeki öncü eserine dönüşen İncir Reçeli'nin açtığı kapıdan giren filmlerin sayısını şimdiden unuttuk. Tam ‘sektör yönetmenleri’nin ısmarlama romanslarına alışmaya çalışırken biz; Başka Dilde Aşk, Atlıkarınca gibi filmleriyle tanınan ‘yaratıcı yönetmen’lerimizden İlksen Başarır’ın Bir Varmış Bir Yokmuş'u çıkageldi aniden… Bu zamana kadar konvansiyonel dil içinde olmakla birlikte, bağımsıza göz kırpan denemeler yapagelen Başarır, salonlarımıza konuk olan yeni filmiyle bağımsız tavrından biraz daha ödün vererek daha geniş bir kitleye ulaşmayı hedeflemiş anladığımız kadarıyla.

Yeni sezon başladı derken bayram tatili geldi. Haliyle sinema salonu işletmecilerinin ağzı sulanmıştır. Peki seçeneklerimiz nedir? Aksiyon/macera için Ölümcül Deney 4: Ölümden Sonra, dram seyretmek için Centilmen, çoluk çocukla film seyretmenin dayanılmaz hafifliği için de Saftrik Greg'in Günlüğü tavsiye edilir. Tatil deyip Ters Ninja'yı ihmal etmeyin...

Bazı aralıklarla “sinemada en unutulmaz kadın performansları” gibi listeler yapılagelmiştir ve mutlaka sizin de baktığınız bir iki tane liste olmuştur. Bu listelerin gediklileri var elbet. Maria Falconetti (La Passion de Jeanne d'Arc / Jean d'Arc'ın Tutkusu ), Catherine Deneuve (Repulsion / Tiksinti), Meryl Streep (Sophie’s Choice / Sophie’nin Seçimi) veya Gloria Swanson (Sunset Blvd. / Sunset Bulvarı) gibi… 2010’lu yılların ilk yarısını yaşadığımız şu günlerde bu kadın performanslarının yanına kendi adını yazdıracak en yeni örnekse Paulina Garcia (Gloria, 2013).
Ad