Vizyon-tele

Hafta hafta vizyona çıkan filmler...

Yeni sezon başladı derken bayram tatili geldi. Haliyle sinema salonu işletmecilerinin ağzı sulanmıştır. Peki seçeneklerimiz nedir? Aksiyon/macera için Ölümcül Deney 4: Ölümden Sonra, dram seyretmek için Centilmen, çoluk çocukla film seyretmenin dayanılmaz hafifliği için de Saftrik Greg'in Günlüğü tavsiye edilir. Tatil deyip Ters Ninja'yı ihmal etmeyin...

Bazı aralıklarla “sinemada en unutulmaz kadın performansları” gibi listeler yapılagelmiştir ve mutlaka sizin de baktığınız bir iki tane liste olmuştur. Bu listelerin gediklileri var elbet. Maria Falconetti (La Passion de Jeanne d'Arc / Jean d'Arc'ın Tutkusu ), Catherine Deneuve (Repulsion / Tiksinti), Meryl Streep (Sophie’s Choice / Sophie’nin Seçimi) veya Gloria Swanson (Sunset Blvd. / Sunset Bulvarı) gibi… 2010’lu yılların ilk yarısını yaşadığımız şu günlerde bu kadın performanslarının yanına kendi adını yazdıracak en yeni örnekse Paulina Garcia (Gloria, 2013).

Komedi, ister Yeşilçam Dönemi olsun, isterse de Eşkıya ile başladığı kabul edilen yeni dönem, her zaman sinemamızın en önemli damarı komedi oldu. Nasıl ki, bir kuşak toplumsal içerikli komedi ile yetiştiyse, şimdiki kuşak da maalesef skeçvari komedi anlayışıyla büyüdü. Başta Cem Yılmaz, Ata Demirer ve Şahan Gökbakar gibi isimler, sahnelerden/TV’lerden sinemaya transfer ettikleri bu skeç dili ile, yeni sinemanın gişe canavarlarını yaratmayı başardılar. Cem Yılmaz, ilk filmi G.O.R.A.'dan başlayarak A.R.O.G.' ve Yahşi Batı gibi filmlerde bu dili kullansa da, Hokkabaz gibi bir filme imza atarak ‘sinema’ da yapabileceğini göstermişti. Yılmaz’ın ilk kez yönetmenlik koltuğuna oturduğu Pek Yakında filmi de, Hokkabaz gibi skeç dilinden uzak duran ve gerçekten de incelikli senaryosu/üstün rejisiyle ‘ünlü star’ın en iyi yapıtı hiç kuşkusuz!

Albert Camus’un “Sürgün ve Krallık” eserindeki “Misafir” adlı küçük bir öyküden beyazperdeye uyarlanan “İnsanlıktan Uzakta” (“"Loin des hommes") bu seneki Venedik Film Festivalinde tam üç ödül alarak kendinden oldukça söz ettirmişti. 1954 yılında Cezayir Savaşı sırasında Endülüslü bir göçmen öğretmen ile Arap bir katil zanlısının Atlas Dağları’na konuşlanmış bir okulda yollarının kesişmesini anlatan “İnsanlıktan Uzakta” önce bir yol filmi gibi başlayıp ardından western’e evrilen bir yapıya sahip.

Danimarkalı senarist ve yönetmen Kristian Levring’in Korkma Benden’den (Den du frygter/Fear Me Not) altı sene sonra çektiği İntikam, 34. İstanbul Film Festivali’nde göremeyenler için vizyonda. Başroller televizyon macerası süren iki ünlü oyuncuya emanet: Hannibal’dan Mads Mikkelsen ve Penny Dreadful’dan Eva Green.

68 olayları sırasında Paris’te iki Fransız kardeş ve bir Amerikalı öğrencinin, kapandıkları evde yaşadıklarını anlatan Düşler, Tutkular & Suçlar’dan (The Dreamers) sonra dokuz yıl sinemaya ara veren Bernardo Bertolucci yeni filmi Ben ve Sen’de (Io e te); bu kez de bir apartmanın bodrumuna saklanmış üvey kardeşlerin birlikte geçirdiği haftayı anlatıyor.

Justin Kurzel, 2011 güzünde Filmekimi’nde izlediğimiz ilk filmi Snowtown ile pedofil ve homoseksüelleri hedef alan bir grubun üyesi olan genç katil Jamie Vlassakis’in kafasının içine bizi hapsetmiş ve deyiş yerindeyse bize salonu dar etmişti. Kurzel, bizde bugün vizyona giren ikinci uzun metrajı, modern bir William Shakespeare trajedisi yorumu diyebileceğimiz “Macbeth”te de benzer bir şey denemiş; Macbeth’i yakıp kavuran iktidar hırsını olabildiğince seyirciye geçirmeye çalışmış.

Peter Pan’ın kimliği her zaman bir soru işaretiydi. Kim olduğu bilinse de nerden ve nasıl geldiği, nasıl Peter Pan olduğu hiçbir zaman kesin olarak...

Aaron Sorkin sadece diyalog yazarak film evreni yaratabilen bir yazar. Karakterlerinin ne giydiği, nasıl bir ortamda olduğu ya da olayların hangi saat diliminde geçtiği tasvir edilmese de olur. Sorkin’in yarattığı karakterlerin bir yerden diğerine gitmesi, başlarına iş gelmesi, olağan dışı durumlara düşmesi gerekmez. Onlar sadece konuşarak bize gereken her şeyi anlatabilir, dönüşüm geçirir ve izleyicinin kendileriyle ilgilenmesini sağlayabilirler.

Yedinci Star Wars filmi, gelişimini adındaki rakamlarla takip ettiğimiz akıllı telefonun yedi numaralısı gibi. Önceki altı tanenin tüm iyi özellikleri bir arada, işlevsiz yanlar çıkarılmış ve daha şık bir pakette.

2011 yılında Yabancı Dilde En İyi Film dalında Oscar’a aday olan Köpek Dişi (Kynodontas) ve sonrasında çektiği Alpler'de (Alpeis) kullandığı katı ve soğuk dille sinema dünyasını sarsan Yunan Yeni Dalgası’nın öncüsü Yorgos Lanthimos’un yeni filmi The Lobster nihayet seyirci karşısına çıktı. Bu seneki Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye’yi Dheepan'a kaptırmasına karşın festivalden başta Jüri Özel Ödülü başta olmak üzere üç ödülle dönen The Lobster, aynı zamanda Lanthimos’un yabancı bir ülkede (İngiltere’de) çektiği ilk film olma özelliğini taşıyor.
Ad