Yaşadığı bir travma yüzünden konuşamayan Helen korkunç halk masallarının mazlum kahramanlarını anımsatıyor. İnsan kılığındaki kurtun evine habersizce yaklaşan kırmızı başlıklı kız misali, günlük güneşlik New England sokaklarından çıkarak hasta bakıcı olarak çalıştığı malikaneye yaklaştıkça hikayesinin üzerine kapkaranlık bir gizem perdesi çöküyor. Bastıran yağmur o andan itibaren hiç dinmeyecektir, gökgürültüsü de.

İnsan çığlığı belki de hiçbir dönemde 1930’ların korku sinemasındaki kadar kulağa ürpertici gelmemiştir. Dr. Moreau’nun ‘acı odası’ adını verdiği laboratuvarından yükselen canhıraş haykırışlar da aynı etkiye sahiptir, kulaklarınızı tıkamak istersiniz.

Hem bu dünyada hem de öbür dünyada ölüme mahkum edilmiş Imhotep aslında Universal stüdyosunun korku sineması tarihine mal olmuş en ünlü iki canavarının melez çocuğudur. Onda ölüme meydan okuyan Frankenstein’ı da görebilirsiniz, önceki yaşamındaki büyük aşkına binlerce yıl sonra ebediyen kavuşmak isteyen Dracula’yı da. Dracula’nın kem gözlerinden haç yordamıyla korunan masumların yerini, burada eski bir Mısır tılsımından medet uman bilim insanları alır. Aşağı yukarı diğer Universal korku klasikleri gibi, trajedi duygusu ağır basan bir tutku öyküsüdür aslında.

Ray Bradbury’nin Illustrated Man’deki kahramanının festivallerde 60 film izlemeden rahat edemeyen bir sinefil olduğunu, beğendiği her filmi dövme yaptırmaya kalkıştığı için hayatının karardığını herkes bilmez. Her film dövme yapılmamalı zaten, hırsızı var, mafyası var, tecavüzcüsü, seri katili, manyağı var. Dünyanın en kötü dövmelerinin yapıldığı bir ülkede dövmelilerle tanıtım filmi çekmeye kalkmak tam bir gözüpeklik örneği. Kim bilir ne kadar mesai ve emek harcandı o filme.

Filmin açılışındaki yaklaşık 18 dakikalık grup seks sekansı ilk bakışta anaakım sinemasına bir tür meydan okuma gibi görünüyor. Oysa bu sahneler cinsel doyuma odaklı eylemin süresi uzadıkça korunma dürtüsünden uzaklaşma eğiliminin duygusal karşılığını perdede yaratmayı amaçlıyor.

Kerem Sanatel, serinin yedinci filmi Star Wars: Güç Uyanıyor'dan (Star Wars: The Force Awakens) aklına takılan yedi başlığı sıraladı.

Uyarı 1: Bir Tarantino westerninde insanların ölmesi sizi müthiş şaşırtacaksa bu yazı sürpriz bozup beni daha da gıcık bir insan yapabilir. Uyarı 2: Tarantino’nun o kadar zeki olmadığını ifşa eden bir yazıdır, kırılgan dünyanızda bu da birşeyleri bozuyordur muhtemelen, özür diliyorum. Uyarı 3: Yazıdaki ‘çok gey’ ifadelerinin hepsi ironi amaçlıdır, Tarantino’nun kastettiği şekliyle hiçbir zaman aşağılama ifadesi olarak kullanılmamalıdır. Gene neyi bozdum? Uyarı 4: 8 yöntemden daha azı veya daha fazlası olabilir, oturup da saymayın. Başlık havalı olmuş ama değil mi?

Ölüm meleği Bond, tıpkı Dracula’nın kucağında kıvranan Mina Harker gibi, tüm bu ölümlerden uzaklaşmak istediğini yakarıyor sanki. Onun gibi ölmeye de razı. Bu yüzden artık iyice pervasız, iyice kural tanımaz, açılıştaki helikopter boğuşmasında pilotu bile pataklayarak hayatını lüzumsuz derecede tehlikeye sokması da bundan. Helikopteri kalabalığın arasına çakılmaktan kurtardığı andaki küstah yüz ifadesine dikkat edin. Ölümü bir kez daha alt ettiğine sevinmekten ziyade, fanilere ‘beş dakika daha’ tanıdığı için güçlü hissediyor. Tanrısal kibirden çok, eli oraklı ölüm meleği siluetinin kibirli sırıtışı o. Bu küçücük an, Sam Mendes’in oyuncu yönetimindeki başarısının en parlak zirvelerinden biri. Kaçınılmaz bir infazdan kurtardığı Lucia’nın “boşuna kurtardın, ömrümü sadece beş dakika daha uzattın,” kötümserliğine de aynı sırıtmayla karşılık veriyor: “Güzel!”

Yenilmezler dev bir kriz masasıdır ama bir masanın etrafında toplanıp gevezelik yapmak yerine, genellikle o gevezeliği oradan oraya koştururken yapmayı yeğlerler. Kısacası, bir Yenilmezler hikayesini fazla gürültülü, hiperaktif ve gösterişli olduğu için yeremezsiniz. Yeriyorsanız da yanlış maceradasınız demektir.

Pixar bir zamanlar sadece peluş hayvancıktı. Toplumsal cinsiyetçi söylemin hayal gücüne prangalar atmasına izin vermezdi. O şirin şey, uzun bir süredir patriarkanın köpeği gibi çalışıyor, boynundan bir tasmayla sisteme bağlı. Büyük şirketler cinsiyet kodlarının belirlediği ayrımcılıktan beslenir çünkü. Lego’nun cinsiyeti muğlak tuğla bireylerinin zaman içinde “kızlara göre” ve “erkeklere göre” Lego ayrımına geçtiği yıllarda dev şirket bünyesine katılmış Pixar’ın da benzer yollardan geçmesine şaşmamalı.

“Fiziğinle para kazanacaksan gelirinin yarısını bana, kalan yarısını da annene vermen gerekir” diyen bir baba. Müstakbel kız arkadaşlarının annelerine bakarak yaşlanınca nasıl görüneceklerini kestirmeye çalışan kronik bir bekar. Kári’nin görsel sürprizlerle süslü filmi komik olmasına hayli komik karakterle dolu. Beri yandan kasvetli sayılabilecek kimi kaçınılmaz sorunlara da usulca değiniyor. Seyircisinden adeta müzikal bir empati kurmasını bekleyerek…