Yeşil-çam Yol-u

Bir Yeşilçam Vardı

Dönemin bu konuyla ilişkilendirilen en önemli isimlerinden biri de Behçet Cantürk’tü. Yılmaz Güney’e duyduğu hayranlıktan mı kaynaklı bilinmez Yeşilçam ünlülerine özel bir ilgisi olan Cantürk 80’li yıllarda bu tür isimlerle birlikte olmak için servetini ve nüfusunu kullanmaktan geri durmuyordu.

48. Altın Portakal Film Festivali vesilesiyle bulunduğumuz Antalya'da Yeşilçam'ın ünlüleriyle video söyleşiler yapma fırsatı bulduk. Bol bol Yeşilçam anıları dinledik, tabi biraz da dedikodu... Yazıya dökülmüş hallerini daha sonra paylaşacağımız bu keyifli sohbetlerden ilkini Sümer Tilmaç'la yaptık. İşte o sohbetin fragmanları...

1937 yılında Mecidiyeköy’deki derme çatma bir stüdyoda dublaj yaparak girdi sektöre Halil Kamil (1893-1968). Montajlama metoduyla bir de bir belgesel çekti: Türk İnkılabında Terakki Hamleleri. Vizyon sahibi, ticari zekası olan bir müteşebbisti, sinemada bir gelecek olduğunu fark etmişti. Şirketin ilk filmi Faruk Kenç’in yönettiği Taş Parçası (1939) oldu.

Vecdi Sayar'ın editörlüğünü üstlendiği Video Sinema dergisi ilginç bir söyleşiye yer veriyor. Söyleşiyi yapan entelektüel Yeşilçam filmlerinin yönetmeni Engin Ayça, karşısında ise ikinci filmi Yalan, Günah, Yorgun gibi filmleriyle türkücülükten yönetmenliğe terfisini artık iyice perçinlemiş bir isim var: İbrahim Tatlıses.

Şener Şen’in ilk başrolünü oynadığı 1983 tarihli Namuslu filminin finalinde geminin direğinden İstanbul’un silüetine işemesi gerekiyordu.

Aydemir Akbaş’ın hayatının ikinci baharında futbola sarmış, sabık bir porno film oyuncusu olduğunu söylediler. Siz de inandınız. Ama işte yine fena halde yanıldınız.

Önemli tarihi kişilikler çoğu kez yaşadıkları dönemde de sonraki dönemlerde de tartışmalı kimliklere dönüşürler. Bu sinema ve tiyatro tarihimizin önemli adı Muhsin Ertuğrul için de böyle olmuştur. Sinema, Avrupa’da ve Amerika’daki seyircili sinema gösterileri ile başladığında büyük bir ilgiyle karşılanır. Çok kısa bir sürede bütün dünyaya yayılır, başlangıcından günümüze dünyada da, ülkemizde de birçok aşamadan geçer.

Cinsellik geçmişte olduğu gibi bugün de kayda değer bir PR malzemesi. Yerli sinema filmleri içindeki açık seçik sahnelerin magazincilere servis edilmesiyle, TV dizileri içerdikleri tecavüz sahneleriyle pazarlanıyor. Cinsellik hala satıyor.

Fıkra gibi. Bir komşuları vefat edince hanımı İlyas Salman’a, “yürü kalk cenazesine gidelim,” demiş. “Yok,” demiş Salman, “Dirisini sevmezdim, ölüsünü mü seveceğim.” Hanımı ısrar etmiş, gitmişler. Cenaze namazında hoca sormuş “merhumu nasıl bilirdiniz” diye. Herkes adet olduğu üzere “iyi bilirdik” derken, Salman bağırmış: “kötü bilirdik!”

Türk sinemasının ilk Şahmeran filmi olan Şahmeran’da (1972) Yılmaz Şerif, Sehra Özgen gibi isimler yer almıştı. Gürses yapımcılığını üstlendiği diğer iki filmin senaristliğini de üstlenmişti. Beyaz Tabakta Siyah Üzüm’de (1970) başrolde Ahmet Mekin, Zalim’de (1970) ise Fikret Hakan ve Tijen Par vardı.

Nijat Özon’un Türk Sineması Kronolojisi 1895 – 1986 adlı kitabında “Güldürü” sınıfına aldığı bu iki film tiyatro geleneğinin hala bir hayalet gibi sinemamızın üstünde dolaştığının kanıtıdır. Aslen bir sahne şovmeni olan fırsatçı Körner’in sinemadan bihaber olduğuna Faruk Kenç de katılır: