Yeşil-çam Yol-u

Bir Yeşilçam Vardı

Aydemir Akbaş’ın hayatının ikinci baharında futbola sarmış, sabık bir porno film oyuncusu olduğunu söylediler. Siz de inandınız. Ama işte yine fena halde yanıldınız.

1970'lerde, Klüp 12’de yaşanan curcunayı, İstanbul daha yıllarca görmedi. Sıraselviler'in hemen girişindeydi Klüp 12. Gece yarısından hemen sonra o daracık merdivenlerden bir kat yerin altına indiğiniz zaman bambaşka bir dünyaya adım atardınız.

Haziran 1975’te Atıf Yılmaz yönetmenliğinde çekilen Deli Yusuf’un setinde filmin başrol oyuncusu Cüneyt Arkın aldığı kurşun yarasıyla kanlar içinde yere yıkılır. Filmde böyle bir sahne yoktur. Kurşun gerçektir. Tabi kanlar da…

Kazım Kartal benimle beraber çok sayıda filmde oynadı. Türk sinemasının efendi kişiliği olan insanlarındandı. Senaryoyu okuduğum zaman eğer ona göre bir rol varsa, ben her zaman için Kazım'ı seçmişimdir.

Hep mutsuz ve huzursuzdu Cem Erman. Ortak tanıdığımız bir sinemacı arkadaşı “çilekeş” demişti Cem Erman için. “Yeşilçam'ın çilekeşlerinden”. Asıl adı Süleyman Faik Durgun.

Fıkra gibi. Bir komşuları vefat edince hanımı İlyas Salman’a, “yürü kalk cenazesine gidelim,” demiş. “Yok,” demiş Salman, “Dirisini sevmezdim, ölüsünü mü seveceğim.” Hanımı ısrar etmiş, gitmişler. Cenaze namazında hoca sormuş “merhumu nasıl bilirdiniz” diye. Herkes adet olduğu üzere “iyi bilirdik” derken, Salman bağırmış: “kötü bilirdik!”

Önemli tarihi kişilikler çoğu kez yaşadıkları dönemde de sonraki dönemlerde de tartışmalı kimliklere dönüşürler. Bu sinema ve tiyatro tarihimizin önemli adı Muhsin Ertuğrul için de böyle olmuştur. Sinema, Avrupa’da ve Amerika’daki seyircili sinema gösterileri ile başladığında büyük bir ilgiyle karşılanır. Çok kısa bir sürede bütün dünyaya yayılır, başlangıcından günümüze dünyada da, ülkemizde de birçok aşamadan geçer.

“Türk sinemasında kadın” konusunda düşünüp konuşmaya başladığınızda, 1920’li yıllarda çekilen ilk konulu filmlerde gayrimüslim kadınları oynatmak zorunda olan bir ülke sinemasından söz ettiğinizi aklımızın bir kenarında muhafaza etmekte yarar var.

29 Eylül 1951 yılına ait haftalık sinema dergisi Yıldız’ın, yerli haberler sütununda yer alır bu satırlar. Birkaç sayfa öncesinde de bu kontratı belgeleyen fotoğraf vardır. Sonraki yıllarda Yeşilçam’a kral olarak damgasını vuran Ayhan Işık’tır sözü edilen Ayhan Işıyan. O yıl, Yıldız dergisinin açtığı yarışmada Belgin Doruk’la birlikte birinci seçilmiştir.

Bu yüzden en sağlıklı bilgiye ulaşabilmek için olabildiğince fazla kaynaktan yararlanma yoluna gittim. En baştan söylemek gerekiyor: Nijat Özon, Rekin Teksoy, Giovanni Scognamillo ve Agah Özgüç gibi değerli isimlerin eserleri olmadan böyle bir yazının yazılabilmesi olası bile değildi.

Muhsin Ertuğrul, Nâzım Hikmet’le işbirliğini sürdürür ve “Karım Beni Aldatırsa” filminin senaryosunu yazdırır. Nâzım Hikmet daha sonra da birçok filmde kullanacağı Mümtaz Osman imzasıyla senarist olarak yer alır filmde. 1933 yılında çekilen yedi filmin beşi “Cici Berber”, “Fena Yol”, “Karım Beni Aldatırsa”, “Naşit Dolandırıcı”, “Söz Bir Allah Bir” bu ikilinin imzasını taşır
Ad