Dağ, 48. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin “Ejderhanın Gözünden” bölümünde yer alan ve göz atılması gereken iyi bir film. Yönetmen Li Yu, belgesel sinemacı olmasının getirdiği avantajlarla Çin’in değişen yüzü arka planında, yeni dünyaya adapte olmaya çalışan gençlerin etrafında seyreden bir hikâye anlatıyor.

Tuğba Keleş

Ding Bo (Chen Po Ling) ile Fatso (Fei Long), üniversiteye girememiş iki çocukluk arkadaşıdır. Nan Feng ise kasabadaki alkolik babasından ve babasını bir türlü terk edemeyen annesinden, kısaca sorunlu ailesinden kaçarak büyük şehre gelmiştir. Gerçek hayatın tam da başlangıcında duran üç arkadaş, Sylvia Chang tarafından canlandırılan eski Pekin Operası oyuncusu Chang Yue Qin’in evinde oda kiralarlar. Evi kiralamadan evvel bile sevimsiz ve bıkkın görünen Chang Yue Qin ile gençler arasında kısa sürede bir bağ oluşacak ve herbir karakter kendi eksikliğini, karşısındaki ile tamamlamanın rahatlığına kavuşacaktır.

Film, Fatso haricindeki karakterlerin hikâyesini olabildiğince vermeye çalışmış. Mesela Ding Bo, annesinin ölümünün ardından evlilik hazırlıkları yapan babasıyla çatışmaktadır. Duvardan annesinin resmini indiren babasıyla tartışır, evlilik töreninde arıza çıkarır. Baba-oğul çatışması olarak görülmekte bir beis yaratmayacak bu durumun en sembolik yansıması ise babası kondüktör olan Ding Bo’nun, boş vakitlerini diğer arkadaşlarıyla birlikte tren raylarında geçirmesidir. Tren rayları bu açıdan bakıldığında hem Ding Bo’nun babasına duyduğu sevgi-öfkeyi simgeler hem de gençlerin önlerindeki kestirilemez hayatın bir imgesidir.

Nan Feng ise alkolik babası nedeniyle dağılan ailesinden uzakta olmanın sıkıntısını yaşamaktadır. Bir barda karaoke yaparak para kazanmakta, arkadaşları için canını hiçe sayacak kadar cabbar cevahir davranmaktadır. Karakterler içerisinde geçmişine dair herhangi bir bilgi edinmediğimiz Fatso en zayıfı iken, en iç burkan karakter ise Chang Yue Qin’dir.

Chang Yue, Çin’in 1979’da uygulamaya sokulan “tek çocuk” politikası dolayısıyla sahip olduğu tek evladını, yani oğlunu doğum gününde bir trafik kazasında kaybetmiştir (üstelik yasa, halen yürürlükte sanıyorum). Kocası da daha önce ölmüş olan kadın artık hayatta yapayalnızdır ve oğlunun ölümüyle belli ki başa çıkamamıştır. Oğlunun ölümünü, kaza yaptığı arabayı hasarlı haliyle garajda tutmasıyla her daim canlı tutan Chan Yue, yaşamın kıyısına geldiğinde, hayat onu evine yerleşen gençlerle karşılaştırır.

Filmde, 2008 Mayıs ayında Wenchuan’da meydana gelmiş ve 68.000 kişinin ölümüne ve 5 milyon kişinin evsiz kalmasına neden olmuş depremden görüntüler kullanılmış. Depremin yıkıntıları arasında dolaşan karakterler, bir nevi kendi yıkıntıları arasında dolaşırlar. Her biri (Fatso hariç), kendi kırılma anını yaşadıktan sonra, bir dağda bulunan ve depremde yıkılmış manastırın yeniden inşası için el ele verirler (diğer yandan kendi hayatlarının yeniden inşası da denilebilir bu durum için).

Yönetmen Li Yu (ortada) ve ekibi

Başıboş gençliğin modern hayatta savrulmasını anlatan ilk film değil Dağ. İlk Çin filmi ise hiç değil. Onu, diğerlerinden ayıran en önemli özelliği ise Çin dramlarında pek rastlanmayan bir akıcılığa sahip olması. Hayata ve ölüme dair yeni bir şey söylemiyor, ama arada bir birinin çıkıp hepimizin bildiği şeyi yeniden tekrarlamasında yarar var; şu an sahip olduğumuz şeyler bir sonraki an elimizden uçup gidebilir.

Dağ
Buddha Mountain / Guan yin shan

[xrr rating=3/5]
Yönetmen: Li YuSenaryo: Fang Li

Oyuncular: Sylvia Chang, Fan Bingbing, Chen Po Lin, Fei Long, Jin Jing, Fang Li, Liu Jie

Yapım: 2010, Çin, 101 dk.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAPLA