Ve Ayna Kırlıdı / Miss MarpleLandlord
Geçen bayramlarda sokağa çıkmış, kalabalık ve trafik yüzünden kendimi “bayram budalası” hissetmiştim. Bu bayram eve kapanmaya karar verdim. Öyle böyle değil ama… Yaşayan Ölüler’den kaçarken sığınmışız  gibi kapılara pencerelere kalaslar çaktım, önlerine dolaplar yığdım.  Ama 4 günlük ev hapsi biraz hazırlık istiyordu. Kadıköy’den ihtiyaçlarımı tedarik etmeliydim. Mecbur tüm kalasları söktüm, dolapları yerlerine çektim. (Sayın evsahibim merak buyurmayınız, parkeleri katiyetle çizmedim) Önce Alkım’a uğrayıp ucuz DVD reyonundan 4,99 TL’lik film aldım bir sürü. Sonra Brezilya Kahvecisi’nden çerez ve meyve kurularından ortaya karışık yaptırdım. Artık bayrama hazırdım.

LandlordAgatha Christie polisiyeleri seyretmek hayata mola vermek gibidir. Yorgunsa dinlendirir, gerginse sakinleştirir insanı. Hele ki Ve Ayna Kırıldı (The Mirror Crack’d – 1980) gibi yeşillerle sarılıp sarmalanmış, doğayla bütünleşmiş Viktoryen bir habitatta geçiyorsa hikaye, bir cinayet olsa da merkezinde – hayata karşı tüm karamsarlığınızı alır götürür, huysuzluğunuzu teskin eder, mutluluk tohumları eker yüreğinize. (Sulamak size kalmış tabi) Guy Hamilton’un yönettiği Angela Lansbury, Rock Hudson, Elizabeth Taylor, Tony Curtis, Geraldine Chaplin, Kim Novak gibi ünlü oyuncuların oynadığı Ve Ayna Kırıldı, Agatha Christie’nin 1962 tarihli Miss Marple polisiyesinden uyarlanmış. Miss Marple bu kez ünlülerden oluşan bir film ekibinin, onun yaşadığı kasabaya gelmesinin ardından işlenen bir cinayetin gizemini çözmek için iş başındadır.

Ve Ayna Kırıldı / Rock Hudson - Edward Fox

Ve Ayna Kırıldı bir “film içinde film” trüğüyle açılıyor. Kasaba halkı toplanmış bir polisiye film seyretmektedir ama tam katilin açıklanacağı sahnede bir arıza meydana gelir ve film kesilir. Seyirciler arasında katilin kim olduğu konusunda tartışmalar başlar. Bayan Marple salonu terk ederken gözlemlerinden, ipuçlarından ve gözden kaçan diğer kanıtlardan yola çıkarak insanlara katilin kim olduğunu açıklar. Haklı olduğundan şüphemiz yoktur ama yine de filmi daha önce seyretmiş bir adam Bayan Marple’ın tespitinin doğru olduğunu belirtir.

Agatha Christie

Bu girişin şöyle bir önemi vardır: öncelikle bu tür polisiye filmlerin sahiciliğine abartılı bir vurgu yapılmaktadır. Analitik zekanın gerçek suçlarda olduğu gibi, böyle kurgularda da geçerli olduğunu gösterek yeterince zekiyseniz bu filmleri izlerken katili sizin de bulabileceğiniz ima edilmektedir. Türün saygınlığını artırmak, sizi halihazırdaki filme bağlamak için yapılan bu stratejik hamle bir kandırmacadan başka bir şey değildir elbette. Polisiyelerde doğru sonuca varmanızı imkansız kılan bir sürü hile yapılır çünkü: önünüze sahte kanıtlar ve şüpheliler sürüleceği gibi, gerçek kanıtlar da ya gizlenecek ya da hiç gösterilmeyecektir. Günümüz polisiyelerinde sıkca yapıldığı gibi en önemli kanıtın çok geç açıklanması ya da ansızın olayla ilişkili yeni bir karakterin hikayeye katılması da  mümkündür. Kısacası polisiyelerde “kasa” her zaman avantajlıdır ve bu avantajını her zaman kullanır. Yine de Agatha Christie uyarlamaları bu anlamda en dürüst polisiyelerdir.

Ve Ayna Kırıldı / kim novak

Benim için filmin dikkat çekici bir diğer yönü daha vardı. İngiltere kırsalındaki bir kasabada çekilmekte olan Hollywood filminin sönmüş yıldızları, yönetmeni ve yapımcısı arasındaki ilişkiler bize Hollywood’un pırıltılı dünyasının gözlerden ırak arka bahçesi hakkında fikir veriyordu. İşte size filmden birkaç diyalog.

Sinema cahili rahip filmde Hudson’ın canlandırdığı yönetmen Jason Rudd’a yapımcı ve yönetmen arasındaki farkı sorar. Şöyle yanıt verir Rudd:

“Yapımcı parayı bulur, yönetmen de harcar. Yapımcı çok para harcıyor diye, yönetmeni azarlar, yönetmen umursamaz. Bütün övgüyü yönetmen alır, yapımcı ülser olur!

Bir diğer sahnede Rudd, Tony Curtis’in canlandırdığı yapımcı Martin N. Fenn’e “Çok adisin,” der. Fenn şöyle yanıt verir, “Tabii ki adiyim, ben bir yapımcıyım.”

İlk yanıtın ardından biraz bilgilense de hala cahil sayılabilecek Fenn ve Rudd’a sorar. “Yapımcı ve yönetmen arasındaki farkı anladım. Peki başaktristi hangisi seçer?” Fenn yanıt verir: “Hangisi onunla yatıyorsa o.”

Elizabeth Taylor

Bir sahnede göz altı torbacıklarının yok olması, en azında Doris Day’e gitmesi için dua eden Marina Rudd’un (Liz Taylor) filmin diğer yıldızı ve yapımcının sevgilisi olan Lola Brewster (Kim Novak) ile atışmaları da çok eğlencelidir.

“Senin hakında sevmediğim iki şey ne biliyor musun, Lola. Yüzün!”

Pierce Brosnan

Son olarak ilginç bir not daha. Hiç repliği olmayan figüranlardan biri tanıdık geldi gözüme. Dikkatli bakınca Pierce Brosnan olduğunu fark ettim. 1980’de böylesi bir role çıkan Brosnan’ın 1982’de TV dizisi yıldızı (Remington Steele) olduğunu düşünürsek hızlı yükseldiğini söyleyebiliriz sanki.

Ölü Kız (The Dead Girl)

Bayramın ikinci ucuz DVD’si iyi yazılmış, iyi oynanmış bağımsız ruhlu bir film olan Ölü Kız (The Dead Girl) idi. Hunharca öldürüldüğü anlaşılan genç bir kızın cesedi bulunmasıyla başlıyor film. Ölen kızla (ya da çesediyle) bir şekilde ilişkili karakterlerin birbirlerinden bağımsız ve hiç kesişmeyen hikayelerini izliyoruz sonra. Karen Moncrief’in yönettiği filmde Toni Colette, James Franco, Marcia Gay Harden, Brittany Murphy, Josh Brolin ve Giovanni Ribisi gibi isimlerden oluşan zengin bir kadrosu var. Hikayelerin birbirinden kopuk olması klasik hikayeleme metodunu düşündüğümüzde işin kolayına kaçmak gibi görünse de, bence öyle değil. Film bir trajediyi farklı karakterlerin gözünden ve hissiyatından süzerek başarıyla aktarıyor bize. Algılama ve empati kapasitemizi en üst düzeyde kullanabilmemize imkan sağlıyor bir anlamda. Ayrıca bir hikayenin peşinde başka birçok hikayeye misafir olabiliyoruz bu şekilde.

Gerçeğin Peşinde (Infamous)

3 numara daha önce benim bildiğim iki kez filme çekilmiş bir konuyu ele alıyor. Douglas Mcgrath’ın yönettiği Gerçeğin Peşinde (Infamous) Amerikalı yazar Truman Capote’nin In Coldblood (Soğukkanlılıkla) adlı eserini yazdığı süreci konu alıyor. Capote’yi Toby Jones çok başarılı biçimde canlandırıyor. Sandra Bullock (Harper Lee), Daniel Craig, Sigourney Weaver, Isabella Rosselini, Jeff Daniels filmin diğer oyuncuları. Bu filmin diğerlerinden daha iyi, daha cesur bir uyarlama olduğunu söylemek lazım. Capote karakteri çok daha dolgun aktarılmış her şeyden önce. Diğer bir ayrıntı ise diğerlerini aksine bu filmin Capote ile hikayesini yazdığı mahkum Perry Smith’in arasında bir aşk doğduğu iddiası taşıması.

Son Dört Şarkı (Four Last Songs)

Dördüncü filmimiz Son Dört Şarkı (Four Last Songs). Başrolde en az John Malkovich kadar iyi bir oyuncu olan Stanley Tucci var. Yönetmen Francesca Joseph. Akdeniz’deki bir adada emekli hayatı yaşayan Amerikalı bar pianisti o köyde doğmuş ünlü bir pianistin anısına bir konser düzenlemeye karar verir. Ama böyle büyük bir organizasyonun dertleri de büyük olacaktır. Küçük bir adada geçen küçük bir hikaye. İnsan ilişkileri, duygusallıklar, dargınlıklar, pişmanlıklar… Bir televizyon filminden hallice. Tucci hatırına seyredilebilir.

İpek Yolu Çocukları (Children Of Huang Shi)

Son filmimiz ise İpek Yolu Çocukları (Children Of Huang Shi). Roger Spottiswood’un yönettiği, Jonathan Rhy Meyers, Radna Mitchell, Chow Yun Fat ve Michelle Yeoh’un filmini seyredilir kılan tek şey gerçek bir hikayeyi konu alması kanımca. Mümkün olsa yeryüzüne ayak basmış ve iyilik adına bir şeyler başarmış büyük innsanların hepsini tanımak isterdim. Ki onların çoğu tarih kitaplarında yer almıyor. Neyse ki sinema var. Belki ulvi amaçlarla yapmıyor, kendi ajandası var ama sinema sırf bu tür adamları bilinir kıldığı için sevilesi bir şey. Amaç ne olursa olsun, süreç zararsız, sonuç hayırlı.

George A. Hogg

Söz konusu adam ise 1930’lu yıllarda Çin’e gitmiş bir savaş muhabiri, George A. Hogg. Japonya’nın acımasızca Çin’i işgal ettiği, yakıp kavurduğu yıllar bunlar. Haber peşinde koşarken kendini bir anda onlarca öksüz Çinli çocuğun hamisi olarak buluyor Hogg. Onları güvende tutabilmek için her şeyden vazgeçip Çin’de kalıyor. Sonra da çok tehlikelibir yolculuğa çıkıyorlar beraberce. Azizlik mertebesine çıkmayı Oscar Schindler’den daha fazla hak eden (çünkü bu işte sıfır çıkarı vardı Hogg’un ve hayatını büyük bir tehlikeye atıyordu) bu adamı tanımamız bizim ayıbımız. Sinema bir ayıbımızı daha kapattı işte.

Türkan Şoray / Tatlı Meleğim

Bayram beş film sürmüş demek ki. Tabi LigTV’deki futbol maçlarını, Türkmax’taki Türk filmlerini (Tarık Akan, Halit Akçatepe’li Üç Sevgili ve Türkan Şoray’ın Ugly Betty’ye rahmet okuttuğu Tatlı Meleğim gibi), Dr. Who başta olmak üzere bir takım dizileri, İz TV Ve NGO belgesellerini, TV’de rastgelip bölük pörçük seyrettiğim filmleri ve bir sürü çizgi romanı saymazsak tabi. Onları da başka zaman yazarız artık. Şimdi Brezilya Kahvecisi’ne gidiyorum ben, biraz daha vişne kurusu alacağım… Bir de… Kurban bayramı kaç film sürüyor bileniniz var mı?

1 YORUM

CEVAPLA