
Sinemasız kalmayın çünkü sinema hayatı "eşsiz" kılar.
Robert Crumb, 1943′te Yahudi Hazar Türkleri kökenli asker bir baba ve Katolik bir annenin oğlu olarak doğdu. 16 yaşına kadar dine bağlı biri olarak yetişti. Lisede antisosyal ve içine kapanık biriydi. Liseden sonra bir yıl boyunca evde çizimler yaptı ve ağabeyi Charles ile hayatın anlamı üzerine konuştu. 1962′de evden ayrıldı ve ilüstratör olarak iş buldu.
Robert, bu dönemde grotesk üslubunun törpülendiğini ve daha sonraki çalışmalarındaki sevecen çizgisinin geliştiğini söyler. 1964′te bakirlikten kurtulur; Dana Morgan‘la evlenir. 1965′te LSD kullanmaya başlar ve düşünce dünyası değişir. Dana’dan geçici olarak ayrılıp New York, Chicago ve Detroit’e seyahat eder ve ileride tanınacak karakterlerini yaratır: Mr. Natural, Mr. Snoid ve Angelfood McSpade.
1967′de ansızın Cleveland’ı terk eder, San Francisco’ya yerleşir. Dana’da yanına yerleşir ve burada ilk ZAP çizgi romanlarını çizip satmaya başlar. Bu dönem Amerikan underground çizgi romanının çıkış noktası ve temel taşıdır. Nisan 1968′de oğlu Jesse dünyaya gelir.
![]()
1969′un son aylarında Ballantine Books‘la “Fritz The Cat” albümü için 10.000 $’lık anlaşma yapar. 1970′de Kathy Goodell’le zig-zaglı bir ilişkiye başlar. Aynı yıl karısı Ralph Bakshi‘ye Fritz The Cat’in film haklarını verir. Robert, filmden tatmin olmaz. Ergenlik çağlarında yarattığı bu karakteri daha sonra öldürür.
1974′de ikinci karısı Aline Kominsky ile birlikte California’ya yerleşir. Burada Mr. Naturel karakterini çizer. Marihuana içmeyi bırakır ve Cheap Suit Serenaders Band grubunda banjo ve mandolin çalmaya başlar. Devrimsel karakteri Frosty the Snowman sebebiyle hükümetle başı belaya girer. 1981′de başka çizerlerin de çalışmalarına yer verdiği “Weirdo” dergisini çıkarır. Aline’den olan kızı Sophie bu zamanda doğar. 80′lerin ortasında derginin editörlüğünü Peter Bagge ve karısına devredip çizmeye yoğunlaşır. 80′lerin sonu ve 90′ların başında “Hup 1-4” serisini çıkarır.
Robert, 80′lerin sonlarında Amerika’dan iyice tiksinir, Aline’nin de desteğiyle ayrılamaya karar verir. Eskiz defterlerinin bir kısmını satarak Fransa’ya yerleşir. Taşınmadan önce, daha önce beraber müzik yaptığı Terry Zwigoff, oldukça beğeni toplayan bir belgeselini çeker.
Robert, Güney Fransa’da uzun zamandır “Genesis” kitabının çizimleriyle uğraşıyor. Beş binden fazla 78 yılına ait plağı bulunuyor.
Robert Crumb’ı ilk kez 2003′te American Splendor (Görkemli Hayatım) filmiyle tanıdım. Kendi hayatını çizgi romanına konu olarak dahil eden Harvey Pekar‘ı cesaretlendiren ve yol gösteren kişiydi Robert Crumb. Daha sonra Ralph Bakshi’nin 1972 tarihli Fritz The Cat animasyonunu seyrettim. Seks düşkünü bu kedinin maceraları oldukça ilgi çekiciydi. Buna rağmen Robert Crumb’a olan ilgim bana bir kulak dolgunluğu sağlamaktan öteye gitmedi.
Geçenlerde (sitede yazısı da yayımlanan) Ghost World‘ü seyrederken Crumb bir daha karşıma çıktı. Yönetmen Terry Zwigoff’un filmografisinde en önemli çıkışı Crumb ile ilgili belgeseli oluşturuyordu. Bu nedenle temin edip seyretmek farz oldu. Belki zamanla çalışmalarına da ulaşır ve bütünüyle tanıma fırsatı bulurum. Bunun bir diğer anlamı şu: Elinde Crumb’ın çalışmaları olan ve bana ulaştırmak isteyenleri şimdiden sevgiyle kucaklıyorum.
Zwigoff maddi yokluklarla geçen 6 yılın sonunda tamamladığı bu filmde bizi Crumb’ın dünyasına sokmaya çalışıyor. Despot bir baba ve değişken ruhlu, muhtemelen manik depresif bir annenin çocukları olarak üç erkek kardeş de ruhsal açıdan sorunlu (Robert’ın iki kız kardeşi belgeselde yer almayı reddetmiş). Robert’a çizgi roman sevdasını ilk aşılayan Charles yetenekli olmasına rağmen psikolojik sorunlarıyla baş edemiyor, evden dışarı çıkmadan yaşamına devam ediyor. Film çekilmeden önce üç, filmin gösterimi sırasında bir kez olmak üzere, toplam dört kez intihara teşebbüs ediyor. Max de ressam; kendini meditasyona vermiş, günün birkaç saatini çivili bir tahtanın üzerinde oturarak geçiriyor. Robert da pek normal bir insan değil elbet. Lise yıllarında içine kapanıp asosyalleşmesi içindeki cinsel dürtüleri şahlandırıyor, hayal gücüyle daha da bir güçleniyor. Beyninin karanlık tarafını açığa çıkarmaktan ve konformizmi karşısına almaktan çekinmeyen tarzını ortaya koyması Robert Crumb’ın en dikkat çekici taraflarından biri. Anlatımına ve yaşama bakışına yaptığım vurgu çizgi gücünü arka plana ittiğim anlamına gelmiyor. Çizgilerini anlatmaktansa göstermeyi daha uygun buluyorum sadece.
Ortada oldukça iyi bir belgesel varken ben lafı daha fazla uzatmayayım. Okuduklarınız biraz olsun ilginizi çektiyse bu belgeseli seyredin. Sadece önemli bir sanatçıyla tanışmış olmayacaksınız, mizah dergilerimizdeki pek çok sevilen çizerimizin Crumb’ın köklerinden filizlendiğini ya da benzeştiğini göreceksiniz.
"Kirli, çürük ve adi: Robert Crumb" için Bir Yanıt
gelmiş geçmiş en sevdiğim filmlerden biri ''Crumb''
Yorum Yazın