suskunlar

Sinema severin kitap okuyanı daha bir makbül nezdimizde. E hal böyle olunca bize de iş düşüyor dedik ve size uzun zamandır raflarda olan 3 kitaptan oluşan bir öneri aranjmanı hazırladık.

 Ege Görgün (Landlord)

suskunlarSuskunlar
İhsan Oktay Anar
İletişim

Sizi bilmem ama İhsan Oktay Anar benim okumaktan en keyif aldığım Türk yazar. Arka plana oturttuğu Osmanlı dekorunun önünde kurduğu masalsı fanteziler, onun yarı buluşçu, yarı geleneksel diliyle birleşince ortaya keyifli, etkileyici ve sürükleyici metinler çıkıyor. Önceki kitaplarında, Puslu Kıtalar Atlası, Kitab-ül Hiyel, Efrasiyab’ın Hikayeleri ve Amat’da da bu hep böyle oldu. İhsan Oktay Anar’ın bol referanslı, bol sürprizli, bol oyunlu hikayeleri günümüz Türk edebiyatının en yaratıcı metinleri.

Suskunlar, Osmanlı zamanında İstanbul’da yaşanan bir hayalet öyküsü olarak başlıyor. Hikaye devam ettikçe kahramanlarımızı tanıyoruz. Mehter takımında kös çalan 70’lerindeki Kalın Musa: Küfürbaz, kötü huylu, cimri. Çok parası gitmesin diye torununu cennete gideceği sözüyle kandırıp ona 12 ay oruç tutturacak kadar cimri hem de. Diğer karakterler ise Kalın Musa’nın kabak kemaneci oğlu ve onun bir kıptiden peydahladığı ikizleri: Davut ve Eflatun. Sonrası da olmayacak rastlantıların, kısmetsizliklerin, kısaca kaypak kaderin güttüğü klasik bir İhsan Oktay Anar masalı.

bizsiz dünyaBizsiz Dünya
Alan Weisman
Altın Kitaplar

Dünya bizsiz ne yapardı hiç düşündünüz mü? Düşünmeyin zaten çünkü bu sorunun yanıtı bu kitapta mevcut.

İnsanlar bir anda ortadan yok olsa yeryüzünde işler ne minvalde gelişirdi? Doğada ne gibi değişimler gözlenirdi? Peki insanlardan geriye kalanlar ne olacak? Takdir edersiniz ki, insanların ortadan yok olması onların binlerce yıldır inşa ettiği yapıların, doğaya bıraktıkları atıkların, fabrikalarda, atölyelerde imal ettikleri ürünlerin de bir anda ortadan yok olacağı anlamına gelmiyor.

Amerikalı gazeteci Alan Weisman’ın 2005 Şubat’ında Discover dergisinde çıkan makalenin konusu işte bunlardı. İnsansız bir dünyanın hikayesini anlatan bu makaleye göre 500 yıl sonra geneli ormanlar tarafından kaplanacak yeryüzünde bir zamanlar bu gezegende insanların yaşadığına dair kanıt aradığınızda, bulabileceğiniz şeyler yalnızca radyoaktif atıklar, bronz heykeller, plastik cisimler ve Rushmore Dağı olacaktı. Organik ve kimyasal gübrelerle yetişen bitkiler yerlerini yabani otlara bırakacak, yeni kuş türleri üreyecek.

Makale büyük bir ilgi uyandırdı. Weisman bu makaleyi genişleterek bir kitap haline getirmeye karar verdi. Kendisi bir bilim adamı değildi, bu yüzden dünyayı dolaşıp bilim adamlarıyla, akademisyenlerle ve diğer otoritelerle görüşmeler yaptı. Kitapta bu görüşmelerinden alıntılara yer verdi. Yarı bilimsel bir metin olmasına rağmen herkesi okuyabileceği bir dilde yazılması kitabın ününün kısa sürede yayılmasını sağladı. Fransızca, İspanyolca, Almanca ve Portekizce’ye çevrildi.

Kitapta birbirinden ilginç noktalara değiniliyor, aklınıza gelmeyecek ayrıntılardan bahsediliyor. Ama çıkan en önemli sonuç, şu anda pek çok açıdan sıkıntı çeken dünyamızın biz olmasak kendini kısa sürede iyileştireceği. Soyları tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan canlıların biz olmadan güvenli ve temiz habitatlarda daha rahat üreyip çoğalabileceği.

Kitabın kendine ait sitesinde ilginç bir de animasyon var. Siz Olmadan Eviniz adını taşıyan bu animasyonda Amerikan banliyölerinde görmeye alıştığımız türden bir evin insansız bir dünyada 500 yıllık süreç içinde nasıl bir değişime maruz kalacağını adım adım izliyoruz.

yeni çıkan kitaplarÖlmeden Önce Görmeniz Gereken 1001 Resim
Editör: Stephen Farthing
Caretta

Hayat, onun ne kadar sınırsız deneyimlerle ve güzelliklerle dolu olduğunun farkına varanlar için çok kısadır. Teknoloji harikası modern ulaşım araçları sayesinde dünya 20. yüzyılın ortalarından beri her geçen gün biraz daha küçülüyor. Artık çok kısa bir sürede dünyanın her hangi bir köşesine ulaşmak mümkün. Hal böyleyken bile, hayatınız boyunca dünyayı ne kadar dolaşırsanız dolaşın, hala görmediğiniz yerler, gizli cennetler kalacaktır geriye. Sınırları son derece belirgin bir dünyanın bile tamamını görmek için bir hayat süresi yetmezken, ucu bucağı belirsiz, sınırları sonsuza dek uzanıyormuş hissi veren sanat dünyalarını nasıl sığdıracağız bir ömre? Okuyamadığımız kaç kitap, seyredemediğimiz kaç film, bakamadığımız kaç resim, kaç fotoğraf kalacak geride?

Caretta yayıncılığın ülkemizde çıkardığı telifli kitaplar, Ölmeden Önce Görmeniz Gereken 1001 Film ve Ölmeden Önce Okumanız Gereken 1001 Kitap bu “acı gerçeği” bir kez daha hatırlatmıştı bize. Birer felaket tellalıydılar bu anlamda, ama yine de onları başucu kitabı yapmaktan geri durmadık. Çünkü bu kitapların aynı zamanda kaçırdıklarımızın / kaçıracaklarımızın bir kısmını telafi edecek mucizevi bir reçete olduğunun farkındaydık. İçlerinde elbette bildik, okuduk, gördük eserler de vardı ama bu da yaşanmışlıklarının koleksiyonunu yapma, sevdiği şeyleri bir araya toplama tinetli insanoğlunu başka bir yerinden yakalıyordu.

960 sayfalık Ölmeden Önce Görmeniz Gereken 1001 Resim’de ise Leonardo da Vinci’den, Michelangelo’ya, Caravaggio’dan, Goya’ya, Picasso’dan Van Gogh’a pek çok ünlü sanatçının benzersiz eseri yer alıyor. Dünyanın çeşitli ülkelerinden 83 sanat eleştirmeninin de yazılarıyla katkıda bulunduğu kitap M.Ö.1420-1375 yıllarında yapılmış olan Havuzlu Bahçe isimli duvar resmiyle başladıktan sonra sanat tarihi içinde eşsiz bir gezinti yaparak 2006 yılında John Alezander tarafından yapılan Geçit Töreni isimli eserle son buluyor.

Serinin bu üçüncü kitabı her şeyden önce içeriği sebebiyle öncekilerden biraz daha “elit” bir kitap. Önceki kitaplarda yer alan eserlerden en azından birkaçını her evde bulmak mümkünken, bu kitaptaki eserlerin baskısı bile ülkemizde pek az evde bulunur takdir edersiniz ki. Kuvvetle muhtemel diğerlerinden daha az satacaktır bu kitap onun için. Ya da tam tersi olacaktır ve sınıf atlama, kültürlü görünme hevesiyle herkes bir tane edinmeye kalkacaktır. Bu noktada kitabın Orhan Pamuk ya da Ahmet Altan kitapları kadar kolay taşınılabilir ebatlara sahip olmaması devreye girecek, kitabı maksadını aşan emellerine alet eden kişi uzun vadede bel fıtığı, lumbago ya da ilkel toplumlarda görülen kolların orangutanlarınki gibi uzaması şeklinde tezahür eden tropik hastalıklara yakalanacaktır.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAPLA