Visions Du Reel notları: Kurgu sustu, gerçekler konuştu! (Notes from Visions Du Reel)


Bugüne kadar jüri olduğum festivallerde – (öyle çok fazla değiller doğrusu) birinciyi belirlemek için tüm filmleri izledikten sonra yapılan tek bir toplantı yetmişti. Visions Du Reel, hatırı sayılır bir Avrupalı festivalden bekleneceği gibi işini son derece ciddi yapan, kuralı, prensibi bol bir etkinlikti. Jürilerin birkaç günde bir toplanıp o ana dek seyrettiği filmleri tartışması ve bu tartışmaların festivalin tayin ettiği bir sekreter tarafından izlenmesi gibi ilk defa denk geldiğim bir gelenekleri vardı. Benim filmleri izlerken notlar almamı zorunlu kılan bu toplantılarımız ise akla biraz ister istemez fıkraları getiriyordu: Bir protestan, bir katolik, bir musevi ve bir müslüman toplantı yapıyorlarmış…

SIGNIS and INTERFILM tarafından oluşturulan Dinlerarası Jüri ben, Daniel Grivel (İsviçre), Nathalie Roncier (Fransa) ve Brigitta Rotach‘dan (İsviçre) oluşuyordu.  Bizim jüride fazla tartışma yaşanmadığını söyleyebilirim, ödüle layık gördüğümüz Steam Of Life hepimizin beğenisini kazanan bir yapım oldu. Tek sıkı tartışma ise Nicolas Wadimoff‘un Gazza’da bir kabus içinde yaşayan Filistinlileri konu aldığı Aisheen (Still Alive in Gazza) filmi konusunda ben ve bir Yahudi olan Brigitta arasında yaşandı. Bu sıkı tartışmaya rağmen filmin birinci gelmemesinin nedeni diğer jüri üyelerinin Aisheen’in o ana dek yeterince ödül kazanmış olduğunu düşünmeleriydi. Ben onlar gibi düşünmüyordum ama demokrasilerde haklı da olsanız, tek kişiyseniz haklı azınlık olarak kalıyorsunuz.

Hans Hodel, Daniel Grivel, Brigitta Rotach,Nathaniel Roncier.

Şimdi bu toplantılar için aldığım kimi İngilizce bazı notları paylaşacağım sizinle… Tabi İngilizce notların çevirisini de ekleyeceğim altına…

“I believe that if they have enough food, enough peace and enough love, the greatest gift you can give to people ise awareness. So, that is what I usually look for in documentaries. A documentary must say this: Be Aware!

That is also what this world of ours also needs, I believe. The world become a better place if us, the people living on it become aware. With awareness comes understanding and empathy. And with understanding, empathy comes food, peace and love. Documentaries have the power to create this cycle.”

“İnanıyorum ki, eğer yeterince yiyecekleri, yeterince huzurları ve yeterince sevgileri varsa, insanlara verebileceğiniz en büyük hediye farkındalıktır. Bu yüzden bir belgeselde genellikle aradığım budur. Belgesel şöyle demelidir: Farkında ol!

Bunu aynı zamanda yaşlı dünyamızında ihtiyaç duyduğu şey olduğuna inanıyorum. Eğer biz, dünya üstünde yaşayan insanlar yeterince farkında olursak, o daha iyi bir yer haline gelecektir. Farkındalıkla beraber anlayış ve empati gelecektir. Anlayış ve empatiyle de yiyecek, huzur ve sevgi gelecektir. Belgesellerin bu çemberi oluşuturacak gücü vardır.”