Geçen sene bu zamanlar ülkemizde vizyona girmiş olan Kutsal Geyiğin Ölümü adlı Lanthimos imzalı filmde sarhoş girdiği bir ameliyatta Martin’in babasının ölmesi sonucu doktor Steven’ın suçluluk duygusuyla başa çıkabilmek amacıyla Martin’le yakınlaşması ve olayların sarpasarmasını oldukça tekinsiz ve soğuk bir atmosfer kurgusu içinde izlemiştik. 8. Uluslararası Malatya Film Festivali’nde ilk izlediğim Güney Kore yapımı Son Çocuk adlı film, konusu itibariyle Kutsal Geyiğin Ölümü’nü çağrıştırdı bana.

Shin Dong-seok imzalı filmde altı ay önce bir nehirde boğularak ölen çocuklarının yokluğuyla baş etmeye çalışan bir karı kocayla tanışıyoruz önce. Arkadaşı Kihyun’u kurtarmaya çalışırken boğulduğu bilgisinden dolayı aileye hem tazminat ödenir hem de onur plaketi verilir. Baba Sungcheol, Kihyun’un zor bir hayat yaşadığını fark eder ve çocuğunu kaybetmiş bir baba olarak teselliyi Kihyun’a yardım etmekte bulur. Başta Kihyun’a ısınamayan anne Misook da bir süre sonra çocukla yakınlaşır ve ona adeta bir anne gibi kollarını açar. Maddi manevi bu denli destek gördüğüne önce aşırı mutlu olan Kihyun bir süre sonra vicdanına yenik düşer ve Eunchan’ın ölümünün ardındaki şok edici gerçeği itiraf eder. Aşırı sarsılan aile adaletin yerini bulmasını ister fakat toplumun büyük bir ikiyüzlülüğüyle karşılaşır. Toplum bu aileye adeta “tazminatınızı aldınız, suyu daha fazla bulandırmayın, susun oturun” demektedir. Karı koca bu acıya daha fazla dayanamaz ve film için müthiş katartik diyebileceğimiz bir son hazırlarlar kendilerine…

Vicdan, suçluluk duygusu, yas, ölüm, büyümek, aile olmak, aidiyet, toplumsal refleksler gibi pek çok kavramı sorgulatan filmde oyunculukların da sinematografinin de oldukça başarılı olduğunu düşünüyorum. Filmde yaslı babanın işinin ev içi dekorasyonu ile ilgili olması ve Kihyun’a bu işi öğretmeye çalışması, ustaların evlerin duvarlarıyla ilgili uğraşılarını izlediğimiz sahneler de oldukça manalı geldi bana. Adeta bir yuva içerden yıkık olduğunda, üzerini kaplamaya çalışsan da eskisi gibi olmaz der gibiydi o duvarlar… Yine sinematografik açıdan hem evlerde, hem de ormanda ve nehir kenarında yer alan sahnelerde geniş plan kullanımları oldukça yerindeydi. Filme tek eleştirimiz, özellikle Güney Kore sinemasında oldukça işlenen temalara ve sorgulanan kavramlara bir yenisini eklememiş olduğu olsun. Chan-wook Park’ın intikamlı üçlemesi de akıllara gelmiyor değil. Yine de başarılı bir film olduğunu ekleyelim.

Film 15 Kasım’da Akbank Sanat’ta Kore Film Günleri kapsamında da izlenebilir.

HENÜZ YORUM YOK