Berlinale 2017: Le Barrage

Le Barrage filmiyle yönetmen Laura Schroeder normal kavramını tartışmaya açıyor. Sıradanlığı sıra dışı bir hikaye üzerinden işleyen Schroeder, normal görünenin tehlikeli yanlarını gün yüzüne çıkarmaya çalışıyor.

İlk sahneyle birlikte alışılmışın dışında bir tecrübe yaşatacağını hissettiriyor Schroeder. Zira Catherine’nin (Lolita Chammah) daha sonradan kendi kızı olduğunu öğrendiğimiz ancak ilk anda bir yabancı sandığımız Alba’nın (Themis Pauwels) saçını gizlice koklamasıyla başlıyor film. Tenis oynayan Alba’ya taktikler verenin ise anneannesi Elisabeth (Isabelle Huppert) olduğu gerçeğiyle tanışıyoruz hemen ardından. Ve kızını annesine bırakıp giden Catherine’nin kızı Alba’yı geri kazanmak için vereceği mücadeleye tanıklık edeceğimizi anlıyoruz. Ancak sıradan bir anne – kız ilişkisinin dışında gelişiyor işler. Bir yandan Catherine ile Elisabeth arasındaki gerilimli ilişkinin Alba’ya nasıl yansıdığını öğrenirken diğer yandan da Catherine ve Elisabeth’in argümanlarını öğreniyor ve meseleye bir de onların gözünden yaklaşma fırsatı yakalıyoruz.

Alba’ın gündelik hayatında başlayan film, Catherine’nin Alba ile vakit geçirmek istemesiyle gündeliğin, rutinin, sıradanlığı dışına çıkmaya başlıyor. Parkta geçirilmesi planlanan birkaç saatlik macera daha sonrasında ise ormana doğru ilerliyor. Bu süreçte Catherine sevgili dostunu, can yoldaşını kızının dikkatsizliği yüzünden kaybediyor, yaşamak zorunda olduğu zorlu süreci atlatırkenki tek yoldaşıyla da yolları ayrılmış bulunuyor. Ancak Catherine köpeğinin telafisini kızında buluyor. Zira henüz daha küçük bir çocukken bırakıp gittiği kızıyla yeniden iletişime geçmenin, onun hayatına dahil olmanın mutluluğuyla yaşanan bu talihsiz kazayı kafasından atıveriyor. Fakat kızıyla hayalini kurduğu etkileşimi yakalayamayan Catherine, bir anlamda da kendi kızını kaçırmış bir kadın durumuna düşüyor. Kızını ailesinin orman içindeki yazlık evine götüren Catherine, her şeyin başladığı bu yerde yeni bir başlangıç yapmaya çabalasa da geçmiş peşini bırakmıyor, içindeki diğer benden bir türlü kurtulamıyor ve haliyle de o istediği başlangıcı bir türlü gerçekleştiremiyor.

Le Barrage bizlere alışık olduğumuz aile içi ilişkileri farklı bir dinamik üzerinden yeniden anlatıyor. Şizofreni mağduru olan Catherine’nin hastalığını abartmaksızın, gündelik bir gerçeklik için ele alan yönetmen Laura Schroeder, diğer yandan da aile içindeki anlaşmazlıkları tarafsız düzlemde, gri bir bölgede tartışmaya açıyor. Fedakarlığın, sevginin ve hayatın gerçeklerinin bir araya geldiği bu küçük hikayede en büyük alkışı ise Alba rolündeki Themis Pauwels hak ediyor.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAPLA