Berlinale 2017: Le jeune Karl Marx

19. yüzyılın en önemli düşün insanları arasında yer alan ve modern dünyaya dair düşüncelerini, kuramlarını ve kavramlarını tartıştığımız, konuştuğumuz Karl Marx’ın “gençlik” dönemini anlatıyor Le jeune Karl Marx (The Young Karl Marx). Marx’ın 26 yaşında sürgün edilmesiyle başlayan hikaye, Engels ile ilişkisi ve dönemki diğer düşünürlerle olan anlaşmazlıkları üzerinden ilerleyip Komünist Manifesto ile sona eriyor.

Le jeune Karl Marx bizlere düşünürün düşünsel dünyasının nasıl oluştuğunu aktarmak ziyade o dönemki çekişmeleri, rekabetleri ve Engel ile birlikte var olma mücadelelerini konu alıyor. Marx ve Engels’in özel hayatlarından detaylar sunan, yollarına çıkan bürokratik engellerden ve karşılarında duran diğer düşünürlerden bahseden film, diğer yandan da işçi sınıfından gelmemiş olan Marx ve Engels’in bu sınıfı anlamak için hangi yollardan geçtiklerini, hangi yöntemleri denediklerini anlatırken ikilinin içinde yaşadıkları toplum ile olan çatışmalarına değinmekten de geri kalmıyor.

Karl Marx ve Friedrich Engels ilişkisine yoğunlaşan Le jeune Karl Marx, Marx okumuşların, onun düşünsel dünyasına ve kavramlarına aşina olanların beklentilerini karşılamayacak şüphesiz. Zira film iki düşünürün nasıl bu yola girdiklerine, hangi olaylardan ve nelerden etkilendiklerine değil de bu yolculukta başlarına gelenlere, bir diğer deyişle daha magazinsel olana odaklanıyor. Her ne kadar parti içindeki mücadelelerine, dönemin önde gelen söz sahibi düşünürleriyle olan tartışmalarına değinse de kendi kafalarındaki kavramların nasıl oluştuğunu, nereden geldiğini açıklamakta yetersiz kalıyor. Daha ziyade Marx’ı tanımayanları, Marx’a dair kulaktan dolma bilgilere sahipleri hangi yönde ilerlemeleri ve Marx okumalarına hangi perspektiften yaklaşmaları gerektiği konusunda yol göstermeyi amaçlayan Le jeune Karl Marx ayrıca insanın varlığını bile unuttuğu o duyguları da yeniden körüklüyor.

Netice itibariyle Le jeune Karl Marx (The Young Karl Marx) insanlık tarihinin en önemli düşünürlerinden biri olan Karl Marx’ın hayatını beyazperdeye taşıyor olmasıyla biyografi türündeki yapımlar arasında ayrı bir yer ediyor kendine. Marx’ı bilenlere yeterince hitap etmese de merak edenlerin kafasında bir ilk izlenim yaratmak ve kaybolan duyguları yeniden alevlendirmek anlamında başarılı. Almanca, İngilizce ve Fransızca olan filmi daha iyi anlayabilmek adına kavramlara hakim olmakta ise fayda var. Zira dilin değişmesiyle kavramlar da karışabiliyor kimi noktada.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAPLA