martin mystere & Javalost

Lost’un sırrına herkes gibi ben de uzunca bir süre kafa yordum. Bu konuda zekama değil ama film ve janr tecrübeme güveniyordum. Sonra baktım zaten dünyanın her yerinde bu konuya kafa yoran bir sürü insan var, benim eksikliğim hissedilmez, olaya kendimce bir açıklama getirmek için mesai yapmayı bıraktım. Dediğim de çıktı, siz dahil hiçkimse benim Lost’dan gayrı mevzularla ilgilendiğimi fark etmedi :)

Lost insanlara kendini kaybettirdi bir ara. Herkes işi gücü bıraktı Lost adasının sırrının ne olduğuna dair hipotezler oluşturmaya başladılar. Lost yapımcılarının bu türden varsayımları teker teker “cık”layıp reddettiği günlerde ben bir aydınlanma yaşayıp, bir anda Lost’la ilgili büyük gerçeğin farkına vardım: Ortada ne Lost’la ilgili bir “sır” vardı, ne de yapımcıların bu sırrın ne olabileceği konusunda fikirleri… Ama ellerinde iyi bir kozları vardı: Bu sırrın ne olamayacağı konusunda kendilerine fikir veren ve bunun için para bile istemeyen bir kitle.

Yapımcıların o aralar tek derdi manyak gibi seyredilen diziyi elden geldiğince uzatabilmekti, ki bunun için de ellerinde bir açıklama, bir final fikri olmasına gerek yoktu. Soran olursa “ne saçma bir soru!” ifadesi yüze yerleştirilerek, “Elbette Lost’un bir açıklaması var,” demek yeterli olacaktı. Mühim olan tek şey insanları bir sonraki bölümü izlemeye mecbur edecek şekilde kafalarda soru işaretleri bırakmak, gizemli, hatta bazen saçma sapan ayrıntılarla insanların kafasını bulandırmaktı. Bu ne kadar zor olabilirdi ki?

Zamanı geldiğinde bir açıklama uydurulurdu nasıl olsa. Bunun çok iyi bir açıklama olması kimin umurundaydı ki. Zaten diziyi bitirme zamanı gelmiş yani insanların diziye olan ilgisi azalmış olacaktı. Artık yeterli rantı sağlamayan bu kitle finalden memnun kalmazsa da, bu onların sorunuydu. Para muslukları kapanmış yapımcılar, bir de finalden memnun kalmayan insanları mı düşünecekti. Hem bütün soruların yanıtı vermek de doğru bir şey değildi, neme lazım beş on yıl sonra bir kanal yeni bölümlerini isteyebilir dizinin. Hem dur ya, onlar istemeseler bile büyük yanıtın açıklanacağı finali sinemada yapıp parayı bir de öyle de bulabilmek varken… Di mi, ya?

Ama yine de bir şekilde bir açıklama tasarlamak lazım. Kimsenin aklına gelmeyen bir açıklama olmalı bu. Peki nereden bulacaksınız kimsenin aklına gelmeyen bir açıklamayı? Kolay. Lost için bedavadan varsayım üreten milyonlarca insan var. Tek yapmanız gereken o varsayımlardan akla yatkın olanları seçmek, sonra reddetmek, ardından da onu yapımcının elindeki “Lost’un Olası Sırları” listesinden çıkarmak. Belki elde henüz makul bir Lost Sırrı yok ama en azından hangi Lost sırrını kullanmayacağımızı gösteren süper bir radarımız var.

Lost’un halihazırda bir sırrı, bir finali olduğu konusundaki inancımı tamamen, kaybetmiştim anlayacağınız. Bizi resmen oyalıyorlardı ve bu süre zarfında hem para kazanıyorlar, hem de düzenli bir şekilde hangi “sırrı” kullanamayacaklarının bilgisini alıyorlardı. Sonra bir kitap okudum ve ikinci bir aydınlanma yaşadım. Alakasız bir kitapta bugüne kadar duyduğum en yaratıcı Lost açıklamasını bulmuştum.

Kitap diyorum ama çizgi roman. Eskilerin Atlantis adıyla bildiği, şimdiler de Martin Mystere olarak tanınan ve her kesimden meraklısı bulunan bir çizgi roman. Türkiye’de Martin Mystere’nin farklı formatlarını yayınlayan iki yayınevi var. Lal Kitap ve Maceraperest Çizgiler. Burada bahsi geçecek Martin Mystere Dev Albüm serisini MÇ yayınlıyor.

Serinin 11’inci kitabındaki macera Kızıl Kral adını taşıyor. Macera 75 bin yıl önce çok ileri bir uygarlık ve teknoloji seviyesine sahip küçük bir adada başlıyor. Burada bulunan yüksek güvenlikli bir laboratuvarda teknoloji ve ilahi güçlerin birleştirilmesiyle yaratılmış bir varlık esir tutuluyor. Bu varlık tüm önlemlere rağmen zincirlerinden kurtulmayı başarıyor. Yetkililer bu büyük tehlikeyi ancak kendi kendini imha mekanizmasını harekete geçirerek önleyebiliyorlar. Patlama yalnızca adada yaşayan milyonlarca insanı öldürmekle kalmıyor, gezegenin ekolojik dengesini de bozuyor. Ama neyse ki patlamanın şiddetiyle sersemleyen Kızıl Kral adı verilen varlık yeniden tecrit edilebiliyor da dünyadaki diğer insanların hayatı kurtarılmış oluyor.

Günümüzde ise, kahramanımız Martin Mystere gizemleri konu ettiği TV şovunda bu kez ünlü Roanoke Adası’nı araştırmaya hazırlanıyordur. Tarihe baktığımızda Roanoke’nin 1587’de ABD’nin tohumlarını atacak 117 kolonicinin yerleşip kendi köylerini kurdukları yer olduğunu görüyoruz. Ama üç yıl sonra gelenler köyü tamamen boş olarak bulurlar. Köyün tüm sakinleri arkalarında iz bırakmadan yok olmuşlardır. Gerçekten de tarihteki açıklanmamış en büyük gizemlerden biridir Roanoke Adası vakası.

Macera ilerledikçe 75 bin yıl önce büyük felaket yaşan adayla, Roanoke’nin aynı yer olduğu çıkıyor. Felakete neden olan Kızıl Kral adanın gizli bir yerinde hala tutsak tutulmaktadır. Kızıl Kral’ın özellikle bu adada tutulmasının nedeni ise dünyanın yeraltı enerji akımlarının Roanoke’de birleşmesidir. Kızıl Kral binlerce yıldır işte tam bu birleşme noktası üzerinde, bu akımların beslediği elektromanyetik bir kafeste tutulmaktadır. (Elektromanyetik bariyer bir şey hatırlattı mı?)

Ama Kızıl Kral güçlenmiş, ya da bu bariyer zayıflamıştır ki, Kızıl Kral’ın gücünün etkileri hissedilmeye başlanmıştır. (Lost adasında yaşanan gariplikler gibi!) Bunun farkına varan bazı kadim korucular da bariyeri yeniden güçlendirmek için harekete geçmişlerdir. Martin Mystere de onlara yardım edecektir.

Kızıl Kral adını taşıyan maceranın olduğu Martin Mystere Dev Albüm, Sayı:11’i alırsanız, burada yalnızca ana hatlarını (hatta onun bile çok azını) verebildiğim 224 sayfalık hikayeyi okuyup bağlantıları kendiniz de kurabilirsiniz. Bu çılgın maceranın tarihsel ya da kurgusal o kadar çok katmanı var ki buraya sığdırabilmenin imkanı yok: Melekler, Atlatis, ABD’nin koloni dönemi, Elizabeth dönemi İngilteresi, Ortaçağ Avrupası….

8 YORUMLAR

  1. e hilal sen o kafayla izlersen bişe anlamassın zaten bende buna sinir oluorm o dizide bile aşk hikayesi arıosunuz helal valla en merak ettiği konuya bak jack ve kate

  2. Valla anlatilana göre Lostun senaristlerine düşünecek pek bi şey kalmamış kopyalamışlar ve de yapıştırmışlar yaptıkları iş bu sadece…

  3. Yok öyle, yok böyle… Komple teörisi üreteceinize vatana millete hayırlı iş yapın. Kendim Adanalıyım, lost hayranıyım. Deli oluyorum Lost hakkında atıp tutanlara. 5.sezonda Devlet Bahçeli gelecek adaya, ocak açılacak. Ordaki gençler kurtulacak, 6.sezona gerek kalmayacak. Adayı da mütayite verecekler.

  4. Lost'un ilk sezonunun çıktığı zamanlarda 6 sezon olacağı açıklanmıştır. 1. sezon 42, 2. sezon 23, 3. sezon 16, 4. sezon 15, 5. sezon 8, 6. sezon 4 günü işlemektedir.

  5. var olan bir hikayeden esinlenmenin ve onu yenileyerek sunmanın yaratıcıktaki önemi tartışılamaz. matrix yapımcıları da senaryolarını birden oluşturmadılar. araştırın görürsünüz. ya da gençler tarafından çok tutulan heroes üstün güçler konusunu biraz da x-men'e borçlu değil mi? ya da prison break izlediğinizde harrison ford/kaçak filminden birkaç sahne hatırlamıyor musunuz?

    önce watership down dediler şimdi martin mystere. .. daha neye benzetseler de olabilir. lost hala bir fenomendir. çünkü lost'un kendine has konu anlatım tarzının eşi benzeri yok. bu da bir artıdır.

    bu işler taş üzerine taş koyarak olur. taşlayarak değil..

  6. Yaklaşık 6 yıldır, akıl almaz bir tutkuyla izleyiciyi müptela eden “Lost” dizisinin finali halen tartışılmakta. Finali tatminkar bulanlar kadar, bir çok sorunun havada asılı kaldığını düşünen ve hayal kırıklığı yaşayanlar da var. Geride kalan sezonların tamamına baktığımızda, yayıncılık tarihinin gelmiş geçmiş en büyük bilmecesinin finalinin somut anahtarlarla gerçekleşmesini beklemek de tuhaf aslında. Buna rağmen, dizinin yaratıcısı JJ Abrams ve ekibi, final bölümüne dair izleyicinin kafasında oluşan soruları ABC’de yaptıkları bir canlı oturumla yanıtladılar.

    Bu oturumdan, önemli notları “Lost” tutkunu dostlarla paylaşmak istedim. Özellikle de kafasında fazla soru işareti kalanlara nefes aldıracaktır sanırım.

    İşte izleyicilerin en çok sordukları sorular ve yanıtları, izahları;

    TÜM 6 SEZON BOYUNCA YAŞANANLAR RÜYA MIYDI?

    JJ Abrams : Elbette değildi. Bölümlerin tamamını dikkatle izleyen hiç bir izleyicinin bu denli mantıksız bir sonuca varacağını sanmıyorum. Dizinin Jack’ in gözlerini aralayışıyla başlayıp, kapamasıyla bitmesi bu yanılgıya yol açmış olabilir. Yaşanan her şey gerçekti. Dahası, dizide rüya vizyonu asla yoktu.

    FİNALDE KİLİSEDE BULUŞAN TÜM EKİP ÖLÜ MÜYDÜ?

    JJ Abrams : Kafa karıştırıcı bir final bölümü olduğunu kabul ediyorum, ki bu bilinçli bir tercihti. Yine de, final bölümünü bir kaç kez izleyenlerin anahtarı anladıklarından eminim. Forumlara göz attığımızda gördük ki, bulmacayı çözenler, kafası karışanlardan daha fazla.

    Dharma istasyonunu patlattıklarında, Quantum fiziğine ilişkin prosedürü başlatmış oldular. Diğer bir deyişle adada, bulundukları zaman boyutunu sonlandırdılar. Böylelikle “uçak düşmeseydi, nasılbir hayatları olurdu” başlıklı paralel evrendeki hayatları ilerlemeye başladı.

    Einstein kuramlarını az çok okuyan herkes bilir ki, teori maddenin her iki evrende de varlığını sürdürebildiği üzerine inşa edilmiştir. Bu yüzden, aynı ekip adadaki varlığını sürdürdü. Fakat anımsanacağı üzere, farklı bir tarihe geçtiler. Çünkü bulundukları zaman dilimini Dharma istasyonunun merkezinin imhasıyla durdurdular.

    “Herkes ölü müydü” sorusunun yanıtı da burada aslında. Hem evet, hem de hayır!

    Aslında hiç de karmaşık değil. Paralel evrende, yani “uçak düşmeseydi hayatları nasıl olurdu”yu anlatan dilimdeki karakterlerle, adadaki karakterlerin bulundukları evren birleşti. Biraraya geldikleri kilise, işte bu iki evreni biraraya getiren kozmik bir platformdan başka bir şey değildi.

    Jack’in babasının, “…buradan nereye gideceğiz” sorusuna verdiği yanıtı anımsayalım; “Hiç bir yere gitmeyeceğiz. ilerlemeye devam edeceğiz” demişti. Bazı forumlarda gördükki, ekip öldü ve cennete gittiler diyenler var. Bu nasıl mümkün olabilir. Her biri, kaza olmayan evrende yaşamlarını gayet normal sürdürmekteler. Fakat paralel evrende,adada yaşananları anımayarak biraraya geldiler. Hem adada, hem de diğer hayatta ölenler zaten orada yoklardı.

    Dikkat edin! Kilisede, adada var olan bir çok önemli karakter yoktu! Özetle, iki evren birleşti, ve onca badirenin ardından hayatlarına devam edenler birleştiler. Ben’ in kiliseye girmek istemeyişinin de yanıtı burada gizliydi zaten.

    PEKİ AMA, ADA “NEYDİ” ASLINDA?

    Şunu ekipçe kabul edebiliriz. Haddinden fazla karmaşık bir hikaye örgüsü sunduk sizlere. Böyle de olması gerekiyordu. İşin içinde olduğunuzda bazen size çok basit gelen sorular, izleyenler için aynı kolaylıkta görünemeyebiliyor. Ada meselesi de bunlardan biri. Aslında adanın ne olduğu bence dizide enine boyuna anlatıldı.

    Ada, paralel evrenlerin geçiş noktasıydı elbette. Evrenler arası geçişin yol açabileceği trajedileri engelleyebilmek için adanın korunması, çıkarları için bu geçiti kullanmak isteyenlerin engelenmeleri gerekiyordu. İşte Dharma ekibinin adada bulunma sebepleri de buydu.

    Uzay zaman eğrisinin kırılma noktasıydı ada.

    Jacob ve Kara Duman fenomenlerinin hikayeye yerleştirilmesi kasıtlı bir kafa karıştırma yöntemiydi, kabul ediyoruz. Ve özellikle, bu iki karakterin dramatik yapılarını anlatmış olsak da, fazla detay vermedik.
    Alpert, adaya gemi kazasıyla geldiğinde Kara Duman’ ın ona “…burası Chennem” dediği sekansı anımsayın. Aslında Cennet de, “Cehennem de bu dünyada” mesajı zaten hikayenin temel iddialarından biriydi.

    Tüm dizi boyunca yanıtını seyirciye bıraktığımız tek pasaj da aslında buydu. Jacob ve isimsiz kardeşinin gizemleri. Sıradan bir insandı anneleri, evet. Fakat adanın koruyuculuğuyla görevlendirildiklerinde kutsal özelliklere sahip oldular. Özelliklerini şeytani amaçlar için kullanma raddesine gelen Kara Duman’ ın adadan ayrılmasını engellemek istemeleri de bu yüzdendi zaten.

    JACK’ İN BABASININ HİKAYEDEKİ ÖNEMİ NEYDİ?

    JJ Abrams : Sanırız, Jack’ in babası üzerine bu kadar kafa yorulması final bölümündeki ağırlığından kaynaklanıyor. Haklısınız da. Fakat zannedildiği kadar kilit bir karakter değil aslında. Baba figürü, yalnızca Jack için önemliydi. İlk sezonları anımsayalım. Babasının Jack üzerindekietkisi, kötüleyen ilişkileri ve bu yüzden Jack’ in giderek kaybolan özgüveni neticesinde adanın eline kalan tek değerli şey olduğunu düşünür hale gelmesi.

    İşte bu sürecin sonunda Jack’ e, aslında ne denli değerli olduğunu anımsatabilecek en güçlü motifti babası.

    ********

    Bu denli karçaşık bir dizinin finalinde, çocuğa anlatır bir üslupla tek tek yanıtlara odaklanmalarını beklemek zaten gülünç. Dahası, dizinin tabiatına da aykırı aslında. Televizyon tarihinin en özel, en keyif verici, en akıl dolu işiydi “Lost”, bu kesin. Aynı tadda bir yapımla bir daha ne zaman karşılaşırız bilinmez.

    Dİvxplanet’ten “ferio” rumuzlu arkadaşın düşüncesi şöyle: “Hidrojen bombası patladığında Juliet’in cesedi, Miles’a “İşe yaradı” demişti hatırlarsanız. Bence de işe yaradı ve adayı suların altına gömdü. Bomba patladığın tarih 75’ler falandı yanlış hatırlamıyorsam. Her neyse sonuçta bizimkilerin o uçakta buluşmasından çok önceki bir tarihti. Hidrojen bombası patlayınca ada bir gerçeklikte yok oldu ama adanın özelliği zaten zaman ve mekanda kırılma noktasında olmasıydı. Bu yüzden bir gerçeklikte ada yok olurken ikinci bir gerçeklikte var olmaya devam etti. Flashsideways’te izlediğimiz hikaye adanın yok olduğu gerçeklikti baştan beri. Bir örnek vereyim: Ada yok olduğu için Juliet hiçbir zaman adaya gelmedi, dolayısıyla kendisi gibi bir doktor olan Jack’le tanışma fırsatı buldular ve evlenip çocuk yaptılar. Yine benzer şekilde adanın ve adanın varlığından kaynaklanan etkiler olmadığı için ( mesela Jackop’ın ziyaretleriyle yaptığı etki vesaire) Sawyer bir polis oldu ve Miles da öyle.
    Diğer taraftan başka bir gerçeklikte ada var olmaya devam etti (Burada Geleceğe Dönüş’teki Doktor Emmet Brown’ın kırılan paralel zaman teorisini hatırlayın) Yani olaylar eş zamanlı olarak ama farklı gerçekliklerde devam etti. Adada yaşananlar da yaşandı. Ölenler gerek adada, gerek adanın dışında öldü.

    Desmond baştan beri var olan doğal yatkınlığı sayesinde her iki taraftaki olayları da görebiliyordu. Işığın merkezine inmeden hemen önce Jack’e bu yüzden “Uçak hiç düşmedi, uçakta tam senin yanında oturdum. Hepimiz iyiyz aslında.” dedi. Başka bir gerçeklikte yaşananların tamamen bilinceydi. Hatta Desmond’ın hepimizin bildiği “See you in another life Brother” düsturu bile belki bu doğal yeteneğinden -veya artık adına her ne derseniz- kaynaklanan bir içgüdüyle söylenmiş bir laftı.
    Flashsideways’te, karakterlerimiz diğer gerçeklikte adada zaman geçirmiş insanlar oldukları için diğer gerçekliği sonunda hatırlayabildiler. Kuantum fiziği teorisini azıcık ucundan bilir herkes; bütün olasılıklar aynı anda vardırlar. Adanın özelliğinden dolayı bizimkiler işte o diğer olasılıkta yaşananları “hatırladılar”. İşte yine bu yüzden “şimdi” diye bir şey yok. Diğer gerçeklikte yaşanan yaşandı. Şimdi bu gerçeklikte her şeyi hatırladılar ve hayatlarına devam edecekler.”

CEVAPLA