Bu sene 10 yaşına basan, Türkiye’nin ilk ve tek bağımsız filmler festivali, !f İstanbul AFM Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali 17- 27 Şubat 2010 tarihlerinde İstanbul’da, 2 – 6 Mart tarihlerinde ise Ankara’da gerçekleştirilecek. Çeşitli bölüm başlıkları altında yaklaşık 80 filmin gösterileceği, pek çok atölyeye ve Kürt Filmleri ile ilgili çok önemli bir panele yer veren festivalin sürprizi ise daha önce Türkiye’de hiç gösterilmemiş Santa Sangre filminin gösterimine de katılacak olan Alejandro Jodorowsky! Şimdi de festivalin başlıca bölümlerine ve öne çıkan filmlerine bir göz atalım…

Ercan Dalkılıç

!f Inspired / Keş!f

Festivalin yarışma bölümü olan !f Inspired/Keşi!f ‘te 9 film büyük ödül için yarışacak. Costa Gavras’ın oğlu  Romain Gavras’ın ilk uzun metraj filmi Our Day Will Come ve Cannes dahil olmak üzere birçok festivalden ödülle dönen Michaelangelo Frammartino’nun Le Quattro Volte’si ödüle talip olan filmler arasında başı çekiyor.

Fantastik Filmler

Goeff Marslett‘in yönettiği ses getiren animasyon  Mars’ın da gösterileceği Fantastik Filmler, türün en yeni ve kült üyelerini seyircilerle buluşturuyor. Bu bölümün diğer önemli filmleri, Rubber ve Skeletons.

Gökkuşağı Filmleri

Festivalin artık klasikleşen bölümü Gökkuşağı Filmleri, ödüllü filmler, tartışmalar ve partisiyle bu seneye de damgasını vurmaya hazırlanıyor. Arjantinli yönetmen Julia Solomonoff’un otobiyografik filmi The Last Summer of La Boyita’nın öne çıktığı bölümde, Paraguay’dan Renate Costa’nın çektiği, yönetmenin 1980’lerde ülkedeki diktatörlük sırasında fişlenen 108 homoseksüelden biri olan amcası Rodolfo’nun hayatını aktardığı belgesel film 108 de çok dikkat çekiyor. Dzi Croquettes ve Black Field ayrıca izlenmesi gerekenler listesinde.

Ne Kadar Gerçek O Kadar Kurgu

Kategorik ayrıma sığmayan, kurmaca ile belgeselin iç içe geçtiği filmlere ayrılan bu özel bölümde; Casey Affleck’in yönettiği ve Joaquin Phoenix’in oyunculuk kariyerini terk edip rap yıldızlığına soyunmasını anlatan I’m Still Here, Olivier Laxe’ın Fas’ın Tanca şehrindeki bir sosyal merkezdeki çocuklarla birlikte çektiği You are All Captains ve internet aleminin vazgeçilmezi ‘Second Life’ adlı oyunun insanların hayatlarını nasıl değiştirdiğini konu alan Life 2.0 bulunuyor.

Dünyanın Çivisi

Toplumsal değişimler ve insanlık tarihine dair bir bölüm olan Dünyanın Çivisi’inde, Sundance Film Festivali’nde en iyi belgesel ödülünü alan Gasland, yazar William Burroughs’un daha önce hiç yayınlanmamış görüntülerinin bulunduğu William Burroughs: A Man Within ve başarılı fotoğrafçı JR’ın sıra dışı bir fotoğraf projesini anlattığı Women are Heroes ilk bakışta göze çarpanlardan.

Y-eni Kuşak

Bu senenin en önemli bölümlerinden biri de Y-eni Kuşak, genç olmanın ne menem bir şey olduğunun sorgulandığı bölümde çok önemli yapıtlar gösterilecek. Hans Van Nuffel’in Oksijen’i, ‘modern bir Bonnie ve Clyde hikâyesi’ olan Aşkla Yaşamak, son Oscar’larda Japonya’nın adayı olan intikam çeşitlemesi Kokuhaku (Confessions), Kötülük Çiçekleri ve Görünmez Griff bu bölümün gösterim listesinde.

Hit Filmler

Toronto, Cannes, Sundance gibi festivallerde gösterilen ve büyük ses getiren yapımların izleyici karşısına çıkacağı bölüm, !f’in temel bölümü niteliğinde. Black Swan’dan tutun da, Coen’lerin yeni işi True Grit’e kadar gayet sağlam bir seçki bu bölümde sizi bekliyor.

Tersninja şiddetle tavsiye eder!

Winter’s Bone (Gerçeğin Parçaları)

Son yıllardaki Amerikan Bağımsızlarının Oscar’daki ağırlığı aşikar. Winter’s Bone de Amerikan bağımsızların son büyük yapıtı. Debra Granik’in yönettiği ve Jennifer Lawrence’ın başrolünde oynadığı, uyuşturucu bağımlısı bir baba ile asosyal ve depresif bir annenin kızı olan 17 yaşındaki Ree Dolly’nin hayatı üzerine kurulu. Yalın sinema dili, Fargo’vari atmosferi ve gerilimiyle festivalin en iyileri arasında.

Le Quattro Volte (Dört Defa)

Festival’in Keş!f bölümünde yarışma filmi olarak boy gösterecek Le Quattro Volte (Dört Defa), herkesin terk ettiği bir köyde inatla yaşamaya devam eden yaşlı bir çobanın hikayesini anlatıyor. Ölümcül bir hastalıkla boğuşan ve hurafelere inanan bu yaşlı çobanın hayatında gerçekleşemeye başlayan mucizelerle gerçeküstü bir minvalde akan film çekilirken, Pisagor’un, ruhun insandan hayvana, hayvandan bitkiye, bitkiden minerale geçtiğine inandığı ‘dört kademeli seyahat’ten esinlenilmiş.

Black Swan (Siyah Kuğu)

Natalie Portman’a performansıyla Oscar adaylığı kazandıran Black Swan, balerin Nina’nın şizofreniye değin uzanan öyküsünü anlatıyor. Darren Aronofsky’nin yönettiği yapım, bizce de senenin en iyilerinden ve mutlaka perdede görülesi bir şaheser.

Zare

1915’te bir Yezidi Kürt köyünde geçen trajik bir aşk hikayesini konu alan Zare, Ermeni Sineması’nın en önemli yapıtlarından biri. Kürtlerin ilk kez beyazperdede gözüktüğü film, köyün ağası Temur’un kuma olarak almak istediği Zare ile Seydo’nun aşkından hareketle, 1917 Devriminin ayak sesleri altında bir feodalite eleştirisi geliştiriyor. 1926 yapımı Zare, Bahman Ghobadi ve Hiner Saleem sinemasının öncülü sayılabilecek yönetmen Hamo Beknazarian’i deneyimlemek için seyredilmeli.

Les Amours Imaginaires (Hayali Aşklar)

Bu çocuk harika! Geçen sene Annemi Öldürdüm (J’ai tué ma mère) ile gişeye değil ama gönüllere ambargo koyan yeniyetme Xavier Dolan’ın son filmi Les Amours Imaginaires. Yeni Dalga’dan Woody Allen sinemasına uzanan bir skalada, öyle böyle değil, tek kelimeyle muhteşem bir sentez ortaya koymuş yönetmen. Gelecek filmlerini de dört gözle beklediğimiz Dolan’ın bu filmi sizi tam kalbinizden vuracak cinsten bir ilişki çeşitlemesi. Yeni bir Truffaut doğuyor -sanki!

Carancho (Akbaba)

En son Filmekimi’inde Nefes Nefese (Inhale) ile Güney Amerika’nın arka bahçesine konuk olmuştuk. Carancho (Akbaba) ise Nefes Nefese’ye hayli benzer bir konuyu ele alıyor: yılda 8 binden fazla insanın trafik kazalarında hayatını kaybettiği Arjantin’de, idealist doktor Luján ile kazazedeleri istismar ederek geçimini sürdüren avukat Sosa arasındaki ilişkiyi esas alıyor. Sosyo-gerçekçi bir Güney Amerika Sineması örneği olan Akbaba, öyle çok sevilmiş ki, yeniden çevrim hakları satın bile alınmış, bizden söylemesi…

The Kids Are Alright (İki Kadın Bir Erkek)

Bildiğiniz gibi bu sene Oscar’da En İyi Film için 10 aday yarışacak. Aday sayısı 10 olunca, bağımsızlar da listeye dahil olmuş gözüküyor. The Kids Are Alright da, bir diğer bağımsız aday. Film, ilk bakışta son dönem Little Miss Sunshine ile açılan pesimist kanaldan ilerliyor gibi gözükse de, ayrıksı bir aile yapısını anlatmaya, dahası kutsamaya çalışıyor. Başrollerinde Annette Bening ve Julianne Moore’un boy gösterdiği filmi, Lisa Cholodonko yönetiyor. Senenin en çok konuşulan filmlerinden birini kesinlikle kaçırmayın!

Santa Sangre

Son tavsiyemiz, festivalin onur konuğu Jodorowsky’nin son filmlerinden biri olan Santa Sangre. Film, Jodorowsky sinemasının tipik öğeleriyle örülü baştan aşağı: annesi ve babasıyla bir sirkte yaşayan Fenix’in hayatı, babasının annesini öldürmesi sonrasında ise intihar etmesiyle birden altüst olur. Bu travmayla bir kadın-katiline evrilen Fenix’i, çocukluk aşkı pantomim Alma düştüğü bataktan kurtarabilecek midir? Varoluşun sancılı dehlizlerine inen Jodorowsky’nin en eksantrik, renkli denemelerinden biri, kaçırmamakta fayda var.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAPLA