Sadık YemniMelekler ve Şeytanlar

Sadık Yemni ile yaptığımız sinema sohbetlerimizde sıra masaya Dan Brown‘un çok satan romanından uyarlanan Melekler ve Şeytanlar (Angels and Demons) filmini yatırmaya gelmişti. Ama işin ucu Da Vinci Şifresi’den, Dan Brown’un yazarlığına, Salman Rusdie‘den Stephen King‘e başka yazarlara pek çok ilginç mevzuya uzanmıştı.

Dan Brown’un en sevilen, en çok satan iki kitabı sinemaya uyarlandı. Öncelikle dünya çapında çok satan bu iki kitap hakkında neler düşünüyorsunuz?

Şu anda kütüphanemde Dan Brown’ın üç kitabı var. Da Vinci Şifresi, Melekler ve Şeytanlar ve Dijital Kale. Da Vinci Şifresi ilk okuduğum kitaptı. Brown’un kitapları İnsanları bilimsel araştırma temalı kitap okuma ve yazmaya teşvik etmesi açısından olumludur. Da Vinci’nin şifresi beş altı A4’lük bir makaleyle anlatılabilecek bir konuya sahiptir. Bu bilgi kitabın sayfaları içine yayılmıştır. Bence yeterince heyecan yaratabilmekten uzaktır.

Dan Brown

Ne Robert Langdon, ne de Sophie Neveu kanlı canlı karakterler değildir. Eski tür İngilizce öğreten kitaplardaki M.r and Mrs. Brown’ı çağrıştırırlar. Karakterler eğretidir, şifre için yapılan açıklamada kullanılan bilgiler, tarihler muhkem değildir. Kitaptaki hatalar üzerine inanılmaz miktarda eleştiri yapılmıştır. Melekler ve Şeytanlar daha heyecanlıdır, ama ana karakterlerin içinin boşluğu, ortamın yeterince inandırıcı olmaması duygusu bütün kitap boyunca yanı başımda gölge olmuştu.

Dan Brown nasıl bir yazar, nasıl bir karakter size göre? Sevmediğiniz ve takdir ettiğiniz yönleri neler?

Dan Brown

Dan Brown’un usta bir anlatıcı olduğunu düşünmüyorum. Romancılığı da zayıf. Bestseller kalıplarının en yeni formatına (2004’ler) uymak kaygısı da var tabii. Senaryodan genişletilmiş hissi veren görsel metin ve kolay anlaşılan basit bir kurgu şeklinde kalıplıyor kitaplarını. Edebiyat değeri çok düşük. Bu kitabın olumlu tarafı bir önceki soruda dediğim şey. Araştırıcı ruhu teşvik etmesi ve tabu konulara el atması. Hümor çok zorlama. Hamura mutlaka katılması gerekli maya gibi ama. Beyinde yeterince beklenmemiş etkinleşmesi için. Bir diğer arızalı yanı da öyküsüne, masalına uygun bilimsel, tarihi buluşlara prim vermesi, bunlarla çelişenleri yok saymasıdır. Bunlardan biri örneğin:

Bu piramidin cumhurbaşkanı Mitterand’ın kesin isteği üzerine, tam 666 cam panodan inşa edildiğini acaba Fache biliyor mudur diye düşündü. Bu garip istek, 666 sayısının Şeytan’ın sayısı olduğunu iddia eden komplo meraklıları arasında daima ateşli bir tartışma konusu olmuştu.

Da Vinci’nin Şifresi Sayfa:30

Eleştirmenler adı geçen cam piramitin 666 değil, 673 cam panodan oluştuğunu yazmışlardır. Bastığı ilk kitapları çok az satan bir yazarın fırsat basamaklarındaki aceleci adımlarını duyar gibi oluyorum.

Çok-çok satan bir yazar olarak bu başarısının formülü nedir size göre?

Dan Brown

Da Vinci Şifresi’nin başarısı Paulo Coelho’nun Simyacı adlı eserinin gördüğü ilgiyi andırıyor biraz. İkiz kuleler sonrası sözümona medeniyetler arası çatışması ortamında İsa’nın gerçek kimliğini faş eden bir kitap için uygun bir ortam yaratıyor. 2004 yılı bu çatışmanın en üst noktasıydı belki. Bu da bir rol oynamış olabilir. Diğer yanları da var. Genç okuyucu profilinin anlayışı ve enerjisi de gözetilmiş. Basit, görsel, psikolojik analizlerden uzak bir anlatım yolu yeğlenmiş. Dan Brown araştırmalarını, geleneksel inançları altüst eden, yani sansasyon yaratan bir eser yazmak ve bu sayede, kendini meşhur ve zengin kılmak için kullanmış. Bu çok açık.

Bir internet sitesinde şöyle açıklanmış:

“Tabii, cinayet, cinsellik ve feminizm gibi konuları Hıristiyanlık’ın yüzyıllarca süren vicdansız bir komplo olduğu mesajı içinde işleyen, sürükleyici gerilim türündeki bir romanın sansasyon yaratması şaşırtıcı değildir. Eserin Amerika’daki asıl yayımcısı olan Doubleday’in böyle bir sansasyonu hem beklediği, hem de teşvik ettiği açıktır. Çünkü romanı piyasaya sürmeden önce Doubleday, tanıtım amacıyla kitabın 10.000 tanesini medyaya bedava olarak dağıttı. Bu, Dan Brown’ın daha önce yazdığı herhangi bir romanın bütün satışlarını aşan bir rakamdır.”

Ben özellikle Da Vinci Şifre’sinin film olmaya uygun olmayan bir kitap olduğunu düşünüyordum, ortaya çıkan film benim haklı olduğumu gösterdi. Melekler ve Şeytanlar biraz daha film olmaya müsaitti. Zaten uyarlaması, Da Vinci Şifresi’nden “daha bir film gibi” olmuştu. İki filmi kıyaslayabilir misiniz? Siz hangisini daha çok beğendiniz…

Da Vinci Şifresi

Da Vinci Şifresi filminde en çok hangi sahneyi beğendiniz diye sormuştu birisi bana. Kendisi filmi pek beğenmemişti, ama bunu derse beğenisinin eleştirileceğini düşünmekteydi. Bir ara sinemada 20 dakika kadar uyumuşum dedim, en çok beğendiğim sahne oydu. Çünkü tuhaf bir rüya bile gördüm deyince gülümsemiş ve kendi şikayetlerini sıralamaya başlamıştı. İki filmi kıyaslarsak Melekler ve Şeytanlar’ın entrika ruhunu biraz daha fazla hissettirebildiğini söyleyebiliriz. Heyecan yaratma dozu da göreceli olarak daha yüksektir. Vatikan’ın iç düzeni biraz Eco’nun ünlü kitabından beyaz perdeye aktarılan Gülün Adı filmini hatırlatacak sahnelerle verilir. Ünlü arşiv sahnesi hıristiyan dünyanın gizemli ve hatta meşum belleği, uydurma bir metafizik paradigmanının harddiski gibi sunulur. Modernliği, büyüklüğü şaşırtıcıdır. Kendini yakan papazla yükselen sembolizm eğrisi.

Ne kadar gerçekçi buldunuz mu hikayeleri?

Chicago İlahiyat Okulu’nda görev yapan, Dr. Margaret M. Mitchell’e göre, Brown’ın birçok iddiası açıkça yanlıştır. İşte bunlardan bazıları:

  • İsa’nın “yaşamı ülke çapındaki binlerce müridi tarafından kaleme” alınmadı (s. 259).
  • “Yeni Ahit için seksenden fazla İncil yazıldı…” (s. 259). Burada kullanılan 80 sayısı tamamıyla uydurmadır. Kanon için seçilen dört İncil’den başka, 31 “apokrif incil”in varlığından haberimiz vardır.
  • Lut Denizi Tomarları arasında bir tek “İncil” veya başka bir Hıristiyan belge bulunmamıştır (s. 262’deki iddianın tersine; ayrıca bkz. s. 274). Sayfa 245’te, yazar Lut Denizi Tomarlarını Gnostik İncilleri’ne dahil etmektedir. Lut Denizi Tomarları Hıristiyanlar değil, Yahudilere aittir. Ayrıca, Nag Hammadi yazmaları (Brown’ın ileri sürdüğü gibi) “en eski Hıristiyan kayıtları” değildir.
  • Nag Hammadi’de bulunan belgeler, “İsa’nın peygamberliğini insansı terimler” (s. 262) ile anlatmaktan çok uzaktır: Bu belgeler, Gnostik yaklaşımlarıyla, İsa’nın ‘insansı’ olmaktan çok tanrısal bir varlık olduğunu vurgulamakla meşhurdur.
  • Mecdelli Meryem’in İsa’yla evli olduğunun “tamamen tarihi kayıtlara” (s. 272) dayandığını söylemek, en basit deyişle, yanlıştır

Ayrıca:

Brown Gnostik İncillerden işine gelen ayetleri aktarıp işine gelmeyen ayetlerden söz etmez.

Anti maddeyle Vatikan’ı havaya uçurma planı da pek orijinal bir şey değil. Kabe, Vatikan gibi en üst önemdeki dini mekânlar hep birilerinin hedefindedir normal olarak.

Kitabı okurken kafanızda canlanan kahramana denk düşüyor mu Tom Hanks? Yabancılık çektiniz mi yoksa hemen ısındınız mı?

Melek ve Şeytanlar

Tom Hanks’i ilk başlarda saf, bozulmamış, spiritüel delikanlı çağında sempatiyle izlemiş biriyim. Splash, Bachelor Party gibi. Sonra Forrest Gump ya da , Yeşil Yol (Green Mile)’dan itibaren belki, yüzü değişti. Giderek ‘Şifreli’ bir yüz oldu. Yüz hatları, mimikleri kalp, karşılıksız, riyakarca bir ince tabakayla örtüldü desem, bilmem abartma mı olur. En azından ortalama moral, bir çeşit ahlak patronu mesajlı filmlerinde sırıtır hale geldi. Robert Kangdon rolüne hiç uymadı bana sorarsanız. Melekler ve şeytanlar filminde daha da yadırgadım nedense. Belki bana has bir yanılsamadır.

Dan Brown’un kiliseye karşı bir misyon üstlendiğini düşünüyor musunuz? Din gibi sıkıntılı bir konuda bu kadar cesaretli olmasını nasıl buluyorsunuz yazarın? Samimi buluyor musunuz…

Cesaret kısmının işin en kolay yanı olduğunu düşünüyorum. Çünkü söylediği her şey yıllardır internet sitelerinde gezinen bilgilerdi. Biraz dağınık duruyordu sadece. Brown iş yapacak sırayla bunları hizaladı. Bilinmeyen hiçbir şey söylemediği için bir tehlikeye atıldığını hiç sanmıyorum. Tehlikeyi sıradan bir fanatiğin dışında, organize tehlike olarak ele alıyorum. Bir de konjonktür elverişliydi. Hazır haçlı seferleri düzenleniyorken Vatikan’ın gücünü de azıcık sarsmak isteyecek birileri olabilir. Bu filmlerin imanlı hıristiyan sayısını artıracağını bile umabiliriz diğer yandan. Bir çok dini site bu kitap ve filmlerden bu yönde yararlanmayı deniyor şu anda.

Melek ve Şeytanlar

Melekler ve Şeytanlar filminin mesajına bakarsak Teknotanrı’nın, Hıristiyan tanrıyı tehdit ettiğini görürüz. Eğer Robert Langdon’un sevinçle içine adım attığı Vatikan arşivi ve kurumu biter giderse teknotanrının mutlak saltanatı başlayacaktır. Bu Vatikan’da büyük bir patlamayla, bir çeşit 2. Big Bang’le kendini varedecektir.

Sembol uzmanı Langdon kardinal Strass tarafından sorulması üzerine akademik olduğunu, tanrı fikrini içselleşteremeyeceğini açıkça söyler. Aynı kimseye sonradan kendini yakacak olan Cladio Vincenzi iman bombayı durduramaz der. Bomba alelade bir bomba değildir. Big Bang sırasında ortaya çıkan bir güçtür. İkinci Big Bang, İllimunati’nin ışığının! ve teknotanrının hükümranlığının açıkça vurgulandığı sahnelerdir. Bu arada kötücül suikastçıyı (assassin) ve onun sembolize ettiği şeyi de unutmayalım.

Turan Dursun, Salman Rushdie, son karikatür krizi… İslam söz konusu olduğunda bir yazarın girmemesi gereken toplar bunlar herhalde…

Salman Rüşdi

İslam hıristiyanlıktan farklı bir çok açıdan. Bilgiler daha açıktır. Tanrının oğlu payesi, yüce ruh, teslis gibi aklı zorlayıcı iddialar yoktur. Salman Rushdie yazar olarak ünlenmek için belli çevreleri kasıtlı olarak tahrik etmişti. Konjonktür elverişliydi. İstediği üne kavuştu. Yoksa şimdi kimse adını bilmezdi. Ahım şahım bir yazar değildir.

Sizin bir kitabınızın sinemaya uyarlanması söz konusu olursa… Ne kadar özgür olsun istersiniz yönetmen? Kendiniz mi çekmek istersiniz yoksa. Size göre kitap ayrı, filmi ayrı eserler midir örneğin? Can Yücel’in şiir çevirilerinde olduğu gibi bambaşka eserler mi çıkar ortaya.

Shining

Özellikle iyi şairlerin şiirlerinin çevirisinin başka bir şiir olmaması neredeyse mümkün değil. Film farklı. Stephen King’den Medyum / The Shining’in kitabı ve filmini düşünelim. İki ayrı yorumdur. Kubrick’in yorumu film dili sınırını da aşan bir yaklaşımdır. Benim bir kitabım söz konusu olduğunda yönetmenin özgür olmasını isterim. Sonuçta öykü benim, film onundur. Bir ara yol bulunabilir.

Sizin en sevdiğiniz bestseller yazarları kimler? Bir liste verebilir misiniz bize…

Ben romanlarında edebiyat yapmayı da ihmal etmeyen bestseller yazarları yeğlerim.
Stephen King, Graham Green, John le Carre, Len Deighton, Mario Simmels gibi.

Bu türden entrika filmi ve entrika romanı dendiğinde neler geliyor aklınıza….
1990 öncesi romanları yeniden keşfetmek bir mihenk taşı görevi görebilir. Bunlardan biri Len Deighton. Harika entrika örer. Graham Green de eşsizdir bu konuda. Sahaflarda bulunabilir. Meraklılar şu yazımdan yararlanabilirler.

2 YORUMLAR

CEVAPLA