Miami’de dedektifler duşa yalnız girmez! (MIAMI VICE / Miami Vice)

Sinema kriterlerine göre iyi bir film olabilir ama Michael Mann kriterlerine göre konuşursak vasat bir film Miami Vice. Bir Collateral değil kesinlikle. (2 Eylül 2006)

TRT ile aramıza hiçbir özel kanalın girmediği yıllarda, Miami emniyetinden iki şık ve karizmatik dedektifin maceralarını konu alan dizi Miami Vice’ı seyrettiğimi hatırlıyorum. Ama öyle çılgın bir hayran değildim. Polis maaşıyla o hayat tarzını nasıl tuturuyorlar anlamazdım. (Oysa ne var anlamayacak rüşvet yiyorlardı işte.) Bir de onca maceranın ardından Miami’de hala nasıl hala gizli göreve (undercover) çıkabildiklerini… Ben Miami Vice dizisinin müziklerinin müptelasıydım daha çok, hele ki Jan Hammer imzalı jenerik müziğinin. Dizinin içinde yer alan şarkılar da hep çok özel olurdu. Phil Collins, Bryan Adams, Roxy Music, Glenn Frey’in en güzel parçaları eşliğinde dizinin havası değişir, TV dizisi bir sinema filminin coşkusuna sahip olurdu. Hani Hırsız Polis dizisinde İmkansız’lı sahnelerde oluyor ya, öyle işte. Mann da bunun farkında olsa gerek ki öyle güzel müzikler döşetmiş ki filmine ve bunları öyle güzel yerlere yerleştirmiş ki hemen tuzağa düşüveriyorsunuz. (Moby, Audioslave, Goldfrap, India.Arie gibi.) Filmin soundtrack albümü kaçmaz yani. Ama yanında bir de Audioslave albümü almanız gerekiyor çünkü filmdeki iki harika parçalarını soundtrack’e koydurmamışlar.

Dizide Sonny’yi Don Johnson, Ricardo’yu ise Phillip Michael Thomas canlandırıyordu. Filmde onların yerini Colin Farrell ve Jamie Fox almış. İki ortak hem bir köstebeği açığa çıkarmak, hem de uluslararası bir şebekeyi çökertmek için suçlu kimliğine bürünüp gizli görev üstleniyorlar. Hani derler ya, aslanın inine giriyorlar.

Fox işini iyi yapıyor. Hatırlarsanız P.M. Thomas dizide nasıl da geri planda kalmıştı, Fox da aynısını yapıyor. Adamcağız masa başında racon kestiği bir sahnesi dışında ortalıkları da yok. Sonradan iki başrol arasındaki dengesizliği fark etmiş olsalar gerek ki, eşitliği bir nebze sağlamak için ikisine birden “duşta halvet” sahnesi yazmışlar!!! Gerçekten. İkisini de sevgilisiyle duşa sokmanın benim tarafımdan görülemeyen ulvi bir manası var herhalde.

Farrell’a gelince, kaba saba Güneyli tavrıyla, aynı yüz ifadesiyle (ağlak mı desem, şaşkın Brad Pitt bakışı mı desem?) film boyunca ortalıkta dolanıp duruyor. Anlamsız bir gönül ilişkisine giriyor ki, ne alaka diyorsunuz. Dizide teknede yatıp kalkan, orta boy timsah besleyen Sonny daha iyiydi sanki.

Oyuncuları hırpalamak ne doğru emin değilim. Ellerine ne verilirse ona uyuyorlar, ondan bir şey çıkarmaya çalışıyorlar. Sorun ellerine verilen hikayede sanki. Zaten “Mann kriterlerimize” göre Miami Vice’ı vasat bulmamızın nedeni de filmin kendisi değil, hikayesi. Teknik ve görsel anlamda tek kelimeyle kusursuz bir film ortaya koyan Mann vasat bir hikayenin peşine takılıp gitmiş. Karakterlerini yeterince ortaya koyabilen bir hikaye değil bu. Mann filmlerinde unutulmaz karakterlerde unutulmaz oyunculuklar izlemeye alışkın bencileyin Mann hayranlarını hayal kırıklığına uğratıyor bu durum. Filmin en dolu karakterini canlandırmak ne gariptir ki Gong Li’ye düşüyor.

Karakterlerin geri planda kaldığı, olaylar örgüsünün, temponun, heyecanın, sürprizlerin öne çıktığı bir hikayeye de fit olabilirdik. Ama Miami Vice’da bu da yok. Yalnızca bir sürü soru işareti…

Bize Mann’ın bunları bilinçli yaptığını düşünmek düşüyor galiba. Kamerayı olayın istediği bölümüne yöneltmek, istediği noktaları es geçmek, gerekçeleri üstüne seyirciyi ikna etmeden olaylara yön vermek bilinçli tercihler. İyi çekersen her hikaye mübahtır hesabı. Ben almayayım o zaman. Gayet bilinçli olarak hem de…

Miami Vice

Yönetmen: Michael Mann

Senaryo: Michael Mann, Anthony Yerkovich (TV dizisi)

Oyuncular: Colin Farrell, Jamie Foxx, Li Gong

Yapım: 2006, ABD / Almanya / Paraguay / Uruguay, 134 dk.

Eleştiri notu: 3.5/5

Seyir notu: 4/5