Minor Empire: “İki yerel arasında köprü kuruyoruz.”

01_minor_empire

Türk Halk Müziği ezgilerinin Batı enstrümanlarıyla yorumlandığı Second NatureOzan Boz ve Özgü Özman tarafından kurulan Kanada doğumlu grup Minor Empire‘ın  ilk albümü. Grup bu albümle 2012’de Bağımsız Müzik Ödülleri’nde Yılın Dünya Müzik Grubu/Sanatçısı; 2011’de Kanada Folk Müzik Ödülleri’nde Yılın Dünya Müzik Grubu ödülünü kazandı. Albümü oluşturanlar arasında Boz ve Özman dışında, gitarist Michael Occhipinti, bas gitarist Chris Gartner, perküsyonist Debashis Sinha, udi İsmail Hakkı Fencioğlu, kanuni Didem Başar, bağlama sanatçısı Sidar Demirer ve klarnet sanatçısı Selim Sesler yer alıyor. Türk Halk Müziği’nin önemli eserlerinin alaturka sazların yanı sıra, batı enstrümanları eşliğinde icra edildiği albümdeki her parçada sadece bir geleneksel enstrüman kullanılmış ve taksimler, sololar sadece o enstrümanla gerçekleştirilmiş. Grup adını Anadolu’nun tarihte kullanılan adlarından biri olan Küçük Asya – Asia Minor ve Türk müziğinde sık kullanılan minör akorlardan esinlenerek oluşturmuş. Minor Empire adını sorularımızı yanıtlayan grubun vokalisti Özgü Özman oldu.

sisko-ninja
Ege Görgün (Landlord)

Türk halk müziğinin uçsuz bucaksız bir repertuarı var ama bir albümün içereceği şarkı sayısı ne yazık ki sınırlı. Albümünüze aldığınız parçaları nasıl belirlediniz?

Türkü seçimleri ile konsept oluşumu aynı anda gerçekleşti diyebilirim. Albümün adı aynı zamanda konsepti de özetliyor. “Second Nature” içsellesmis demek, ne zaman öğrendiğimizi hatırlamadığımız, düşünmeden, rahatlıkla yaptığımız şeyler. Türkülerin çoğu bizim için böyle, ama bazıları özellikle öne çıkıyor. Sanıyorum bazılarıyla daha yoğun bir duygu bağı kuruluyor, ama yine bu bağın sebebini ve kaynağını bilmiyoruz. Bu şekilde bana en doğal gelen, söylerken düşünmediğim ve duygusal olarak içinde kaybolduğum türkülerden bir kısa liste yaparak başladık.

Doğu ile Batı’yı bir araya getirmek istiyorduk ama daha önce yapılmamış bir şekilde. Vizyonumuzu sağlayabilmemiz için bu iki geleneğin (doğu ve batı) kendilerinden ödün vermeden birarada yeralması gerekiyordu. Bu noktada albümün prodüktörlüğünü de yapan Ozan Boz, benim listemi aldı ve bu kez kendisine en doğal gelen aranjmanları yapabileceği türküleri seçti. Yani bir bakıma, Doğu’nun içselleşmiş halini ben -vokalim ve seçtiğim türkülerle-, Batı’nın içselleşmiş halini -Ozan’ın aranjman ve enstrümantasyonu ile- biraraya getirmiş olduk. Bunu yaparken ikimiz de içselleşmiş elementlerden ödün vermedik.

minor_empire_l

Aynı soruyu albüme katılan konuk müzisyenler için de soracağım.

Her türküyü aranje etmeye başlamadan önce Ozan’la konuştuk, çok konuştuk. İşin ilginç yanı, bir çok kişinin sandığı gibi türkülerin sözlerinden, ne anlama geldiğinden konuşmadık. Her türkünün bizim içimizde uyandırdığı hislerden konuştuk. Türkülerin çıktığı topraklardan uzak olmak, türküleri dinlerken doğal olarak bizde yurt özlemi, yalnızlık vb. gibi duyguları öne çıkarttı. Bunlar aranjmanlara yön veren ana duygular. Ayrıca Ozan’ın müziğe ilginç bir yaklaşımı vardır. Bir parçaya başlamadan önce günlerce, haftalarca düşünür, dinler, düşünür, dinler, düşünür. Ne düşünür bilmiyorum, ama sonunda, daha gitarı eline alıp birşeyler yapmadan, parçayı kafasında oluşturmuştur. Ton, renk, tempo gibi şeyler hakkındaki vizyonu, fikirleri kafasında oluşmuştur.

Bazen bu sürece benim de katıldığım olur, özellikle enstrümantasyon kısmında. Her parça için geleneksel enstrüman seçerken, bahsettiğim duygulara ve parçanın içimizde yarattığı titresimlere uygun olanı seçmeye dikkat ettik. Mızraplı mı olsun, perdesiz mi, üflemeli mi… Sonra konseptimizle örtüşecek, bir parçası olabilecek müzisyenlerin peşine düştük. O kadar ki mesela; klarineti Selim Sesler’in çalmasını o kadar istedik ki, O’nu dahil edebilmek için sanırım 6-7 ay İstanbul’a gelmeyi bekledik, projeyi dondurduk.

Bu sizin ilk albümünüz, üstelik yurtdışında doğal olarak evveliyatınızı çok bilmiyorum. Şunu soracağım kaderinizde, daha doğrusu kariyerinizin siz götürdüğü noktada böyle Türk halk müziği şarkıları içeren bir albüm olduğu belli miydi? Yoksa ilk albümünüzün tamamen farklı bir tarzda, farklı bir kaynaktan beselen bir çalışma olması da mümkün müydü?

MinorEmpirePOSTEREninde sonunda türküleri, Türkiye’den birşeyleri müzigimize katacağımızı biliyorduk, düşünüyorduk ama zamanlama konusunda bir hesap yapmadık. Minor Empire’dan önce Ozan Boz’la üstünde çalıştığımız, İngilizce sözlü ve orijinal bestelerimizden oluşan trip hop/art pop tarzında bir projemiz vardı, Auxetic Pulse adında. Toronto ve çevresinde konserler veriyorduk, bir EP kaydettik ve radyolarda çalmaya başlamıştı. Albüm hazırlıklarına başlamıştık ki, Türk müziği elementlerini o projeye entegre etme fikrinden Minor Empire projesi ortaya çıktı. Sanki geçmişte ekip de unuttuğumuz bir ağacın meyvesi kucağımıza düşmüştü. Her şey çok doğal bir şekilde yerli yerine oturdu. Hayatta bazı şeyler öyle oluyor, sanki sürekli arka tarafta birşeyler demleniyor, isteseniz de zamanından önce çıkarıp tadına varamiyorsunuz, demlenip olgunlaşınca o kendiliğinden çıkıp geliyor. Bu da bizim için oyledi.

Bahsettiğim demlenme sürecinde, Erkan Oğur’un müziğinin öneminden de bahsetmek isterim. Erkan Oğur’un müziği ile tanıştıktan sonra, türkülerin aslında ne kadar zengin bir dağarcık sunduğunu, yaratıcı ve samimi ellerden ve ağızlardan ne kadar etkileyici olabileceğini ve transformasyon gücü olabileceğini keşfettim. O gün bu gündür de, bu kriter müzik anlayışımın bir parçası oldu. Müzikte bir transformasyon özelliği olması lazım. Sadece müzikte de değil aslında, bütün sanat dallarında. Dinlediğiniz, izlediğiniz, gördüğünüz, tanık olduğunuz sanat ürünleri hayatınızı alt üst edebilecek kadar sizi etkilemeli. O tür gücü olan şeyler kalıcı da olacaktır. Kısacası, en azından kendim için konuştuğumda, işin içinde türküler olsun olmasın, ilk albüm çalışmamın bu transformasyon niteliğine sahip olması gerektiğini düşündüm. Tamamladığımda bende çok derinde birşeyler değişmeli, aynı şekilde dinleyenlerde de. Hayati değiştirecek, müziğe bakışı değiştirecek birşeyler olmalı. Bu türkülerle ve bu konseptle bunu başarabileceğimizi düşündüm.

Erkan_Ogur

Yurtdışında eleştirmenleri çok etkilemiş albümünüz. Size göre bu başarıda Türk halk müziğinin etkisi nedir?

Seçtiğimiz türkülerin melodileri çok özel. Onun kadar, onları nasıl sundugumuzun da etkisi olduğunu düşünüyorum. Albümde türküleri sarmalayan modern sonik yapı, Batılı dinleyenlere müziğin içine girebilmeleri için uygun bir fırsat veriyor.

Başlangıç noktası olarak halk müziği yerine başka bir yer seçseydik sonuç ne olurdu bilmiyorum açıkçası, onu da deneyip görmek lazım. Böyle bir konsept projesinde her aşamada alınan her karar kritik önem taşıyor. Malzeme seçimleri doğru mu, vokalistin yorumu melodileri besliyor mu, solo enstrümanlara nefes alacakları düzlem tanınıyor mu, ritmik elementler altyapıyı kaldıracak kadar kuvvetli mi, gitarlar ambians düzlemini dolduruyor mu, parçaların akışı, dinamikleri… En ufak bir kararın bile vizyonun bir parçası olarak değerlendirilmesi gerekiyor. Biz genel olarak o bütünlüğü ve devamlılığı yakalamaya çalıştık. Aynı anda, her parçayı diğerlerinden ayırıp özel yapacak şeyler olmasına dikkat ettik. Bunu yaparken de hep türkünün melodisinin on planda kalmasına özen gösterdik.

neset-ertas

Türkülerimizi ilk kez duyan yabancıların tepkileri nasıl oluyor? Sizce orijinal versiyonları nasıl etkilerdi onları? Sizi nasıl etkiliyor?

Türküyü onu yaratan aşıktan dinlemek ve o aşığın nasıl bir ruh hali ile o türküyü yazdığını anlamak benim için çok keyifli bir keşif. Neşet Ertaş’ın her parçasını dinlerken o kulakla dinlerim mesela, bu melodiler hangi acılardan, mutluluklardan, umutlardan ve umutsuzluklardan geçip bu hale gelmiş diye. Çok keyifli bir keşif, o türküleri benim için daha da değerli yapar.

Bir yabancı dinleyici için düşünürsek; eminim Zülüf Dökülmüş Yüze’yi Neşet Ertaş’tan dinleyebilselerdi, yine çok yoğun bir etkilenme sürecinden geçeceklerdi. Ya da Haydar Haydar’ı Ali Ekber Çiçek’ten dinleyebilselerdi. Bana göre bunun ana nedeni bu aşıkların müziğin içinde kendilerini kaybetmeleri; kendileri hakkında çok samimi ve dürüst olmaları, ve bunu performanslarına yansıtmaları. Hep “müzik evrenseldir” deriz. Ama aslında “müzik yerel, performans evrensel” dir. Müziği samimi olarak sunan her türlü performansa dünyanın heryerinde ilgi olacaktır.

Biz yorumlarımızla iki yerel arasında köprü kuruyoruz. Batılı dinleyiciler tanıdıkları işaretleri takip ederek Doğu’ya seyahat edebilliyorlar, aynı şekilde, Türkiye’deki dinleyiciler de tanıdıkları işaretleri takip ederek Batı’ya…