
Sinemasız kalmayın çünkü sinema hayatı "eşsiz" kılar.
Çizgi roman kültürüm bildiğimiz Teksas ve Tommiks’le başladı. Ardından Amerikan süper kahramanları geldi tabii. 90′lara gelindiğinde ülkemizdeki çizgi roman okurları büyümüş, artık okumayı bırakmıştı ve yeni nesil ilgi göstermiyordu. Yerli ve yabancı çizgi roman yayımcılığı bu işe gönül vermiş insanların çabalarıyla düşük debide devam ediyor hâlâ, ama dünyadaki mevcut çeşitliliği yansıtmanın çok uzağındayız.
Sevgili Ümit Kireççi bu konuda çok daha iyi bilgiye sahip, ama kısaca değinirsem: Ana akım çizgi roman kültürünün altında yer alan çok zengin ve derin bir çizgi roman kaynağı var, bunun en önemli nedeni underground çizgi romancılığın gittikçe gelişerek çizgi romanı bir kaçış sanatı formu olmaktan çıkarması. Türkçe’ye kazandırılan Maus (Art Spiegelman) en bilindik örneklerden biri. Oysa 1960′ların underground dergilerinden çıkan Robert Crumb (Fritz the Cat‘in yaratıcısı) ve American Splendor filmiyle hayatına şahit olduğumuz Harvey Pekar gibi çizgi romancıların mihenk taşı olmuş eserlerinden haberimiz yok (buna ben de dahilim). Allahtan X-Men, Örümcek Adam, Fantastik Dörtlü, Batman, Süperman vs. dışında sinemaya uyarlanan çizgi romanlar sayesinde bu konudaki cahilliğimizin farkına varabiliyoruz.
Geçen sene seyrettiğim Art School Confidential‘ın film ilerledikçe değişen yapısını ve senaryosunu çok beğenmiştim, ama nedense yönetmen Terry Zwigoff‘a ve filmin uyarlandığı çizgi romanın yazarı Daniel Clowes‘a yeterince ilgi gösterip işlerinin takipçisi olmamıştım. “Nedense” dediğime bakmayın, ne kadar tembel ve miskin bir adam olduğumun farkındayım aslında. Neyse, bu ikilinin daha önceki çalışması Ghost World’ü yeni seyrettim ve güzide Ters Ninja okurlarıyla paylaşmak istedim.
Yönetmen ilk büyük çıkışını 1994′te, henüz seyretmediğim ve yukarıda bahsettiğim Robert Crumb ile ilgili bir belgesel olan Crumb ile yapmış. Zwigoff zaten 70′lerde Crumb’la birlikte Robert Crumb’s Cheap Suit Serenaders grubunda müzik yapmış biri. Bu nedenle bu belgeseli yapmasını doğal karşılıyoruz, ama daha sonraki iki uzun metraj filminin de çizgi roman uyarlaması olması, ilgisinin sadece Crumb’a yönelik olmadığını gösteriyor.
Film genel sosyal hayata uyum sağlamayı reddeden, liseyi bitirdikten sonra aynı eve çıkmayı planlayan iki kız arkadaş Enid (Thora Birch) ve Rebecca (Scarlett Johansson)’yı merkeze alıyor. Aslında ikisi de hayatı anlamsız bir mücadele olarak gören ergen bunalımını yaşam felsefesi bellemiş tipler. Özellikle Enid’in insanlara karşı horgörüsü aşırı bir seviyede. Rebecca planları uyarınca kendine bir iş bulmuş ve ev ararken, Enid yaz okulunda Sanat dersi almanın sıkıntısını yaşıyor. İki kafadarın eğlence anlayışları şu: Gazetedeki arkadaşlık ilanlarından birine telefon açılır, randevu verilir ve adamın boşu boşuna bekleyişi, kendini yiyip bitirişi sosyal bir deney olarak izlenir. Bu da yetmez, 70′lerin caz albümlerini biriktiren bu adam, yani Seymour (Steve Buscemi) takip edilir ve arkadaşlık kurulur. Enid’in ilgisi Seymour üzerinde gittikçe artarken Rebecca’dan gittikçe uzaklaşır. Enid’in hayata, özellikle başkalarının hayatına yönelik soğuk ve ampirik yaklaşımı had safhalarda ilerlerken ruhundaki boşluğun gittikçe büyüdüğünü fark ediyor.
Dünyanın sahteliklerini erken yaşta görmeyi başarmış olan Enid kendini düzen dışına çektiğini sanıp diğerlerini, bu düzenin acınası piyonları oldukları için hor görüyor. Zamanla her insanın dışarıdan kolayca fark edilemeyen derinlikleri olduğunu gördükçe kendi kuyusuna bakmayı öğreniyor. Onun kuyusundaki boşluk sevilme ihtiyacından kaynaklanıyor denebilir; zamanla o kadar derinleşmiş ki, gerçek anlamda sevme yetisinden mahrum kalmış.
Senaryo orijinal çizgi romandan serbest bir biçimde uyarlanmış. Örneğin filmin temel karakterlerinden Seymour, çizgi romanda üzerinde hiç durulmayan bir tip sadece. Çizgi roman frgamanlardan oluşan minimal bir yapıya sahipken, film akışkan bir kurguya ve keskin dramatik dönüşlere sahip. Ancak çizgi romanda Anid ve Rebecca’nın farklı bir derinliği var. Filmdeki Anid’i daha zavallı buldum. Evet, beni biraz irrite ettiğini bile söyleyebilirim.Buna rağmen film mi, yoksa çizgi roman mı kıyaslamasına giremiyorum. Sanırım her ikisini kendi formları içerisinde değerlendirmek en doğrusu.
Sonuç olarak ben genelde daha az beğenilmiş olan Art School Confidential’ı tercih ediyor olsam da Ghost World’ün özellikle genç izleyiciye ilham verecek pek çok yönü var. Çizgi romanı (dolayısıyla filmi) ulu insan J.D. Salinger‘ın Gönülçelen romanı düzeyinde görenler olduğunu düşünürsek, en azından izlenilmeyi hak ediyor.
Yorum Yazın