Gomorra

Bu hafta gösterime giren üç filmden ikisi yerli. Ata Demirer Osmanlı Cumhuriyeti’nde karşımıza Padişah olarak çıkarken, Peker Açıkalın Destere’de bir Trakya köylüsünü canlandırıyor.

DESTERE
Senaryosunu, karikatürist Gürcan Yurt’un yazdığı ve yönetmenliği Ahmet Uygun ile paylaştığı komedi, bu yıl beşincisini izlediğimiz “Saw / Testere” serisiyle dalga geçerken, daha doğrusu geçtiğini düşünürken, bazı Hollywood filmlerini de ‘ti’ye alıyor. 20 Kasım Perşembe günü vizyona giren filmin başrollerini Peker Açıkalın ve Önder Açıkbaş paylaşıyorlar. Ali Çatalbaş, Tuna Orhan ve usta aktör Erol Günaydın, filmin diğer isimleri. Film, iki Trakyalı arkadaşın ayaklarından zincirlenmiş olarak bir ambarda uyanmalarıyla başlıyor. Yine bir Trakyalı seri katilin tuzağına düşen ikili, orijinal filmden epeyce farklı ‘oyunların’ kahramanları oluyorlar. “Saw / Testere” serisiyle dalga geçmek şöyle dursun, ‘bence’ gülümsetmeyi bile başaramayan son derece başarısız bir film “Destere”. Bunun ötesinde söyleyecek bir şey yok.

OSMANLI CUMHURİYETİ
Atatürk’ün olmadığı, Kurtuluş Savaşı’nın yapılmadığı, Osmanlı’nın Amerikan mandası altında varlığını sürdürdüğü bir Türkiye tablosu çiziyor film. Hiç kimsenin saymadığı, kaale almadığı Osmanlı padişahı Yedinci Osman’la tanışıyoruz. Günümüzde, Amerika’nın boyunduruğu ve Avrupa Birliği’nin planları arasında bağımsızlığını tamamen yitirmiş bir ülkedeyiz. Sevr imzalanmış. Sınırlar Ankara’da bitiyor. Kaybettiklerimiz yanında kazandığımız hemen hiçbir şey yok… Gani Müjde’nin yönettiği “Osmanlı Cumhuriyeti”, tam bağımsızlık meselesini kurcalarken, hüzünlü öyküsüne mizah da eklemiş. Ama traji-komik öykünün ciddi yanı, komediye göre daha ağır basıyor. Padişah rolünde Ata Demirer, oldukça iyi. Vildan Atasever, Sümer Tilmaç, Ali Düşenkalkar ve Ruhsar Öcal, Demirer’e eşlik eden isimler. Anlatım, dil ve genel olarak ‘yapım tasarımı’ bakımından tatmin edici olmayan filmin, bazı teknik özellikleri ise sınıfı geçiyor: Örneğin, Uğur İçbak imzalı özenli görüntü yönetimi. Mizah dozunun fazla yüksek olmaması, filmin ‘ciddi mesele’ üzerinde önemle durması yüzünden olmuş. Yapımın, sulu sepken yerli komedi filmlerinden tamamen ayrıldığı da söylenmeli. Derdini, sinema dilini yetkin biçimde kullanmasa da anlatmaya çalışmış, hatta kısmen başarmış bir film “Osmanlı Cumhuriyeti”. Eksik, ham ama samimi, gerçek ve doğru…

GOMORRA
Roberto Saviano’nun 2006’da yayımlanan kitabı, Napoli mafyası ‘Camorra’nın kanlı içyüzünü bütün detaylarıyla anlatmış ve büyük bir cesaret örneği olarak değerlendirilmişti. İtalya’daki satışı iki milyona yaklaşan kitap, 42 dile çevrilerek bütün dünyada yankı buldu. Kitap piyasaya çıktığında, 27 yaşında olan Saviano ve filmin yönetmeni Matteo Garrone’nin de aralarında olduğu altı kişilik bir ekip tarafından kaleme alınan senaryo, beyazperdede de büyük ses getirdi. Cannes’de ‘Altın Palmiye’ adayı olan ve festival büyük ödülünü kazanan suç yüklü dram, adeta bir belgesel gerçekliğinde ele alınmış. İtalya’nın ‘En İyi Yabancı Film’ dalında Oscar adayı da olan film, Napoli kentinin acımasız suç örgütü Camorra’nın suç trafiğini, örgütün hesabına çalışan veya örgütle bir şekilde ilişkisi bulunan karakterlerin üzerinden anlatıyor. Kitap ve film adını, günahkâr yaşamları nedeniyle Tanrının gazabına uğramış Gomorroh şehrinden alıyor. İzleyicisini, gangster kapitalizminin labirentlerinde bir çeşit keşif gezisine çıkaran yapımın uyarlandığı aynı adlı ünlü romanın yazarının, kendi ülkesinde suikast tehditleriyle ve 24 saat polis koruması altında yaşadığını hatırlatalım. Yaşadığımız çağın acıtan gerçeklerini, kanunun üzerinde yer alan karanlık ve büyük bir ticaretle uğraşan acımasız bir suç örgütü vasıtasıyla öyküleyen film, sadece yerel bir gerçekliğin resmini çekmekle kalmıyor, evrensel yaralara da parmak basıyor. Hem de cesur ve güçlü bir sinemayla yapıyor bunu.

Bu yazılar da ilginizi çekebilir