
Sinemasız kalmayın çünkü sinema hayatı "eşsiz" kılar.
Bu haftanın dört filmi arasında öne çıkanlar, Nobel ödüllü Portekizli yazar José Saramago’nun aynı adlı ünlü kitabından uyarlanan “Körlük” ve ilk olarak 1984’te beyazperdeyi yansıyıp, ‘fenomen’ bir seriye dönüşen ‘Terminatör’ün yeni halkası “Terminatör: Kurtuluş”.
Uzakdoğu’nun ünlü çizgi romancılarından Güney Koreli Kang Kyunk-ok’un ‘Two People’ adlı eserinden uyarlanan Güney Kore yapımı korku filminin yönetmeni Oh Ki-hwan. Lanetli hayalet öyküsüyle özellikle uzak doğu korkularının sadık hayranlarına seslenen film, bir lise öğrencisinin; ailesinin karanlık geçmişinden dolayı yaşadığı kâbusa odaklanıyor.
Fransız moda ve reklam fotoğrafçısı Fred Cavayé’nin ilk uzun metrajı, romantik tatlar içeren bir suç filmi. Başrollerini güzel ve yetenekli aktris Diane Kruger ve Vincent Lindon’un paylaştıkları yapım, Fransız Oscar’ları olarak bilinen César Ödülleri’nde ‘En İyi İlk Film’ dalında yarışmıştı. Cinayet suçuyla hapse atılan suçsuz Lisa ve onu kurtarmak için kanun dışı işlere bulaşan eşi Julien’in macerası.
Nobel ödüllü Portekizli usta yazar José Saramago’nun ülkemizde aynı adla yayımlanmış ünlü romanından uyarlanan “Körlük”, sarsıcı ve gerilim yüklü bir dram. Bu çok iddialı edebiyat uyarlamasını yöneten isim, “Tanrı Kent” ve “Arka Bahçe” gibi yine başarılı roman uyarlamalarından tanıdığımız Brezilyalı usta sinemacı Fernando Meirelles. Kanadalı aktör-senarist ve yönetmen Don McKellar’ın beyazperde için kaleme aldığı ve geçtiğimiz yıl Cannes’de ‘Altın Palmiy’e için yarışan etkileyici filmde başrolü Julianne Moore üstlenmiş. Mark Ruffalo, Gael Garcia Bernal ve Danny Glover, zengin oyuncu kadrosunun önemli isimleri.
Sebebi bilinmeyen ve hızla yayılan körlük salgını fonunda, modern ve uygar toplumun gerçek yüzünü, özünde yatan barbarlığı ve dehşeti alegorik biçimde perdeye yansıtan film, yaşadığımız günlere ve çağdaş insana bir tepki. Körlük olgusunu bir metafor olarak kullanan, basit imgelere başvurmadan, yoğun bir anlatımla anlatıcının ve ‘adı olmayan’ kahramanlarının konuşmalarını ortak bir monologa dönüştüren yapım, aslında liberal demokrasinin insanlığı sürüklediği uçurum kenarını, olağanüstü bir hakimiyet ve ustalıklı bir sinemayla anlatıyor. “Tanrı Kent” ile tanıdığımız Uruguaylı görüntü yönetmeni César Charlone’nin yarattığı müthiş görsellik ise dikkat çekici. Belki biraz iddialı olacak ama beyazperdede izlediğim en önemli edebiyat uyarlamalarından biri “Körlük”. İnsanı allak bullak eden, kaçırılmayacak bir film.
Görsel yenilikleri, karanlık öyküsü ve bilimkurguya aksiyonu aşılamasıyla 80’lerin ikinci yarısından itibaren beyazperdeye damgasını vuran ‘Terminatör’ serisi, yeni filmiyle sürüyor. “Terminatör: Kurtuluş”, tamamı gelecekte geçen yine kapkara bir öykü anlatıyor. Skynet’in yol açtığı nükleer kıyametin ardından insanoğlu, neslini sürdürmeye çalışmaktadır. Skynet’in Terminatör askerleri, ele geçirdikleri insanları öldürmek, köleleştirmek ve deneylerde kullanmak üzere terör estirmeye devam etmektedirler. Geleceğin ve insanlığın tek umudu olan John Connor ise iyi niyetli bir cyborg olan Marcus ve gelecekteki babası Kyle ile birlikte büyük bir mücadele vermek üzeredir. McG imzalı filmde başrolü Christian Bale üstlenmiş. Ölüm makinelerine karşı insanlığın geleceği adına mücadele veren John Connor rolündeki Bale’e, yarı-insan yarı cyborg Marcus karakterinde Sam Worthington eşlik ediyor. Bryce Dallas Howard, Anton Yelchin, Moon Bloodgood ve usta aktris Helena Bonham Carter hikâyenin diğer kahramanlarına hayat veriyorlar. Atmosferi, öyküsü ve temposuyla, ‘Terminatör’ serilerinin izinden giden yapım, oldukça derli toplu ve sürükleyici. Türün ve özellikle serinin hayranları bir an bile tereddüt etmemeli.
Yorum Yazın