
Sinemasız kalmayın çünkü sinema hayatı "eşsiz" kılar.
![]()

Bu hafta yine kalabalık. Sekiz yeni filmin, üçü yerli yapım: Cemal Şan üçlemesinin son halkası “Ali’nin Sekiz Günü”, bir ilk film olan “Usta” ve Derviş Zaim’in ödüllü filmi “Nokta”. İncelikli animasyon “Igor”, aksiyon yüklü “Tetikçi 2”, korku-gerilim örneği “Kan Kitabı”, iki Oscar ödüllü ve Sean Penn’li Gus Van Sant filmi “Milk” ile bir efsanenin geri dönüşüne tanıklık edeceğimiz “Star Trek” haftanın yabancı filmleri.
Cemal Şan’ın akıl-kalp-ruh üçlemesinin üçüncü filmi “Ali’nin Sekiz Günü”, ‘aklı’ betimliyor. “Zeynep’in Sekiz Günü”, kalbi, “Dilber’in Sekiz Günü” ise ruhu simgeliyordu. Hikâyenin özüne uygun olması nedeniyle sekiz günde çekilen “Ali’nin Sekiz günü” galasını 20. Ankara Uluslararası Film Festivali’nde yapmış ve en iyi film seçilebilmek için yarışmıştı. Cemal Şan’ın yazıp yönettiği dramda Serdar Orçin, Begüm Birgören, Ufuk Bayraktar ve Uğur Polat rol alıyorlar. Ali’nin bütün hayatı, evi ve sahibi olduğu bakkal dükkânıdır. En büyük derdi ise, onu sürekli rahatsız eden kiracısı Kemal’dir. Tekdüze ve sıkıcı hayatı, mahalleye taşınan Zeynep’i görmesiyle değişir. Genç adam için kısa zamanda bir tutku halini alan kadının hayatında ise başka bir erkek vardır.
İşlediği bir suç yüzünden çektiği azaptan kurtulmaya çalışan bir adamın öyküsü. Ahmet, yakın bir arkadaşı vasıtasıyla tarihi değeri yüksek bir Kuran’ın çalınmasına istemeden bulaşır. Ancak kalkıştığı iş onu tahmin etmediği bir noktaya sürükleyecektir. “Tabutta Rövaşata”, “Filler ve Çimen”, “Çamur” ve “Cenneti Beklerken” ile tanıdığımız Derviş Zaim’in yeni filmi “Nokta”, ‘45. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde ‘en iyi yönetmen’ dahil toplam beş ödülün sahibi olmuştu. Zaim, “Cenneti Beklerken”de minyatür sanatını filmine eklemişti. Bu kez, hat sanatıyla sinemayı buluşturuyor. Senaryosunu da Zaim’im yazdığı ve plan sekans olarak tasarladığı filminde başlıca rolleri, Mehmet Ali Nuroğlu, Serhat Kılıç, Settar Tanrıöğen, Şener Kökkaya ve Mustafa Uzunyılmaz üstleniyorlar.
Tamamen kendi olanaklarıyla bir uçak yapmak ve uçurmak isteyen bir oto tamircisinin öyküsü, yapım tasarımı ve teknik kalitesi bakımından oldukça iyi. Bahadır Karataş, yönettiği ilk uzun metrajının senaryosunu, Ayfer Tunç ile birlikte yazmış. Görüntü yönetimi ise Mirsad Heroviç imzalı. Yetkin Dikinciler’i başrolde izleyeceğimiz dram, günümüz Türkiye’sinden politik-ekonomik ve kültürel kesit ve gerçekler de içeriyor. Fadik Sevin Atasoy, Şevket Çoruh, Hasibe Eren, Tomris İncer’in diğer önemli rolleri üstlendiği yapım, sıradan bir insanın tutku hikâyesinden yola çıkıp, günümüz toplumsal değer ve gerçeklerini gözler önüne seriyor.
Sırtındaki kamburla dünyaya gelen ve acımasız ustasına asistanlık yapan Igor’un en büyük hayali, önemli bir bilim adamı olmaktır. Şeytani Buluşlar Fuarı’nın açılmasına bir hafta kala ustası ölünce, Igor, yıllardır beklediği fırsatla karşılaşır. Kavanozda bulunan beyin ile ölümsüz bir tavşan, büyük deneyinde kullanacaklarıdır. Bütün zamanların en kötü, en büyük ve en acımasız canavarını yaratmak için uğraşan Igor’un yaratığı, ünlü bir oyuncu olmak için can atan ve iyi kalpli bir dev olarak ortaya çıkar. Anthony Leondis’in ilk çalışması olan animasyon, incelikli politik eleştirilere de sahip.
2006 tarihli aksiyon bombası “Crank / Tetikçi” çok beğenilmiş, Jason Statham, aksiyon krallığı tahtına, kalmamak üzere oturmuştu. Mark Neveldine ve Brian Taylor, yazıp yönettikleri popüler filmin ikinci bölümüyle yeniden karşımızdalar. “Tetikçi 2”nin senaryosu da yine onlara ait. Kahramanımız Chev Chelios’u helikopterden düşüp, betona çakılmış halde bırakmıştık ilk filmin sonunda. O son sahne ile başlayan ikinci filmde, kahramanımızın durumu daha da kötü. Çünkü bu kez kalbi kayıp. Çin mafyası tarafından kaçırılan Chev, gözlerini açtığında kalbinin çıkarılıp yerine şarj edilmesi gereken pilli bir cihazın takıldığını görür. Kalbini bulmaya ve onu çalanlardan intikam almaya kararlıdır. Los Angeles’ı dekor alan tempolu serüvende, ilk filmde olduğu gibi yine Amy Smart ve Dwight Yoakam, Statham’a eşlik ediyorlar. Yeni filmin sürprizi ise Çin suç örgütünün lideri olarak izleyeceğimiz, efsanevi Kung Fu dizisinin yıldızı David Carradine. Aksiyon tutkunları için bir başucu filmi olan yapım, adrenalin fazlalığı yaratacak tempoda.
Stephen King’in korku edebiyatındaki en büyük rakibi olan İngiliz yazar Clive Barker’ın kısa öykülerinden biri daha beyazperdede. Film adını, sinemaları en son “The Midnight Meat Train / Dehşet Treni” ile ziyaret eden Barker’ın 1984-85 yılları arasında yayımlanan ve usta yazarın adını dünyaya duyuran “Boks of Blood / Kan Kitapları” serisinden alıyor. Çekimleri İskoçya’da gerçekleşen İngiliz yapımının yönetmeni John Harrison. Paranormal olayları inceleyen bir kadın, araştırmaları sonucu, tuhaf bir evde yaşayan ve ölüler dünyası ile bağlantı kuran genç bir üniversite öğrencisine ulaşır. İkili arasında başlayan yakınlaşma, ölüm ve yaşam arasındaki çizgiyi kaldıracak, ruhlar alemine bir kapı açılacaktır. Doğaüstü gerilim, türün ve Clive Barker hikâyelerinin hayranları için keyif verici.
Bu yıl sekiz dalda Akademi Ödülleri’ne aday gösterilen, Sean Penn ile ‘En İyi Erkek Oyuncu’ ve ‘En İyi Özgün Senaryo’ olmak üzere 2 Oscar kazanan biyografik dramın yönetmeni, beyazperdenin ‘auteur’ isimlerinden Gus Van Sant. Filmdeki performansıyla ikinci Oscar’ını kazanan Sean Penn, yakın dönem Amerikan tarihinin önemli figürlerinden birini, aktivist kimliğiyle öne çıkan ve halkoyuyla göreve getirilen ilk eşcinsel politikacı olan Harvey Milk’i canlandırmış. Milk, Amerikan tarihinde, eşcinsel bir politikacı olmasından öte, kurban gittiği cinayet ve ölümünün ertesindeki mahkeme süreciyle de öne çıkmış bir isim. Film, Harvey Milk’in bütün yaşamını değil, kırk yaşından itibaren sürdürdüğü önemli bir dönemini perdeye yansıtıyor. Film, öyküsü, yönetimi ve oyunculukları dışında özellikle 70’li yılların atmosferini son derece başarılı şekilde yansıtmasıyla sanat yönetimi ve genel anlamıyla yapım tasarımı bakımından çok başarılı. Penn’e eşlik eden isimlerde bir hayli ünlü: Josh Brolin, Diego Luna, James Franco ve Emile Hirsch. Biyografilerden hoşlananlar, Gus Van Sant ve Sean Penn hayranları kaçırmamalı.
1966’da yaratılmış, bütün dünyada bir fenomen halini almış efsane TV dizisinin yeni film versiyonu nihayet sinemalarda. 70’lerin ortasından itibaren ülkemizde de vazgeçilmez bir eğlence ve alışkanlığa dönüşmüş olan “Uzay Yolu”, “Lost” ile bütün dünyada tanınan J.J. Abrams tarafından yeniden yaratılmış. 43 yıllık miras modernize edilmiş ama Abrams, zamanı geriye sarmış ve kahramanlarımızın, Kaptan Kirk’ün, Mr. Spock’ın, Doktor McCoy’un ve diğerlerinin öyküsünü, yani seyir defterini en başından anlatmış. Tanıyıp bildiğimiz bütün Uzay Yolu ekibinin gençlikleri ve efsane gemileri Atılgan ile çıktıkları serüvenlerin öncesi filmin öyküsünü oluşturuyor. Bu yönüyle modern bir prequel olan yapımda Kaptan Kirk’ün, Mr. Spock’un, Doktor McCoy’un, çekici teğmen Uhura’nın, Teğmen Sulu’nun, ışınlama görevlisi mühendis Scotty’nin, Rus asıllı taktik subayı Chekov’un ortaya çıkma, birbirlerini tanıma ve efsanenin başlangıcına gelene dek yaşadıklarını izliyoruz. William Shatner, Leonard Nimoy ve diğerleri, yerlerini çok yetenekli genç isimlere bırakmışlar. Kaptan Kirk rolünü Chris Pien üstlenmiş. Mr. Spock’a Zachary Quinto hayat vermiş. Anton Yelchin, Karl Urban, Zoe Saldana, John Cho ve ünlü İngiliz Simon Pegg, eski kahramanlarımızın yeni yüzleri olmuşlar. Kaptan’ın seyir defterini yıllar sonra yeniden aralamak, büyük nostaljiyi yaşamak ve ‘bütün o eski şeyler gibi güzel’ görünen yeni uyarlamayı keşfetmek için acele edin.
Yorum Yazın